Posted on

(Ağalıktan Gönüllü Köleliğe)

25.06.2017

Kentav

Arkadaşım Süleyman Akyol’a

 

Atamın teyzeoğlusu Mehmet Ali, kurdaşıdır. Evimizi ziyaretinde evde olan ne varsa –pekmezi, turşusu, bulguru ve ayranıyla- bizzat atamın kendisi kuzenine itinayla yer sofrası hazırlar. Anacığım da habire mutfaktan yer sofrasına bulup buluşturduğunu getirir. Atamın neşeli, keyifli anlarına çok az rastlasam da şaka ve gülmenin doruk noktasına çıktığı an kuzeninin üç dört yılda bir evimizi ziyaret ettiği hep bu günlerdedir. Teyzeoğlusunu konuşturur, makaraya sarar, O da: “ Ziya yapma! Bak bozuşuruz!” dedikçe şakanın dozunu daha da artırırdı. Mehmet Ali Amca’yı hararetli bir sohbetin içine çektikten sonra sol eliyle kartal pençesi gibi ensesini kavrar,  taş ocaklarında çekiç, tokmak sallamaktan eğilip kamburlaşan kalın, eğik parmaklı sağ avucuyla kuzeninin suratını baştan aşağı sıvazlardı. Mehmet Ali Amca bir yandan ensesine yapışan kartal pençesinden kurtulmaya çalışırken cılız elleriyle suratındaki zımpara gibi eli çekip almaya çalışırdı. Mehmet Ali Amcanın nafile çabaları ve bu adaletsiz cebelleşme atamı daha da keyiflendirirdi. Dikmen’in taş ocaklarında  balyoz sallaya sallaya kanı çekilmiş, hızarhanede devasa tomrukları kamyondan indirip hızarda biçerken derin çizikler açılıp kat kat nasırlaşan  avuç ayası adeta pütürlü, zımparaya dönüşmüştü. Atam ve yarenleri parmak ezikliği veya ayalarında meydana gelen derin çizgiler iyice açıldığında melhem, ilaç yerine taşocağında ezdikleri taş tozlarını bu derin yaralara ekerek iyileştirirlerdi.

İşte bu güçlü zımpara eller,  Mehmet Ali amcanın yüzüyle buluşup aşağıdan yukarıya inince kısa bir an da olsa mobilya dolaplarını zımparalarcasına çizikler oluştururken acı da vermiyor değildi. Atam, Ayhan Işık bıyıklarının altından kıs kıs gülerken göbeği de oynardı. Kuzeni: “Bak Ziya devamlı bunu yapıyorsun. Bir daha gelmem!” derken atam bir daha yapmayacağına dair başını sallar, punduna getirdiğinde zımpara eli bir kez daha kuzeninin suratına uzanırdı.

***

Hızarhane…  Kamyon kamyon tomruklar gelir ve indirme işlemi başlar. Zahmetlidir, sıra sıra istiflemek gerekir. Daha sonra beş altı metrelik tomruklar hızar makinesine takılır, kaç santim kalınlıkta tahta kesileceği hesaplanır. Atam daha sonra bu tomrukları omzuyla çelik şeride doğru iter. Hamdi Emmi şeridin başındadır. Keskin ve ince dişlerle buluşan tomruklar yavaş yavaş düz bir tahta şeklinde bir bir ayrılır. Bu arada şeridin çevresinden bir toz bulutu çıkar ki bu ince talaştır. Şerit yuvasının altında birikir ve daha sonra biriken bu talaş hızarın arkasında camsız bir pencereden çuval çuval depoya aktarılır. Hızarhaneyi kaplayan çıra kokusu da işte bu talaşla başlar ve bütün hızarhaneyi keskin, ge