GÜNGÖRNAME

UDDÜ

41 SORUDA TABU- ÖRTMECE SÖZLER-I- PDF Yazdır e-Posta

 

 

 

 

41 SORUDA

TABU-ÖRTMECE SÖZLER

-I-

 

Soru-cevap biçiminde hazırlanan bu bölüm, Bişkek Sosyal Bilimler Üniversitesinde (2006) yapılan «Кыргыз жана түрк тилинде ооруга байланыштуу тергөө сөздөр» adlı (yayımlanmamış) doktora tezi kaynak alınarak hazırlanmıştır.  Doktora tezinin aslı Kırgızcadır.

Kaynak gösterilmeden hiçbir şekilde alıntı yapılmaması önemle rica olunur.

Konu başlığında niçin “41” sorusunun yer aldığını okuyucu, metnin bütününü okuduktan sonra daha iyi algılayacaktır.

 

 

1. Tabu nedir?

 

Tabu etnolingüistik açıdan ele alındığında Tonga dilinden gelen uluslararası bir terimdir. Taboo veya tabu sözcüğünün İngiliz dilinde ilk kez yer alması 1768-1779 yılları arasında denizleri, okyanusları gezen James Cook vasıtasıyla olmuştur.

Tabu’yu psikolog, sosyolog ve dilciler değişik zaman ve bilimsel çalışmalarında tanımlama yoluna gitmişlerdir. S. Freud’un tanımlaması psikoloji ve sosyoloji açısından yeterli ve eksiksiz bir tanımlamadır:

Tabu: insanlığın yazılmamış en eski yasası olarak yasaklarla ortaya çıkan, bu yasakların ihlali ile aynı ceza sistemlerini doğuran, bu içerikle yasağın türünü, yasağın çiğnenmesi sonucu kutsallığı ya da kirliliği anlatır.[1] Polinezya dilindeki anlamı (aslı tapu) ta: işaretlemek, nişan koymak ve pu: olağanüstü, insanı şaşırtan, dikkat çeken demektir.

Birbirine karşıt iki anlamı taşıyan tabu bir yandan kutsal, kutsallaştırılmış özelliğini taşırken diğer yandan tehlikeli, yasak, kirli ve korkunç niteliğini ortaya çıkarır[2]. ‘Kutsal korku’ tamlaması çoğu durumda tabu anlamını taşır.

Tabu yasaklamaları din ya da ahlak yasaklarından farklıdır. Tabu yasakları kendiliğinden yasaktır. Yasak olmalarını kendileri gerektirir ve doğrulukları için akla uygun bir neden gösteremezler, kökenleri de belli değildir. Dolayısıyla onun egemenliği altında olanlar için bu yasaklar bir zorunluluk, bir gerçektir.

Tabunun yasaklamaları, dinsel ve görgü kurallarının yasaklamasından başkadır. Tabunun yasaklamaları kendisini oluşturur. Yasaklamaları kendisi gösterir ve bunların nereden geldiğine işaret etmez. Dolayısıyla bu yasaklamalar, onları kullanan insanlar için sakınılması ve uyulması gereken gerçek bir vazifedir.

Dinsel yasaklarda ise ne otomatik bir edim, ne de bulaşma olayı olmaması nedeniyle buna dinsel yasaklar demek daha doğru olur. Tabunun yok sayılması ya da çiğnenmesi suçlunun (günahkârın) kendisini de tabu yapar.

Tabu (Polinezya adalarında) toplumun fakir ve zengin, asil ve sıradan halk olarak bölünmesine sebep olmuştur. Bu da dünyayı sihirli kudret ve güçlerin yönettiği esasına dayanmaktadır. Tanrılar ile ruhların, toplumun önde gelen asil, elit ve sıradan tabakasıyla ilişkilerinde tabu ve tabu bilinen kavramların rolü çok büyüktür. Bu sınıfsal katmanlardaki bireylerin, toplumdaki görgü kurallarına, kanunlara uygun olarak hareket etmesi ve bu kuralların dışına çıkmaması gerekir. Bir arada yaşayan/ yaşama ihtiyacı hisseden insanoğlu, aile, toplum veya sosyal kurumlarını oluştururken tabu burada kendini göstermeye başlamaktadır. Evlilik, cenaze vb. törenlerinde ya da bir takım ritüellerde tabu; yasak koyucu, eylem ve hareketi sınırlayıcı (yiyecek içecek, cinsellik, insan ve hayvan adları vb.) olarak toplumun/ bireyin karşısına çıkmaktadır.

Tabunun sosyal ve kültürel boyutunu bir şekilde izah etmek mümkünken psikolojik içeriğine girmek bir hayli zordur.

 

2. Örtmece (söz) nedir?

 

Örtmece söz (euphemism) Türk dilbiliminde yeni ele alınan lingüistik kavramlardan ve buna uygun olarak da kullanılan terimlerden biridir. İnsan, hayvan, kutsal varlık vb. adlara yönelik sakınmalar, bu adların yerine kullanılan örtmece sözler bütün dünya halklarının dillerinde vardır. Tabu baskısıyla ortaya çıkan adlara yönelik dildeki bu eğilim ve sakınmalar, Türk lehçelerinde de yaygındır.

Örtmece söz (euphemism, Yunan euphemismos sözcüğünden gelmektedir: ‘eu’ iyi, kibar ve ‘phemi’ söylemek ) bitaraf sözü veya söz öbeğini kullanarak kaba, ahenkli olmayan sözcükler yerine ahenkli, hoş sözcükleri söyleyerek güzel konuşmak anlamına gelir[3].

Örtmece söz: (euphemism, güzel adlandırma, iyi adlandırma) « kimi varlıklardan, nesnelerden söz edildiğinde doğacak korku, ürkme, iğrenme gibi duyguların, kötü izlenim ve çağrışımların önlenmesi amacına yönelen ve dünyanın her dilinde rastlanan bir değiştirme olayı»dır.[4]

3. Türk ve yabancı dilciler örtmece sözü nasıl tanımlamaktadır?

Örtmece sözle ilgili Türk, Kırgız ve yabancı dilciler birçok tanımlamalar yapmışlardır. Değişik zamanlarda ve farklı bilim dallarında çalışmalar yapan bilim adamlarının birbirine yakın tanımlamaları örtüştüğü gibi farklı yaklaşımları da söz konusudur:

Oxford İngilizce-Türkçe Sözlükte euphemism (örtmece)’in tanımı: «Edebî kelam, söylenmesi kaba, çirkin ya da sakıncalı görülen nesnelerin, kavramların, başka sözcüklerle daha uygun biçimde anlatılmasıdır».[5]

Tabu ve örtmece sözler, Kırgızca’da henüz bütün yönleriyle araştırılmamıştır. Bu ikisinin yapısı ve sırrı, her birinin özellikleri, kullanılma durumları ve kavram alanları tam belirlenemediği için karışıktır. Kırgız dilcileri ‘örtmece söz’ü şu şekilde tanımlamaktadır:

«Bir inancın neticesinde bir takım manalar taşıyan bir varlığın veya kavramın gerçek adının söylenilmesi yasaklanarak yerine başka sözcükler kullanmaya ‘örtmece’ denir.»[6]

C. Mamıtov ve Z. Kulumbayeva: «Söylenmesi uygun olmayan nahoş, nezaket kuralları dışındaki kaba, çirkin sözlerin yerine başka sözcükler kullanmaya ‘örtmece’ denir.»[7]

S. Davletov, C. Mukambayev ve S. Turusbekov ise: «Dilde herhangi bir adın (göstergenin) yerine başka bir sözcük/söz kullanmaya tabu ve örtmece denir» diye tanımlar. Her iki dilci tabu ve örtmece sözü eşdeğer olarak kabul etmiş, birini diğerinden ayıran özellikler üzerinde durmamışlardır.[8] Yine T. Akmatov, S. Ömüraliyeva tabu sözle örtmece sözü eşanlamlı sözcükler / sözler olarak ele alıp değerlendirmişlerdir.[9]

Kazak dilci A. Ahmetov örtmece sözü, biçim değiştiren tabu veya doğrudan söylenmesi yasaklanan kavramın yansıması ya da tabunun eşanlamlısı diye ifade eder (Ahmetov, 1995:7).

Kırgız dilcisi Beyşenbay Usubaliyev ise örtmece sözü, Kazak dilciden farklı açıdan yaklaşmaktadır: ‘Tabu sözlerle örtmece sözler, çıkış sebeplerinin aynı olmasından hareketle eşanlamlı kavramlar olarak algılanmaktadır. Bu da örtmece sözü, tabu sözler gibi doğrudan söylenmesi uygun olmayan eşdeğer adlandırmalar olarak ortaya çıktığı yanılgısına götürmektedir. Oysa örtmece sözler tabu kaynaklı olabildiği gibi, ahlakî değer ve nezaket kurallarına dayalı sakınmaların neticesi olarak ortaya çıktığını da burada vurgular’ (Usubaliyev, 1977:3).

Kırgızca’da örtmece: tergöö (fiil. terge: -kadınlar hakkında- bir sözcüğün yerine başka sözcüğü kullanmak)[10] Yakutça’da: harıstan atar til ya da harıstır til’dir. Altaylılar’da: pay söz ya da paylagan söster,[11] Kazakça’da tan tıyım, at tergew (Ahmetov, 1995: 172), sözleriyle karşılanmaktadır.

3. Örtmece sözlerin bilimsel disiplinlerle ilişkilerine değinir misiniz?

Örtmece sözler, çağdaş Türk dillerinde karşılaştırmalı olarak incelenmesi gereken lengüistik problemlerdendir. İngilizce, Rusça, Çince gibi birçok dünya dilinin yanı sıra Türkmence, Özbekçe, Azerice ve Kazakça gibi büyük Türk yazı dillerinde de monografik nitelikli araştırmalar yapılmıştır. Öte yandan etkisini günümüzde de hissettiren tabu, yerini örtmece sözlere bırakmaktadır. Toplumların dil ve kültüründe ahlak, etik, görgü kurallarının zorlaması neticesinde kaba, çirkin ve ayıp olarak nitelendirilen küfür nicelikli sözlerin yerine kulağa hoş gelen, nezaket ve ahlak kuralları gereği, söylenmesinde hiçbir sakınca ve tereddüt edilmeyen güzel adlandırmalar yer almaktadır. Sözgelimi: Gebe yerine T.Türk. yüklü, hamile, Kırg. boyunda bar, eki kabat, verem yerine T.Türk: adıgüzel, gelincik, güzel ağrı vb. Kırg. kurgak uçuk vb.

Örtmece sözler, genelde biçembilim (stylistic) in konusu olmakla birlikte özelde mantık, psikoloji, tıp, etnografya, tarih, edebiyat, ahlak ve estetikle de yakından ilintilidir. Tabu ile örtmece sözleri tarihi dilbilim açısından eş zamanlı (synchronic) ve art zamanlı (diachronic) olarak incelemek gerekir. Bunun yanı sıra tabu ve örtmece sözlerin biçimsel anlamsal yapısını, toplumun dil ve kültür hayatına etkilerini vb. özelliklerini araştırıp incelemek budundilbilimin (etnolengüistik)’in görevidir.[12] Dili yaratan kültür çerçevesinde tarihî ve etnografik verilere de ihtiyaç vardır. Sözlerin etimolojik, biçimsel ve anlamsal özelliklerini ne kadar geriye götürebilirsek konu, töz olmaktan çıkıp biçime dönüşür. Bir başka ifadeyle bulanıklık, konuyla ilgili sır perdesi aralanmış olur. Tabu ve örtmece sözler, kendilerini yaratan toplumun tarihi derinliği, etnografik kültürel yapısı, dil ve psikolojisiyle sıkı sıkıya ilişkilidir.

Örtmece sözleri dini ve batıl inançların temelinde yasaklanmış sözler olarak sınırlamanın yeterli olmadığını, ahlakî normların sakıncalı bulduğu, edep ahlaka uygun olmayan sözleri de kapsadığını özellikle vurgulamak gerekir.

 

6. Tabu ve örtmece söz arasındaki ilişkiyi açıklayabilir misiniz?

 

Tabu ve örtmece sözlerin çıkış itibarıyla çok uzun tarihsel bir sürece dayalı olduğunu görürüz. İnsanoğlunun -tarih sahnesine çıktığı andan itibaren- manevi kültürünün günümüze kadar gelenek- görenek, dini, batıl inançlara ve dil kültürüne dayalı olarak yaşadığı bilinmektedir. Örtmece sözler, bütün Türk lehçelerinde, halkın çeşitli inançlarına göre kutsal ya da kıymetli; korkunç veya tehlikeli sayılan varlıkların başat isimlerinin, hatta ona sesteş, benzer sözcüklerin yerine kullanılan dil göstergeleridir. Bundan dolayı, söylenmesi yasak sözcüğün yerini örtmece sözler (euphemism) almaktadır. Eski zamanlarda ortaya atılıp günümüze kadar ulaşan tabu ve örtmece sözler, sebep sonuç bağlamında gelişen tarihi bir dil olgusudur. Bir kavramın gerçek isminin söylenmesini yasaklayan tabu sözler sebep, başat adın yerine geçen örtmece sözler ise sonuçtur. Söylenmesi yasak sözcüklerin neticesi olarak örtmece söz ortaya çıkmaktadır. Örtmece sözler, yasaklanan dilsel ya da dil dışı göstergelerin belirtilerini, niteliklerini tanımlama özelliğine sahiptir.

Bu arada şunu da ifade etmek gerekir ki, etnolingüistik nitelikli tabu kavramsallaştırması, yalnız anlamlanmayı yasaklayan bir sınır/sınırlayıcı değil, dildeki sözcüksel adlandırılmaya, dolayısıyla dilsel göstergenin kullanımına konulan bir yasaktır. Çünkü kültürle beraber dilde yerleşen belli bir kavramın algılanmasına hiç kimse yasak koyamaz. Birtakım nedenlerle bir kavramın adlandırılması ve alenen kullanımı mümkün olmadığı zaman, söz konusu sözcüksel gösterge tabuya dönüşmektedir. Onu değiştirmek, başka sözle adlandırmak, kısacası örtmece sözle tanımlamak herhangi bir gelişmiş veya gelişmemiş dilde bile olanaklıdır. Bu bakımdan örtmece söz, biçim değiştiren tabu veya doğrudan söylenmesi yasaklanan kavramın dilsel yansımasıdır.

Tabu ve örtmece sözlerle ilgili unutulmaması gereken bir husus daha vardır. Hiçbir dil sözün kullanımını sınırlamaz ve kendiliğinden yasak getirmez. Dil için bütün sözler veya sözcükler birdir. O, hiçbir sözcüğü dışlamaz. Tabu sözleri doğuran sebepler dilin kendisinde değildir, o dili iletişim aracı olarak kullanan bireylere ve topluma dayanır. Bu açıdan ele aldığımızda tabuyla örtmece sözler yalnız etnolingüistik oluşum değil, sosyolingüistik bir olgudur aynı zamanda. Çünkü tabu örtmece sözler, insanların toplum içerisindeki sosyokültürel ve doğal çevreye bağlı kalıplaşmış inanç, gelenek-görenek, değer yargıları ve normlarının dile yansımasıdır.

Bu değerlendirmelerin yersiz olmadığını başka dünya dillerinde olduğu gibi Türk dil ailesinde yer alan Kırgız ve Türkiye Türkçesinde bazı tabu sözlerin (organ adları, hastalık adları, yersiz sözler, fizyolojik kusurları dile getiren sözler, cinselliğe dayalı sözler vb.) sözlü, basın yayın ve yazılı dilde de açıkça kullanılmadığı görülmektedir. Sözlüklerde de yer almaz. Bu demek değildir ki, bu tür söz ve sözcükler, dilin sözcük hazinesinde yoktur. Bu tür sözcüklere sözlükte yer vermeyen dilin kendisi değil, dilciler yani sözlük yazarlarıdır. Yazarları ve dilcileri bu tarz çalışmaya mecbur eden ise, toplumda kalıplaşmış kurallar, resmi protokol, sansür ve ahlaki normlardır. Tabu sözleri her türlü sosyal sebeplere bağlı, belirli kurallar içerisinde sınır getirilerek yasaklanmış dil birimleri olarak nitelendirebiliriz. Çünkü bu tür sözcükler, sözlüklerde yer almasa da dilin genel söz dağarcığında, halkın düşünsel dil edincinde, ana dilini kullanan her bir insanın dil yetisinde şu veya bu şekilde yer almakta, yaşamaya devam etmektedir.

Yukarıdaki açıklamalardan da görüldüğü üzere tabuyla örtmece sözlerin arasındaki ilişkiyi doğuran, kavramsal nedenlerdir. Çünkü örtmece sözleri de ortaya çıkaran neden tabudur. Bundan dolayı, tabu ve örtmece söz birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Kısacası tabu, örtmece sözlerin yaratılmasını ve kendi yerine kullanılmasını zorlayan nedendir.

Bütün bu açıklamalardan sonra tabu ve örtmece (euphemism) sözlerin tümünü ‘sözcüksel etnografya dağarcığı’ olarak da adlandırmamız mümkündür. Tabu örtmece sözlerin arka planında, iç içe yoğunlaşmış etnografik unsurlar, gelenek görenekler, batıl ve dini inançlar, mit ve mitolojiler, ahlaki normlar yatmaktadır. Dildeki bu tür söz varlığını, kavramları etnografik ve dilbilim açısından ayrı ayrı ele almanın yanı sıra etnolingüistik açıdan detaylarıyla araştırmak da gerekir.

Etnolingüistik tabuyla, örtmece sözlerin faklı başka bir yönü daha vardır. Yasaklamaya, inançlara dayalı tabu sözleri değiştirip yerine kullanılan örtmece sözcükler kullanıla kullanıla belli bir süreçten sonra onlar da tabu sözlere dönüşmekte, yerlerini yeni örtmece sözcüklere bırakmaktadırlar. Bu açıdan ele aldığımızda tabu, dilin sözlüğünü neologizmlerle (yeni sözcüklerle) bir başka ifadeyle eşanlamlı örtmece sözlerle, eşadlarla zenginleştiren etnolingüistik olaydır, faktördür, etkendir.

Herhangi bir inanç ve inanışla ilgili ritüeller yok olduğunda tabu da yok olmaz. İnsanoğlu yeryüzünde yaşadıkça, ölüm ve ölümle ilgili korku var oldukça, toplum hayatında sosyal problem ve dalgalanmalar yaşandıkça, yeni inanç ve değer yargıları ortaya çıktığı sürece tabu da hep var olacaktır.

 

4. Tabu ve örtmece sözlerle ilgili yapılan çalışmalar ve (yabancı) kaynakların adlarını sıralar mısınız?

Örtmece Sözle ilgili İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Rusça, Gürcüce, Azerice, Özbekçe, Türkmence ve Kazakça’da doktora tezleri ve çok sayıda bilimsel makaleler yazılmıştır.

Tabu ve örtmece sözlerle ilgili ilk çalışmalar Edward Taylor[13], James G. Frazer[14] vb. etnologlar tarafından yapılmıştır. Bu insanlar, tabunun sihirle (sihirli güçlerle) ilişkili olduğuna,[15] insan psikolojisini derinden etkilediğine dair ayrıntılı bilgiler vermişlerdir. Rus dilcileri D. K. Zelenin[16], B. A. Larin[17], A. A. Bulahovskiy[18], A. A. Reformatskiy[19], N. İ. Tolstoy[20] vb. da bu konuda çalışmışlardır. D. K. Zelenin tabu konusunu ayrıntılı biçimde ele almış, N. İ. Tolstoy da budun dilbilimsel yönden araştırmıştır.

D. K. Zelenin’in ilgisini Doğu Avrupa, Kuzey Asya bölgesinde yaşayan halkların dillerindeki tabu ve örtmece sözler ve birbirleriyle olan ilişkisi çekmiştir. D. K. Zelenin örtmece sözcüklerin, ilk olarak geçimini avcılıkla sağlayan toplumlarda ortaya çıktığını savunur. Aynı araştırmacı, avcılık terimlerinin, vahşi hayvanlar, aletler, avlama türlerine dayalı sözcük dağarcığının, avcılık mesleğiyle ilgili eski kavramların büyü, gelenek göreneğini anlatan tarihsel etnografik bilgilerin birbirinden ayrılmaz bir bütünlük oluşturduğunu gözlemlemiştir. Bir başka ifadeyle tabu ve örtmece sözlerin birbirlerini tamamlayan bir bütün olduğunu ifade etmiştir.

Batılı bilim adamı Kery Ham[21] dilbilim bakımından örtmece sözlerin art zamanlı (diachronic) kuramını yazmıştır. Örtmece kelimelerin türleri, bu sözcükleri araştırma yöntemi, edebi eserlerde örtmece sözler ve örtmece sözlerin eğretileme (metaphor), düzdeğişmece (metonym), eşanlamları ile ilişkisini örnekler vererek açıklamıştır. Ayrıca Türkçe’deki tabu ve örtmece sözlerin ortaya çıkmasının sebep sonuç ilişkisiyle ilgili İ. Laude Tsirtautas’ın[22] da kayda değer çalışmaları vardır.

 

5. Türk lehçelerinde tabu ve örtmece sözle ilgili bilimsel çalışmalardan bahseder misiniz?

 

Türk dilli halklarda tabu ve örtmece sözler üzerinde çeşitli doktora çalışmaları yapılmıştır: S. Altayev’in “Türkmence’deki Örtmece Sözler” (Aşkabat, 1958), A. İsmattullayev’in “Modern Özbekçe’deki Örtmece Sözler” (Taşkent, Doktora Tezi, 1963), H. M. Cabbarov’un “Azerbaycan Dilindeki Tabu ve Örtmece Sözler” (Doktora Tezi, Bakü, 1972), A. K. Ahmetov’un “Kazakça’daki Tabu ve Örtmece Sözler” (Doktora Tezi, Almaata, 1973), N. A. Yayimova’nın “Altay Dilindeki Tabu Örtmece Sözler” (Dağlık Altay, 1990) adlı doktora tezini gösterebiliriz. Konuyla ilgili Ş. Ç. Sat’ın “Tuva dilindeki Tabu ve Örtmece Sözler” (Sovyet Türkolojisi, Bakü, 1981 ), N. A. Baskakov’un (Altay Halkının Dilinde Tabu ve Totemizmler, Sovyet Türkolojisi, 1975, 3–8 s.) ve B. O. Oruzbayeva, “Kırgız ve Altay Halklarının Hayatında Tabu ve İnançlarda Paralellikler” (33 – Pıyake Mesaj Metni, Budapeşte, Macaristan, 1990), “Kırgız Dilbilimindeki Önemli Sorunlar” (Bişkek, 1995:368) vb. bilimsel yazılarını da unutmamak gerekir. Ayrıca K. K. Şahjuri “Sözcüklerin Anlam Değişmelerinde Örtmece Sözler ve Rolleri” (Tbilisi, 1965) konusunda Rusça doktora tezini savunmuştur.

Türkçe’de tabu ve örtmece sözler hakkında değişik zamanlarda makaleler yayımlanmıştır. Saadet Çağatay’ın[23] “Türklerde Batıl İnançlar Arasında Tabu”, Turgut Akpınar’ın[24] Dünyada ve Türklerde Ağza Alınması Yasak (Tabu) Kelimeler”, Işın (İnce) Özyıldırım’ın[25] “Türkçe’de Örtmece Sözcükler Üzerine Bir Araştırma” ve Gülsüm Killi’nin[26] “Hakas Türkçesinde Tabu Sözler ve Örtmece” çalışmalarını burada zikretmek gerekir. Bunun yanı sıra Nizamettin Uğur ‘Anlambilim’ adlı kitabında örtmece sözlerin kısa kuramını yazıp sınıflandırmasını yapmıştır.[27] Tabu ve tabuya bağlı folklorik ve etnografik bilgiler içeren “Türk Folklor Araştırmaları,” “Türk Folkloru” vb. dergilerde çok sayıda yazılar yayımlanmıştır. Ancak, bu yazılarda konu dilbilim ve etnolingüistik açıdan ele alınmamış, genelde etnografik araştırmalar ve değerlendirmeler çizgisinde devam etmiştir. Ayrıca halk hekimliği, büyücülük konusunda da sempozyumlar düzenlenmiştir.

Kırgızca’da tabu ve örtmece sözler hakkında Kasım Tınıstanov,[28] B. M. Yunusaliyev,[29] N. Dırenkova[30] vb. ilk bilimsel bilgileri vermişlerdir. Ayrıca, konuyla ilgili Abak Biyaliyev[31] ile B. Usubaliyev[32]in vb. makalelerini burada belirtmek gerekir.

Kırgız ve Türk halkının tarihi sürece bağlı olarak gelenek görenek, boş inançlar temelinde ortaya çıkan tabu ve örtmece sözlerini İslam öncesi ve İslam sonrası diye iki dönemde ele almak gerekir. Türk halkları İslamiyet’i kabul ettikten sonra toplum yapılarında, (inanç, gelenek, kültür vb.) köklü değişiklikler olmuş ve kabul ettikleri bu yeni din, önceki dönemlerin kalıtları olan animist, totemist ve şamanist değerlerin izlerini silmeye zorlamıştır. Bununla birlikte, Kırgızların ve Türklerin (diğer Türk halklarının) hayatında bu değer ve yargılar, şu veya bu şekilde hâlâ yaşamaktadır. Meselenin bu boyutu aynı zamanda tarihçilerin, teologların ve sosyologların ilgi alanına girmektedir. Türkmen dilci S. Altayev konuyla ilgili doktora tezinde örtmece sözleri dönemlere ayırarak (Sovyetler Birliğinden önceki ve Sovyetler Birliğinden sonraki dönemlerde örtmece sözler vb.) incelemiştir. Toplumların yaşam biçimi, (konar, göçer, şehirleşme, tarım, endüstriye dayalı vb.) hayatı algılama biçimi değiştikçe örtmece sözler de sürekli değişme göstermektedir.

6. Tabu- örtmece sözleri hangi bilimsel disiplinde araştırmak ve incelemek gerekir?

 

Örtmece sözlerin biçimsel, anlamsal özelliklerine geçmeden önce tabu konusunun bütün yönleriyle ele alınması gerekir. Çünkü önsözde de ifade edildiği üzere örtmece söz sonuç; tabu da sebeptir. Çoğu kez tabu ve örtmece sözler birbirine karıştırılır; bu sözlerin ortaya çıkış nedeni farklı olmasına rağmen tabu ve örtmece sözler eşanlamlı sözcükler olarak düşünülür. Bilim adamları tabunun mitolojik ve dini inançlar sonucunda ortaya çıktığı konusunda aynı görüşleri paylaşmaktadırlar. Buna rağmen tabunun ortaya çıkmasındaki sosyal ve psikolojik nedenler hala örtüktür.

Konunun dilbilimsel boyutuna girmeden önce, etnolingüistik (budun dilbilim) hakkında kısa da olsa söz etmek gerekir:

N. İ. Tolstoy budun dilbilim hakkında şunu der: “...Etnolingüistik (budun dilbilim), dilbilimin bir alanı. Bu alan, halkın dili ile iç dünyasına, dili ile kültürüne ve dil ile sanatın bağlantısına, özelliklerine değinirken onları araştıran bilim adamlarına ışık tutacak çeşitli bilgileri içerir. Eski çağ kültürünü içeren büyü işleri, mit vb. dil göstergeleriyle paralel gelişme göstermiştir. Dil ve dile bağlı olarak sırrının açılmasında dilbilimi için de son derece önem teşkil eden bilgileri kapsamaktadır...” (Tolstoy, 1983: 184-190) Bu soruna ilk olarak Türkologlardan A. N. Samoyloviç,[33] B. A. Gordlevskiy[34] ve N. İ. İlminskiy,[35] İ. İ. İbragimov, E. E. Reçitskaya[36] değinmiş, bilimsel değerlendirmelerini yapmışlardır.

Akademik A.T. Kaydarov budun dilbilim konusunu ele aldığı bir yazısında ‘Bir dilin asırlar boyu süren serüveninde kuşaktan kuşağa gelerek varlığını sürdüren, bu süreçte gelişerek dil hazinesinin zenginliğini araştıran bilim dalı budun dilbilimdir. Bu alan, sadece etnografya ve dilbilimden oluşmuş bir alan olarak düşünülmemelidir. Etnografya ve dilbilimini birbiriyle iç içe, birbirini yaratan iki unsur olarak değerlendirmek gerekir. Dil olmadan etnos, etnos olmadan da dil olamaz. Genel anlamda söylemek gerekirse anadilimizin asırlar geçen eski tarihinde, dilin leksikolojik sistemindeki dil zenginliğinin temelini oluşturan tabu ve örtmece sözlerdir. Tabu ve örtmece sözler birbirini tamamlayan ve toplumda sürekli devingenlik gösteren dil unsurlarıdır. Bu dil göstergeleri halkın dilinde var olan, halkın yarattığı sözlerdir. Çünkü dilsiz halk olamaz” der.[37]

Kırgız dilci Beyşebay Usubaliyev, tabunun Kırgız halkının tarihi, hayat felsefesi, gelenek görenek ve yaşam tarzıyla doğrudan ilgili olduğunu, etnogenetik, psikolojik ve sosyal sebeplerin neticesinde incelenmesi gerektiğini ifade etmektedir.

7. Tabunun nedenleri nelerdir?

Bitki örtüsü, hayvanlar, taş, kaya, su, tabiat vb. doğa unsurları ilkel insanların bulundukları çevrede dikkatlerini çekmiş, tecrübe ve yaşadıklarına dayanarak kimi hayvanlardaki uçabilme, yüzebilme, çabukluk, bir bitkinin zehirlenmeye karşı ve hastalıkları tedavi etmedeki özelliğini fark etmişlerdir. Bu fark etme olayı yalnız tabiat unsurlarıyla sınırlı kalmamış cinslerinden olan yaşlıların, şamanların, savaşçıların, kralların parapsişik, sihirli, etkili hitabet, hiptonik vb. yetenekleri sayesinde toplum içinde sevgi, saygı duyulması ya da korku ve nefret uyandırmaları neticesinde de birtakım ‘olağanüstülük’, ‘gizemli güç kuvveti’ varlığı tasarımı doğmuştur.

Buryat dilbilimcisi A. İ. Ulanov: ‘İlkel insanların inancı gereği bir bitki, hayvan ve canlılar, tehlikeli manevi varlıklar, hastalıklar ve hastalıkların iyeleri (ruhları) vb. birlikte yaşayanların dilini duyar ve anlar. Söz, onlara sihir derecesinde etki etmektedir. Bunun yanı sıra insan gibi konuşup dile gelmekte, hareket edebilmekte, kin ve nefret duygularını taşıyıp öç almakta, kendi neslini sürdürebilmesi için insanoğlunda var olan özellikleri onlar da taşımaktadır’[38] der.

İlkel insanın doğaya bağlılığı, doğaya egemen olmak için kullanılan araç gereçlerin ve tekniğin ilkel ve yetersiz olması, yazının bilinmemesi, terbiye ve eğitimde geleneğin önemli rol oynaması, politik örgütlenmenin akrabalığa dayanması, kollektif düşünce tarzının yanı sıra, ilkel zihniyetin prolejik, zaman ve mekân anlayışının farklılığı ve mistik bir görüşe dayanması, kritikten yoksun, somutlama ve kişileştirme eğilimi, neden sonuç bağlantısının çoğu kez çağrışıma dayalı, öznel, maddeyi ve özü ayırmazlığı: kısacası yukarıda sözünü ettiğimiz doğadaki gizil güç ve etkiler ‘doğal’ kuvvetlerden çıkıp ‘doğaüstü’ kuvvet niteliğini kazanmıştır.[39]

Belli nesnelerde, hayvanlarda ve insanlarda, özellikle büyücülerde, şamanlarda, sanatçılarda, şeflerde, ünlü avcılarda var olduğuna inanılan bu «güç»ün olumlu ya da olumsuz yanları vardır. Bir başka söyleyişle, kullanılışına göre, iyilikle kötülük arasında değişir. İşte bu alışılmışın dışındaki «güc»e ya da «kudret»e sahip olmak ya da onun zararından korunmak için birtakım kaçınmalara dikkat etmek ve birçok kurala uymak gerekmektedir. Şu halde büyünün temelinde yatan görüşlerden birisi dinamist dünya görüşüdür. Dinamist dünya görüşü tabu'yu doğurmuştur. Mana tasarımının olumsuz yanını vurgulayan tabu, «güç»le dolu bulunan her şeyin tehlikeli ve çarpıcı olduğunu anlatmaktadır. Bir kimse ya da nesne tabu olarak geçerliyse, o kimse ya da o nesneye dokunmak insana zarar getirir. Çünkü tabu olanın içi dinsel ve büyüsel bir «güç»le doludur. Tabulaşan insan, hayvan ve nesnelerin zararından korunmak için, alınan tedbirler insanı büyüsel pratiklere götürmüştür.

Tabiatta bütün canlı cansız varlıklarda dinamik ve mistik kuvvetle yüklü bulunma inancına ‘dinamizm’ denmektedir.[40] Dinamizm’in yerli dilinde karşılığı ‘mana’ olup bu sözcüğü 1889 yılında R. H. Codrington ilk kez bilim diline sokmuştur (Örnek, 1971:30).

Mana inancının en yaygın olduğu yer Polinezya adalarıdır. Mana, tanrıların, insanların, hayvanların, bitkilerin, hatta cansız nesnelerin içlerinde bulunabilir. Örneğin «başarılı denizciler ve savaşçılar, tehlikeli köpek balıkları ya da yaban domuzları, şifalı bitkiler, uçlarına bolca balık takılan oltalar ya da hedefine isabet eden silâhlar hep mana ile yüklüdürler.

Irakualarda (Kuzey Amerika) bu kuvvet kavramının karşılığı «Orenda», Algonkinler’de «Manitu» ya da «Manito», İtiru Pigmelerinde (Afrika'da, İtiru nehrinin kıyısında) «Megbe», Kongolular’da «Elima», Eskimolar’da «Sila», Sioauxlar’da (Kuzey Amerika) «Wakonda» dır (Örnek, 1971:31).

8. Tabu yasaklamaları hakkında bilgi verir misiniz?

Tabu yasaklamaları din ya da ahlak yasaklarından farklıdır. Tabu yasakları kendiliğinden yasaktır. Yasak olmalarını kendileri gerektirir ve doğrulukları için akla uygun bir neden gösteremezler, kökenleri de belli değildir. Dolayısıyla onun egemenliği altında olanlar için bu yasaklar bir zorunluluk, bir gerçektir.

Tabunun yasaklamaları, dinsel ve görgü kurallarının yasaklamasından başkadır. Tabunun yasaklamaları kendisini oluşturur. Yasaklamaları kendisi gösterir ve bunların nereden geldiğine işaret etmez. Dolayısıyla bu yasaklamalar, onları kullanan insanlar için sakınılması ve uyulması gereken gerçek bir vazifedir.

Dinsel yasaklarda ise ne otomatik bir edim, ne de bulaşma olayı olmaması nedeniyle buna dinsel yasaklar demek daha doğru olur. Tabunun yok sayılması ya da çiğnenmesi suçlunun (günahkârın) kendisini de tabu yapar.

Tabunun sosyal ve kültürel boyutunu bir şekilde izah etmek mümkünken psikolojik içeriğine girmek bir hayli zordur.

9. Sözün sihir gücü deyince ne anlıyoruz?

Avrasya’da eski çağdan günümüze kadar yaşayan Slav, Türk ve Moğol gruplarındaki halkların hayatı ve güncel yaşamında yer alan tabiatta var olan canlı ve cansız nesnelerle ilgili inanç ve değer yargıları, toplum içinde cereyan eden korkunç olaylara (deprem, sel vb.) bakış açısı ve algılamasına yönelik kesin ve mutlak bir sonuca varmanın kolay olmadığını burada vurgulamak istiyoruz. Söz konusu olaylar, her zaman durağan değildir ve değişmezlik temellerinde devam etmemiştir.

Eski inanç ve algılama biçimi ile kavramlar, toplumun yapısı ve dokusu değişirken şu veya bu şekilde tabu-örtmece sözleri de derinden etkilemiştir. Modern çağda birey ve toplumların hayata bakış ve kavrayışının tamamen değiştiği göz önünde bulundurulduğunda, ilk çağlardaki insanoğlunun hayatı, soyut ve somut kavramları algılama biçimi, tabu ve örtmece sözlere ait dilsel olguları bizi tarihî bilgilere ulaştırmaktadır. Bu bilgiler bir şekilde ortaya çıksa da, bazılarının derin yapısı henüz çözüm beklediği için halen büyük sorunlar yumağı olarak karşımızda durmaktadır. Bu sırrı açarken ve anlamaya çalışırken araştırmacı ve dilcinin sadece dilsel bulgulara dayanmadan her bir halkın eski dönemlerine ait etnografik, kültürel değer ve izlerini de takip etmesi gerekir. Ancak bu sayede tabu ve örtmece sözlerin sırrını açmak mümkündür.

Bütün bu açıklamalardan sonra şu soruların cevabını aramak gerekir: Tabu ve tabunun toplum hayatında, dildeki yeri nedir? Tabu sayılan kavram ve varlığın adına neden yasaklama getirilmiştir? Dildeki bazı sözlerin başat adına yasaklamalar getirilerek yerine başka dil göstergelerinin kullanılmasındaki nedenler nelerdir?

Her şeyden önce o toplumun söze, sözün yapısına ve dil göstergelerine yüklediği anlamlara bakmak gerekir.

İ. P. Pavlov: ‘Söz, insana derinden etki eden psikolojik araçtır’ der (Cabbarov, 1972:3). Fiziki anlamda insanın bedeninin bir bölümünün darbe ya da yara alması geçici bir acı verir. Oysa sözle yapılan hakaret, küfür, aşağılama vb. neticesinde psikolojik anlamda insan beyni ve duygularında kalıcı ve derin izler bırakır. ‘Kötü söz zehirden acıdır’. ‘Sözün tatlısı baldan şirindir’. ‘Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır’. ‘Yiğidi söz, kebabı köz öldürür’. ‘Kılıç yarası iyileşir, söz yarası iyileşmez’ vb. sayısız atasözü ve kalıp sözlerden anlaşılacağı üzere konuşma ve yazı dilinde nezaket, edep ve ahlak kurallarına gereken önem verilmiştir.

Sözün sihir derecesinde etkisini J. P. Roux şu şekilde tanımlar: ‘İlkel toplumlarda hiçbir şey boşuna söylenmezdi. Şamanların ya da din adamlarının temenni mahiyetindeki söyledikleri, büyüye ya da dinsel eski bir teamüle dayandığı bilinmektedir. Dilek ve temenniler gide gide duaya dönüşür ve kutsallaşır. Bir hakan, hükümdar için söylenen uzun ve sağlıklı ömür temennileri belirli bir düzende ayin kitabı haline dönüşür.[41]

Şamanlarla Budistler arasındaki farka değinen J. P. Roux şu örneği verir: ‘Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken, şamanlar ise yaşamla ilgili şeylerden söz eder (Roux, 1999:29).

Söze atfedilen ‘kutsallık’ ya da ‘sihirli güç’ iyileşmeyen bir hastanın iyileşmesine, savaş meydanında ordu komutanının etkileyici ve coşkulu hitabetiyle savaş kazandıran bir özelliğe sahiptir. Övme, yerme, kutsama ya da cezalandırmaya yönelik ortaya çıkan dil göstergeleri ilkel ve modern çağımız insanlığı üzerinde de derin etkiler bırakmaktadır.

İnsanın düşünce ve dil dünyasında nesne / kavram; ad bağlamında ‘kutsal’, ‘korkunç’, ‘iyi’, ‘kötü’ vb. değerler birbirinden ayrılmakta, dil göstergeleri aracılığıyla insanlar arası iletişimde bir takım sınırlamalar, yasaklamalarla karşı karşıya kalınmaktadır. Bütün bunlar sorunun sadece bir yönünü ortaya koymaktadır. İkinci olarak insanoğlunun doğal olarak soyut kavramları somuta dönüştürmesi, hayali varlıkları yaratma eğilimi yasaklamayı doğurmuştur.

Sözün sihir derecesindeki gücü her durumda kendini göstermez. Bu etki belirli şart ve zamana bağlı olarak korkulan, adı söylendiğinde söyleyenin ve dinleyenin üzerinde olumsuz tesir bırakan durumlarda söz sihirli gücünü gösterir. Genel anlamda sözün sihirli gücünün ortaya çıktığı durumları şu şekilde sınıflayabiliriz: 1. Kötü bir söz söylendiğinde, 2. Kaza, belaya uğrattığı düşünülen varlık ve kavramların adı söylendiğinde, 3.Vahşi, yırtıcı ve korkunç (yılan, kurt, ayı vb.) hayvanların adı anıldığında, 4. Hastalık adları söylendiğinde, 5. İnsanların yasaklanmış (gerçek, başat) adları söylendiğinde.

İki karşıt anlamdaki tabu bir yandan kutsal öbür taraftan korkunç, yasak ve kötü olarak sayılır. ‘Kutsal korkunç’ çok durumda tabu anlamına gelir.

Eski dönemlerde tabu etkisini daha çok gösterirken tabu ve tabuyu çağrıştıran kavram ve göstergeler, Kırgızlarda dolaylı anlatımla (Kırg.: kıyıtma söz) ifade edilmektedir. Dolaylı anlatımın temelinde de bilmeceler yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bilmecelerin esas amacı insanoğluna düşman olan, tehlikeli, zararlı güçlerden korunmaktır. Zaman geçtikçe insanlar arasındaki ilişkilerde dil ve edebiyat sanatının zenginliği sonucu bilmeceyle birlikte birçok anlatım sanatı doğmuştur. Bilmeceler yardımıyla dolaylı anlatım, bilmeceli atışma sanatı/ janrı hemen hemen bütün Türk halklarının sözlü edebiyatında yaygındır. Bu sanatsal anlatım biçimleri, bütün yönleriyle “ Talımkız ile Köbök’ün Atışması’nda görülmektedir.

Bütün açıklamalardan sonra tabu olan kavram ya da varlıklara yönelik yasaklamaların üç nedeni vardır: İnsanların: 1) Sözlerine, 2) Dil göstergeleriyle tanımladıkları varlığa, 3) Bunun neticesinde ortaya çıkan ‘korku’larına

Zamanımızın falcı ve büyücülerinin, medyumlarının söylediklerine itibar edilmese de sözün sihirli gücü bilim adamlarınca da kabul edilmektedir. Sözün gücü araştırılmasa da doğal olarak bu özellik insanlar tarafından hissedilmektedir. Bu açıdan din, gelenek ve göreneklerin etkisiyle korkunç şeylerin, ‘sakıncalı’ diye adlandırılan varlık ve kavramların adlarını söylemekten kaçınılması sonucu örtmece sözlerin kullanılması, tamamıyla sözün büyülü, sihirli gücüne inanılması ve bu şekilde algılanmasından kaynaklanmaktadır.

Söz adlandırdığı nesnenin doğal bir parçasıdır. Eğer biz herhangi bir şeyin, örneğin çiçeğin adını söylersek onu kolu veya ayağından çekerek uyandırmış gibi oluruz. ‘Çiçek’ sözü çiçek hastalığının kendisi değil adıdır.

Kısaca söylemek gerekirse nesne ile söz bir bütün olarak algılanmakta ve böyle algılama “ korkunç “ diye nitelendirilen dil göstergelerinden kaçınmayı zorunlu kılmaktadır.

10. Tabu türleri nelerdir?

Dünya halklarının çoğunda olduğu gibi, Türk halklarında da tabu olayının iki yönü vardır. Tabunun birinci türü dil göstergelerinden oluşan lingüistik tabu ve bunun neticesinde ortaya çıkan örtmece sözler, dil ve dilbilimini ilgilendiren konulardır. Dil göstergelerine dayalı tabu, örtmece sözler de insanlık tarihinde avcılık ve hayvancılığa dayalı olarak ortaya çıkmıştır. Bu olayı ispatlayan dilsel deliller ile sosyal tarihsel bilgiler konuyu bütün yönleriyle ortaya çıkarmaktadır.

Dil dışı göstergelerden oluşan tabu türünü ise genel tabu ve tabu sistemi olarak adlandırmak doğru olur. Sözünü ettiğimiz iki türlü tabunun birbirinden tamamen farklı özellikleri vardır. Bu özellikler şunlardır. Dilsel tabu ile örtmece sözlerin özelliklerini belirleyen tabu ya da, örtmece sözlere ait olan ve her birini özel olarak adlandıran sözcükler hala yaşamaktadır. Toplumda tabu olan sözle, örtmece sözler bir takım özellikleriyle birbirinden ayrılır. K. K. Yudahin “ Kırgızca – Rusça Sözlüğünde “ (Moskva, 1965) bu ikisiyle ilgili yasak olan sözcük ile örtmece sözleri halkın dilinden derleyerek, farklı özelliklerine değinip şu örnekleri vermiştir. Irba sözcüğüyle ilgili yazısında şu tespitte bulunur: İnsanlar, hastalığın adını söylerse hastalık daha da şiddetini artırır. Poverye (поверье), eğer hastalığın ismini söylersen o güçlenir bu nedenle ospa (çiçek) hastalığını çeçek demeden uluu tumoo, çıykan demek yerine çiyriy, sızdook, sıpnoy tif’i, iç kelte yerine kara tumoo v.b. ) kullanılır.[42]

Asya halklarının hemen hemen birçok dilinde bir şeyi yok diye kesin söylemek yasaktır. Var olan bir nesnenin yok diye söylenmesi, sözün sihirli gücünün etkisiyle onun gerçekten yok olacağına inanılmıştır. Bu inanç günümüzde de Kırgız halkında yaşamaktadır. Konuyla ilgili olarak D. K. Zelenin çok sayıda örnekler getirir (Zelenin, 1930:140-145). Ayrıca aşağıdaki gibi tabu ve tabu sistemi geniş alanda yayılmıştır. Örneğin hayvanları acımasızca ve sebepsiz yere öldürmek yasaklanmıştır. Hayvanları zevk ve eğlence adına öldürmek, otu (yeşili) yolmak yasaklanmıştır (Zelenin, 1928:30). Bununla ilgili çok canlı bir örnek vardır. Bir hanın yetişkin kızı, kızıl otları yolarak atar. Evine döndükten sonra hastalanır. Bu hastalığın nedenini öğrenen hekim şunu der: “Senin kızın tarlada oynarken zararlı işler yapmış, otları toplayıp atmış. Eğer o atılmış otları bulursa iyileşir demiş”. Suyu sebepsiz kirletmek (çiş yapmak, tükürmek, hapşırmak, atıkları atmak vb. hareketleri yapmak) yasaklanarak tabu kabul edilmiştir. Bu inanç şu anda da yaşamaktadır. Suyun kutsallığına inanılır. “Temiz olmak istiyorsan, her şeyi yıkayan su gibi ol” gibi klasik atasözleri bunu ispatlamaktadır. Suyla ilgili yasaklamalara uymayan aptal insan çiş yaparak onu kirlettiğinde “Deli suya çiş yapar” denilir. Buna benzer örneklerin tamamını burada vermek mümkün değildir.

A. Dil Dışı Göstergelerle Ortaya Çıkan Tabu

Toplum içerisinde bir takım inanç ve gelenekler vardır ki bunlar tamamen eylemin ve hareketin yasaklanmasına dayalıdır.

Akşamdan tırnak kesilmez. Aybaşlarında çorap örülmez, dikiş dikilmez. Bir adam gurbete gidince arkasından eve girilmez. Bir adamın üstünde dikiş dikilirse kısmeti bağlanır. Bir kadın aş ererken neye bakarsa çocuk ona benzer. Cuma günü evdeki çöpler dışarı atılmaz. Ekin ekili tarlada işenmez, kadınla sevişilmez; yoksa ekinler kıt olur, bereketi kesilir. Gün batarken uyuyanın ömrü kısalır. Mezarlığı parmakla işaret edenin parmağı kurur. Salı günü çamaşır yıkanmaz, yıkanan çamaşırı giyen onu üstünde kirletemez ölür.[43]

Kırgızlarda ekmek, su, ateş, tuz kutsal kabul edilmiştir. Elini yıkadıktan sonra silkme, yoksa rızkın saçılır. Arktaki suya tükürme, su haram olur. Hastaneden çıkan hasta ya da uzun yolculuktan gelen adamın başından üç defa bir kapla su dolandırıp içine tükürterek o suyu ayak basılmayan yere dök. Su kabını kapının kenarına ters çevirerek koy. Ateşten kutsal bir şey yoktur. Üzerine su dökerek söndürme, ayağınla üzerine toprak atma. Akşam komşudan süt isteme. Eğer bir yerden süt alıp geliyorsan üzerini kapatıp gel. Kundaktaki çocuğu akşam yüzünü açarak evden dışarı çıkarma. Çocuğu aynaya baktırtma. Karanlıkta ev süpürme, düşmanın çoğalır. vb.[44] Yine dünyanın değişik halklarında sayılarla ilgili birtakım yasaklamalar vardır. Bir çiftçiye ‘Kaç koyunun var?’ dendiğinde gerçek rakamı söylemez. Ya da kaç çocuğun var dediğinde kaçamak cevaplar vermeye çalışır.

Eve yılan girdiğinde öldürülmez. Üzerine süt ya da yoğurt dökülerek dışarı çıkarılır. Atın başına kamçı ya da başka sert bir maddeyle vurulmaz. Gece kıl çadırdan dışarı ocaktan ateş çıkarılmaz. Atın kuyruğu kesilmez. Çünkü yalnız atın sahibi öldüğünde atın kuyruğu kesilir.[45]

Temas, dokunma, ... vb. eylem hareketler sonucu tabu olan insan ya da kötülük yapması ihtimal dahilinde olan (kötü ruhlar, albastı, kötülük iyeleri, şeytan, cin vb.) varlıklardan af dilemeye yönelik ritüeller-ayinler düzenlenerek, kurban adanarak (insan, hayvan vb.) tabudan kurtulmak mümkündür. Burada toplumsal ilişki ve iletişimde tabunun zararlarından kurtulmak için dil göstergelerine ihtiyaç vardır ki örtmece sözler burada kendini göstermektedir. O halde tabu ve tabulanmış olan birey, alet, nesne, kavram vb. varlıkların yasaklı olma süreci ortaya çıkmaktadır. Konuyu bu yönden ele aldığımızda tabular genel anlamda ‘sürekli’ ve ‘geçici ’ tabu olmak üzere ikiye ayrılır. Rahipler, şefler, ölüler ve bunlara bağlı her şey sürekli tabudur. Geçici tabular ise, kadınların adet zamanı, lohusalığı gibi, bir savaşçının sefere, kara ya da su avına çıkmadan önceki ve çıktıktan sonraki durumu gibi bazı hallere bağlıdır. Kimi varlıklarsa başlangıçta tabu olarak kabul edilir, onlara dokunulmaz, adları söylenemez. Fakat daha sonra tabu özelliklerini yitirebilirler. Madagaskar’a ilk getirilen atlar önce yerli halk tarafından tabu kabul edilmiş daha sonra tabu özelliği ortadan kalkmıştır. Yine bu tür tabuya aynı şekilde bir misyoner tarafından adaya sokulan tavşanlar, yeni yiyecekler, ilaçlar vb. başlangıçta tabu olarak kabul edilmiş daha sonra tabu özelliğini kaybetmişlerdir (Freud, 2002:36; Örnek, 1971:34).

Yukarıda verilen örneklerde görüldüğü gibi, birtakım eylem ve hareketler tabu sayılmıştır. Sözkonusu eylemlerin özel adı olmadığı için (Kırg. ençilüü at) bu tür tabuyu dil dışı göstergelerden oluşan tabu olarak ele almak gerekir. Her türlü soyut ve somut kavramlar dil dünyasının içindedir. Ancak burada özellikle yapılan eylem ve hareketlerin özel adının olmaması nedeniyle bu tür tabuyu dil dışı göstergelerden oluşan tabu olarak nitelemek konunun sınırlarını belirtmek açısından önemlidir.

B. Lingüistik Tabu (Dil Göstergeleriyle Oluşan Tabu)

Dil göstergeleriyle ortaya çıkan linguistik tabu yalnız kavram ve anlamı yasaklayan bir sınır/ sınırlayıcı değil, o kavramın dildeki adlandırılmasına yani söze (dil göstergelerine) konulan yasaklamalardır.

Toplum hayatında tabu ve örtmece sözler olayı, eski çağlardan bu yana var olan ve gelişen dil unsurlarıdır. Bu nedenle halk hayatında yerleşen dilsel tabu ve örtmece sözlerin dilsel olguları ve onu ispatlayan tarihi bilgiler insanoğlunun hayatının bölünmez bir parçası olarak gelişmiş ve silinmez izler bırakmıştır.

Diğer yandan tabu ve örtmece sözler, dilin sözcük hazinesinde yaşayan çeşitli konuda kullanılan sözler gibi bütün bunlar birbiriyle bağlantılı leksikolojinin alanına giren konulardır.

Dilbilimcilerin araştırma alanı dil göstergelerine ait tabu ve örtmece sözlerdir. Halkın dilinde tabu diye nitelendirilen soyut veya somut kavramın (gösterilenin) dil göstergeleriyle adlandırılmasının yasaklanması sonucu, yerine başka dil göstergelerinin kullanılması örtmece sözleri ortaya çıkarmıştır. İşte bu nedenledir ki tabu ve örtmece sözler dilcilerin araştırma alanına giren dil unsurlarıdır.

Ullman, tabunun psikolojik dürtüye göre üç bölümde incelenebileceğini belirtmektedir (Özyıldırım, 1996:16):

1. Korkuyla ilgili tabular: Tanrı, peygamber, şeytan, cin ... vb. dini konuların yanı sıra boş inançlara dayalı varlıklardan kaynaklanan korkular bu grup içinde yer alır.

Tanrı yerine İncil’de ‘pater’, Grekçe’de ‘pater’ ve bunlardan çevrilmiş olan Gotça’sında atta ‘baba’, Musevilerde master ‘sahip’, İngilizce’de lord ‘sahip’, Fransızca’da seigneur ‘efendi’ sözcükleri bu çabanın ürünleridir.

Bilimsel yazılara bakıldığında, İngilizler “Allah’, ‘Tanrı” sözünü karşılayan “God” sözünü çok kullanmazlar. Onun yerine “George”, “Lord” örtmece sözlerini kullanırlar.[46]

Kazaklarda Tanrı’ya yalvarırken O jasagan!, O jasagan nem! veya O jaratkan nem! (Hey, Yaradanım!) diye hitap ederler.

2. Üzüntüye sebep olan kavramlarla ilgili tabu: Toplum içerisinde adından söz edildiğinde insanları üzen kavramlar için de örtmece sözcük yaratma eğilimi vardır. ‘Hastalık adları’ ve ‘ölüm’ konuları bunların en başında yer alır.

Tabu sayılan ‘verem’ sözünün yerine Anadolu ağızlarında: adı belirsiz’, ‘berem’, ‘dık’, ‘gelincik’, ‘gözel hastalık’, ‘gözelleme’, ‘ince ağrı’, ‘ince dert’, ‘ince hastalık’, ‘ince illeti’, ‘incemaraz’, ‘kel hastalık’, ‘kötü hastalık’, ‘kurudan’, ‘merem’, ‘öfken’, ‘öpke avruu’, ‘örken’ (‘öğken’, ‘öken’, ‘ökren’, ‘örkence’), ‘sücce’, ‘verev’ vb. örtmece sözler kullanılır. Yine hastalık adlarına yönelik tabu sayılan sözcüklerin yerine kullanılan örtmece sözlere şu örnekleri verebiliriz:

‘Kolera’ yerine: ‘çapıt hastalığı’, ‘çarık çıkartmaz’, ‘göğertme’, ‘gövertme’, ‘gurilla’, ‘kirli paçavra’, ‘kusağ’, ‘kusah’, ‘ölet’ vb.

‘Kanser’ yerine: ‘eşekgummas’, ‘sınan’, ‘yemece’ (‘yimece’), ‘yepeme’, ‘yeyilme’, ‘yiyiciyara’, ‘yöreme’ vb. örtmece söz kullanma eğilimi yaygındır.

Türkiye’nin değişik bölgelerinde ölümle ilgili kullanılan örtmece sözlerden bazıları şunlardır:

Aralık iyisi: ölmeden önce, geçici iyileşen hasta, ölüm iyisi, avuşmak: ölmek, cansuyu: ölmek üzere olan kimseye verilen su, dürtülmek: ölmek, eren evi: ölü çıkan ev, karadeve: ölüm, ecel, sorutmak: ölmek

3. Ayıp sayılan kavramlarla ilgili tabular: Ahlaki norm ve nezaket kurallarının zorlamasıyla ortaya çıkan insan organları, cinsellik, kadınların bazı özel halleri ve tuvalet terimleri vb. kavramların adını toplum içerisinde söylemede bir takım yasaklamalar, kaçınmalar söz konusudur.

Babası belli olmayan çocuklar için Türkiye’nin değişik bölgelerinde çok sayıda örtmece sözler kullanılmaktadır: Burada piç sözcüğü tabu sözcüktür. abdullah, aralık dölü, anaverdi, araverdi, ansız: 1. cinsel kudretini kaybetmeyen kimse, 2. piç, gayrımeşru çocuk, bebek tohumu, bırakıntı (ıı) (burakıntı: 1. piç, 2. bırakılmış kadın, börnekeç: piç, börnekeş: piç, bulduk, alakırık: kanun dışı evlilikten doğan çocuk, piç, baştar: meşru olmayan çocuk, piç, baştarda:(basdarda, bastarda, baştar) meşru olmayan çocuk, piç, buluntu, cıba: 3. piç, civalak: babası belirsiz, cuvallağı: babası belirsiz, çalık (xııı) (carbık (ıı): 1. anası babası belli olmayan, gayrı meşru çocuk: babası belirsiz delek, derinti: 3. kimliği, seciyesi ailesi belirsiz kimse, döl: 2. piç, dul garı çocuğu: piç, ekdi: 1. yetim çocuk, 2. yanaşma, piç, öksüz 3. anası başka bir kocaya gidince babasının evinde kalan çocuk, evdik: 2. piç, gırık (ııı) (gırık dölü): babası belli olmayan çocuk, piç, göbel (ı), (gahel, gobel (ı), gober, göbele (ı), göbelek (vı), göbül (ıv)-1, görbez (ıı), gübel) 1. piç, handan (ı) (handal (ıı), henden, handın): babası belli olmayan, piç, haram (ııı): piç, helize (ı): piç 2. (heleze-1)), hezele: piç, katkılı (katıklı(ı1):1. karışık, arı olmayan, hileli 2. evlilik dışı çocuk, piç, kimdan: evlilik dışı doğan çocuk, kimden, kimdencik, kodak (ıı) (koduk ıı)) 1. dul kadının ikinci kocasının yanına götürdüğü çocuk 2. evlilik dışı dünyaya gelen çocuk, kaçıntı, kırık, kırık dölü, mennek: evlilik dışı olan çocuk, oynaş dölü: piç, sünbül, sünbülbebek tohumu, tahma, tohma (v): evlilik dışı doğan çocuk, piç, türeme (ı): evlilik dışı doğan çocuk, piç, vacibi (ı): 2. eşcinsel erkek, 3. evlilik dışı doğan çocuk, piç, veledizurna: evlilik dışı doğan çocuk (veledi zinanın fonetik varyantı), vırrık (ıv): evlilik dışı doğan çocuk, [47] veledi zina vb.

Tuvalet genelde Anadolu halkının inancına göre kötü ruhların çevresinde dolaştığı bir mekân olarak bilindiği için ihtiyaç giderildikten sonra mümkün olduğunca orada kalmamaya özen gösterilir: Bununla ilgili bölgelerde değişik örtmece sözler kullanılır: 00, abdesthane, aç çardak: helâ, apana: apdesthane, helâ, apsane: helâ, apdesthane, ayağ yolu (ayag yolu, ayah yolu, ayakcak (ııı), ayaklık (ı)-1)): aptesane, helâ, ayak yolu, ayakyolu, çarak: yüznumara, evdesthane: helâ, tuvalet, gadem tana: yüznumara, tuvalet, ganere (ıı): yüznumara, gez (xı) (gezinti (ı)-3, gezme (ı)): ayakyolu, yüznumara, güllük (ıı): yüznumara, helâ, kabine, kenef, kenent: ayakyolu, helâ, kola (ıı): ayakyolu, helâ, kul (kula): ayakyolu, helâ, küllük (ıv): ayakyolu, helâ, lavabo, memişhane, oturak (ııı) 1. helâ, ayak yolu, 2. lazımlık, siyek (ııı): ayak yolu, helâ, suva (ıv): ayakyolu, helâ, taşra (taşıra, taşura): yüznumara, ayak yolu, tırtırdamı: ayakyolu, helâ, wc, yüznumara,

Kırgızca’da, zara kıl, zara uşat, daarat sındır, daarat uşat, otur vb. tuvalette ihtiyacı gidermeye yönelik fiiller kullanılır.

Kadının ‘aybaşı’ (menstruasyon dönemi) yerine: akıntı’, ‘aklık’, ‘anahalı’, ‘beli açılmak’, ‘üst’, ‘üst kirlenmek’, ‘üstü gelmek’, ‘üstü kirlenmek’, ‘üstü kirli’, ‘üstünden geçmek’, ‘üstüne olmak’, ‘üstünü görmek’, ‘üstünü kirletmek’, ‘kerif’, ‘yola çıkmak’ vb.[48]

Harezm’de menstruktsiya (aybaşı) anlamında kadınların dilinde etagim keldi, oy boşim bar, oy kurdim, kurib yuribman gibi sözcükler kullanılmaktadır.

Kırgızca’da hamile kadınlara booz demek yerine koş boylu, koş kat, cüktüü, boyunda bar, cügü bar, eki kat, oordop kaldı denir. Türkiye Türkçesinde: Gebe’ yerine: ağır ayaklı’, aylı’, ‘ayağı ağır’, ‘boylu’, ‘bozulacı’, ‘buaz’, ‘buğaz’, ‘buvaz’, ‘buyalacı’, ‘gargın’, ‘gömanlı’, ‘gövdeli’, ‘gümenli’ (‘gümenci’), ‘hamile’, ‘hunnacı’, ‘hunnayıcı’, ‘iki canlı’, ‘portlacı’, ‘türük’, ‘üzeri yüklü’, ‘üzerli’, ‘yüklü’ vb.

Sağır (dülöy) demek yerine kulağı katuu (ya da basmırt), kulağı ağır denir. Türkiye Türkçesinde: aras (ııı), araz (ı)-1)): sağır ve dilsiz, avalla: sağır ve dilsiz, fosut: kulakları işitmeyen sağır gofoz, gulüf, hul (ı), kar (ıı), kobi, kofo (kofe, kofi, kofos, kofoz, kofuz), kufu, pat, zavrak vb. örtmece sözcükler kullanılır.

Kırgızlarda, konuşma dilinde ‘Yalan söyleme’ (kalp aytpa) yerine koşup süylöbö, koşpo, calgan süylöbö vb. örtmece sözler sık sık kullanılmaktadır.

Görüldüğü gibi, korkulan varlıklar (şeytan, cin, kötü iyeler vb. ), üzüntüye sebep olan hastalık adları, ölüm gibi kavram, nezaket ve ahlaki değerlerin zorlamasıyla çıkan örtmece sözler dilde eşanlamlı, eşadlı sözcüklerin yaygın olarak kullanılmasına, dilin zenginleşmesine sebep olmaktadır.

Wundt, Avustralyalıların tabu yasaklarını hayvanlara, insanlara ve başka nesnelere ait olmalarına göre üç sınıfa ayırmaktadır (Freud, 2002: 41).

1. Hayvan tabusu: Abak Bayaliyev, Kırgızların avcılık terimleriyle ilgili doktora tezinde sadece terimleri ele almakla kalmamış, avcılıkta silinmez iz bırakan tabu ve örtmece sözler ve avcılığın tarihi etnografik özelliklerine yönelik bilgiler vermiştir. Kırgızlar, önceleri avcılıkla geçimini sağlayan bir toplum olması nedeniyle, vahşi hayvanları evcilleştirmiş ve bu hayvanları yetiştirirken doğadaki bitki türlerinin özelliklerini fark etmiştir. Bunun sonucunda gün geçtikçe hayvancılık, Kırgızların hayatında önemini hissettirmeye başlamıştır der.

2. İnsan tabusu: Yeni yetme gençlerin erginliklerinin kutlanması sırasında, kadınlar adet zamanlarında tabudurlar. Yeni doğan çocuklar, hastalar, ölüler tabu olarak kabul edilir. İnsan tabusunu: kral (hükümdar) tabusu, düşman tabusu, öldürülen düşmanla uzlaşma, savaş sonrası yasaklar, öldürüldükten sonra bağışlanmayı dileme ve manevi arınma etkinlikleri, ayinler ve ayin yapılmasını gerektiren kurallar adı altında incelemek mümkündür. İnsan tabusuna çarpıcı örnekler olarak: 1887 yılında Kamboçya kralı arabasından yere düşüp bayıldığı zaman korkudan ve saygıdan hiç kimsenin krala yardım edememesi ve 1800 yılında Kore kralının sırtında çıkan bir çıbana aynı nedenle hiç kimsenin dokunmaya cesaret edememesi ve kralın bu çıbandan ölmesini gösterebiliriz.

Tabuda amaç, kutsal sayılan şahısların kralların, rahiplerin ve eşyaların korunmasının yanı sıra zayıf olan kadınların, çocukların ve sıradan halkın başkan, kral ve rahiplerin büyülü etkisinden korunmaktır (Örnek, 1971:35; Çağatay, 1974:366).

3. Eşya (elbise, alet, silah vb.), ağaç, bitki, ev ve bazı yerlerle ilgili tabu: Doğum, evlilik ve cinsel etkinlikleri korumayı, şahısların bireysel eşyalarını, araçlarını tehlikeli varlıklardan ve hırsızlardan korumayı gerektiren tabular bu tür tabulardandır.

Bir kimsenin sürekli olarak kullandığı eşyalar, elbiseler, aletler, silahlar başka insanlar için devamlı olarak tabu niteliğindedir. Bir erkek çocuğunun, erginliğe giriş töreni (inisasyonu) sırasında aldığı yeni ad, Avustralya’da onun en has özel mülkiyetini oluşturur, bu yüzden bu adın gizli tutulması gerekir.

Kısa da olsa, dil dışı ve dilsel göstergelerden oluşan tabu ve örtmece sözlerin kaynağını oluşturan tabuya değindikten sonra örtmece sözlerin biçimsel, sözcük-anlamsal özelliklerine değinebiliriz.

 

11. Örtmece söz ve dilbilimsel özellikleri hakkında bilgi verir misiniz?

 

Tabu, dinsel inançlar, gelenek-görenek, ahlaki normlar, birtakım boş inanç ve uygulamaların neticesinde kalıplaşan örtmece sözler, hangi kültür ve dilde olursa olsun sözlüklerdeki sözcük sayısının artması ve sözcüklerde anlamsal değişikliklerin ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Sözcüklerdeki anlamsal genişlemeye, başka bir kavramın adlandırılmasına doğrudan etki eder. Belli sebeplere dayalı olarak önceden adları yasaklanmış kavramların yeni adları, yani örtmece sözleri sonradan ortaya çıkan yapay sözler değildir. Yabancı dillerden alıntı sözcükler bir yana, çoğu, dilde önceden de var olan sözcüklerdir. Tabu sebebiyle ortaya çıkan örtmece sözler anlamsal açıdan genişlemiş, yeni anlamlar kazanmıştır.

Örtmece sözlerin etkinliği her dilde değişiklik gösterir. Bazı dillerde tabu sözlerin neticesinden kaynaklanan değişikliklerle sürekli gelişme göstermektedir. Örneğin Afrika, Amerika, Avustralya kıtalarında yaşayan eski halkların çoğu ölen adamla ilişkili ne varsa onların adlarına yasaklamalar getirmiştir. Bu yasaklama yalnız adam adlarıyla ilgili değil onlarla aynı adı taşıyan, benzerlik gösteren hayvanların adlarını da değiştirmişlerdir. Bununla da yetinmeyip tabiattaki canlı-cansız nesnelerin ölen adamın adını çağrıştıran hatta onun adının hecelerinden birisi söz konusu olsa dahi kullanmamışlardır. Bununla ilgili olarak J. G. Frazer şu örnekleri vermektedir: ‘Dobrisgotter’in Kızılderililerin yanında geçirdiği yedi yıl içerisinde jaguar anlamına gelen sözcük üç kere, timsah, diken ve hayvanın öldürülmesi anlamına gelen sözcükler ise benzer değişikliklere uğramıştır. Sonuç olarak, misyonerlerin sözlüklerindeki sözcükler devamlı karalanmaya maruz kalmıştır. Sürekli kullanımdan çıkan sözcükleri silip yerine yenilerini yazma ihtiyacı doğmuştur.

Yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi olmasa da Türk halklarının dillerindeki tabu-örtmece sözler, sözlüklerdeki sözcüksel ve anlamsal yönüyle zenginliğinin bir başka yoludur. Bir bakıma eş anlamlı (sinonim) ve eş adlılık (omonim)’ın ortaya çıkmasının tabu- örtmece sözlerle de yakından ilişkisi vardır. Çünkü kavramı, varlığı veya eylemi, iş hareketi bir takım sebeplerden dolayı yasaklanan adların başka adlarla adlandırılmasına yol açan örtmece sözler, yasaklanmış adların görevini yapmaktadır. Bunu göz önünde bulunduran dilcilerden bazıları örtmece sözleri eş anlamlı sözler altında incelemektedir.

Eş anlamlı sözcüklerden örtmece sözleri bulmak mümkündür. Çünkü gerçek adları örtmece sözlerden veya örtmece eş anlamlı sözcüklerle değiştirilen kavramlar az değildir. Onlar sözcüklerin belli bir yüzdesini tutar.

a) Güzel, enfes, hoş,

b) Gönülden, candan, içten, yürekten

c) Kadın, avrat, hatun, hanım

d) Gebe, ağır ayaklı, yüklü, hamile

Yukarıda verdiğimiz örneklerde dört değişik eş anlamlı sözcük grubu yer almaktadır. İlk iki grupta verilen eş anlamlı sözcükleri, örtmece eş anlamlı sözcükler olarak değerlendirmiyoruz. Son iki grupta yer alan eş anlamlı sözcükler ise bir şahsın bir takım hal ve durumlarını göstermektedir. Üçüncü gruptaki hanım‘la dördüncü gruptaki hamile sözcükleri diğer eş anlamlı sözcüklere nazaran kulağa hoş gelmektedir.

Yaşlı, ihtiyar, moruk sözcükleri eşanlamlı sözcükler olmasına rağmen, yaşlı sözcüğünün daha yumuşak ve kulağa hoş geldiğini (örtmece söz olarak tercih edildiğini) Mina Urgan’ın ‘Bir Dinazorun Anıları’ kitabından örnek vererek açıklamak istiyoruz:

Gençliği bir mutluluk dönemi sanmak yanılgısına düşenler, ihtiyarlığı da acıklı, hatta biraz ayıp bir dönem sayıyorlar. ‘Artık ben ihtiyarladım’ deyince, ‘hayır ihtiyarlamadınız, sadece yaşlandınız’ diyorlar. Sanki yaşlanmakla ihtiyarlamak aynı anlama gelmiyormuş gibi, ‘ihtiyarlamak’ hafifçe müstehcen bir sözcükmüş gibi. Bir de ‘sizi çok iyi gördüm’ lafı var. Benden genç olanlar, benimle karşılaşır karşılaşmaz, ‘sizi çok iyi gördüm’ diyorlar selam yerine. Bunu otomatik olarak söylerken, iyi niyetliler, ‘vah zavallı! Amma da çökmüş!’ diye düşünüyorlar. Kötü niyetliler de, ‘bu moruk da hala ayakta kaldı’ diyorlar içinden.[49]

Eş anlamlı sözcüklerle örtmece sözcükler arasındaki ilişkiyi incelerken bir noktayı daha gözden kaçırmamak gerekir. O da eş anlamlı sözcüklerle ilgili olan özelliğin örtmece sözcüklerde de yer almasıdır. Örneğin anlamlarının sabit veya sabit olmamasına, eş anlamlı sözcüklerin kalıplaşmış (Kırg. turuktuu) veya bağlama (kontekse) bağlı olmak üzere iki grupta ele almak gerekir. Kısacası eş anlamlı sözcüklerden hareketle örtmece sözleri sabit ve bağlamsal (kontekstik) örtmece sözler olarak ikiye ayırıp incelemek gerekir. Çünkü aşağıda vereceğimiz örnekler bunun böyle olması gerektiğini açıkça göstermektedir.

Saran, zıkım, bitir

Semir, etten, tol

Kömüü, koyu

Tuu, törö

Ölüü; kaza bolu, kaytış boluu, düynö saluu

Gebe; ağır ayaklı, iki canlı...vb.

Piç; Abdullah, bulduk, aralık dölü...vb.

Tuvalet; apdesthane, memişhane ...vb.

Kırgızca ve Türkçe verilen bu örneklerde italik sözcükler kalıplaşmış örtmece sözcüklerdir. Çünkü bunlar her zaman nezaket, edep kuralları çerçevesinde söylenilmesinde sakınca olmayan sözcükler olup resmi anlamdaki sözlüklerde de yer almaktadır.

Bağlamsal (konteksttik) sözcüklere gelince, onlar sözlüklerde yer almaz. Çünkü belli bir bağlama dayalı örtmece söz özelliğine sahip olduğu için bağlamdan başka bir yerde kullanıldığında anlamını kaybeder. Böyle örtmece sözler değişmece anlamı taşıdığından sabit olmayan, kalıplaşmamış sözcükler olarak değerlendirilmiştir.

Örneğin, sözcüğü (söz öbeklerini) tek başına ele aldığımızda hacı ana: yolsuz birleşmelere aracılık yapan kadın, üst: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, Abdullah: piç, Ayransız: 1. fakir 2. çirkin sözlerini tek başına, belli bir bağlamda olmadan örtmece söz olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü onlar bir kavramı bildiren bağımsız sözcüklerdir. Bu sözcükler belli bir bağlamda kullanıldığında açıkça söylenmesinden çekinilen nahoş bir kavramın yerine kullanıldığında örtmece söz özelliğine bürünmüş olur. Bunu şu örneklerle açıklayabiliriz:

-Bu kadın kim?

-Benim ailem (Banker Bilo, Türk Filmi)

Beyaz işine asla girmem. Burada bağlama bağlı olarak sözün leksikolojik anlamından ziyade uyuşturucu kastedilmektedir.

Konuk geldi. Bir tür göz hastalığı

Bu örneklerde yerine göre kullanıldığında: bağımsız sözcüklerden de bağlamsal sözcükler oluşturulabileceğini ve bağlamsal örtmece sözlerin kalıplaşmış örtmece sözlerden daha geniş ve zengin olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Fakat unutulmaması gereken bir noktada şudur ki, bağlamsal veya kalıplaşmış örtmece sözleri dilbilgisel ve anlamsal açıdan şu veya bu şekilde olur diye bir sınır koymak da mümkün değildir. Çünkü örtmece sözlerin anlamları bağlamda belli olur. Bazen bağlamsal örtmece sözlerin de belirli bir zaman sonra anlamı da kalıplaşınca, kalıplaşmış örtmece sözcük derecesine ulaşır ve sözlüklerde yer alması da yadsınamaz.

Tabu-örtmece sözlerin görevi dilde yalnız eş anlamlı sözcüklerin zenginleşmesiyle sınırlı olmaz. Onlar, aynı zamanda eşadlı sözcüklerin (omonim) yaratılmasında da rol oynar.

Örneğin Türkçe’de yılkı (bir tür göz ağrısı) 1. At sürüsü 2. Başıboş dolaşan at, öküz, inek vb. sürüsü 3. İyi koşan at, gelincik (itdirseği, arpacık, verem, çoban: çıban, konuk gibi sözlerle birleşik sözcükler belirli nedenlerle tabuya dönüşen göz ağrısı, çıban vb. sözlerinin örtmece eş anlamlıları değil, aynı zamanda kendileriyle eşanlamlı kullanılan birleşik sözcüklerin eşadlılarıdır. Omonimsel özelliği örtmece şeklinde yumuşayıp duran sözlerin genel anlamıyla değişmeceli örtmece anlamını karşılaştırdığımızda bu açıkça ortaya çıkmaktadır. Örneğin Kırgızca’da geleneksel elbiselere dikilen tüyme (düğme) ile cılan (yılan) anlamına gelen tüyme sözcüğünün omonim olmadığını kimse iddia edemez. Bunun gibi ‘dışarıdan gelen misafir (konuk) sözcüğüyle göz hastalığı anlamındaki örtmece konuk sözcükleri de omonim özelliğini taşımaktadır.

Bu tür örnekleri başka halkların dillerinden de verebiliriz: Tuvalılarda tabuyla ilgili börü (kurt) sözünü direk söylemek yerine ыт ıt (it), kızıl-karak (kızıl göz), kök-heliñ (mavi derviş), kokay (çile), kokay-aşak (çileli köylü), uzun-kuduruk (uzun kuyruk), çer ı’dı (yer iti), altaynın ı’dı (Altayın iti) ya da tabuya dönüşen âzir (kartal) sözünün yerine kuş örtmece eş anlamlı sözcükler kullanılmaktadır. Buna benzer nedenlerden dolayı Türkmenler de kurdun yerine mesdan it, adı jiten (adı yok), hradır (avcı), canavar (canavar)) örtmece sözcükleri kullanırken, Özbekler qarşıku, Azerbaycanlılar agzıgara gibi örtmece sözcükler kullanmaktadırlar. Tabudan yaratılan eş anlamlı ve eş adlı sözcükler bu örneklerden de açıkça görülmektedir.

Yakut, Hakas, Şor, Tatar ya da başka Türk halkların dillerinden konuyla ilgili birçok örnek vermek mümkündür. Yukarıda verdiğimiz örneklerde de tabu ve örtmece sözlerin eşanlamlıları eş adlıları yarattığı ve onların anlamlarını çoğalttığı ve buna dayalı olarak dilin sözvarlığına katkı sağladığı anlaşılmaktadır.

Tabu ve örtmece sözlerin sözün anlamıyla dilin sözlüğüne katkı sağladığına dair akademisyen İ. Kenesbayev şunu söyler: Sözün anlamı değişmekte ve artmaktadır. Anlam bazen daralıp bazen de genişlemeye uğramaktadır. Değişik anlamlar ortaya çıkmaktadır. Zamanın şartlarına göre dil göstergeleri anlamsal değişikliklere uğramaktadır.

Tabu bölümünde de açıkladığımız üzere, tabu ve örtmece söz arasındaki ilişki nedenseldir. Dil göstergelerinden oluşan tabuyla örtmece sözler bazen birbirine karıştırılmaktadır. Burada şunu da hatırlatmakta yarar var: dilde bazı sözcükleri art zamanlı ve anlambilimsel açıdan ele aldığımızda anlam iyileşmesi (Alm. Bedeutungsverbesserung, İng. meliorative) ve anlam kötüleşmesi (Alm. Beteutungsverschlechterung, İng. pejorative) gibi kavramlarla karşı karşıya kalırız. Türkçe’ye de geçmiş olan ve ordudaki en yüksek rütbeyi gösteren mareşal ('at bakıcısı, nalbant' sözcüğüne dayanan ve çeşitli dillere geçen (Örn. Alm. Marschall, İng. Marshal) bu örnekteki iyileşme, yücelmenin, saray unvanlarından biri olduğunu belirtmek gerekir.

Önceleri 'yabancı misafir' demek olan Lat. ‘hostis’, zamanla 'düşman' anlamına gelmeye başlamıştır ki, bu gelişmede, Romalıların yabancılar ve komşularıyla uzun süren savaşları rol oynamış olsa gerekir. Bu örnek de anlam kötüleşmesine örnektir.[50] Verdiğimiz örneklerde sözcüklerin anlamsal değişiklikleri tabuya bağlı bir nedenle ortaya çıkmadığı için, örtmece söz (euphemism), ya da kötü adlandırma (dysphemism) kategorisinde değerlendirmek yerine, anlam iyileşmesi ve anlam kötüleşmesi açısından ele alınmalıdır.

Mesajın kim tarafından nasıl ve ne şekilde alıcıya iletildiği, ne hakkında konuşulduğu sözü edilen (gösterilenin) nesnelerin çeşitli iç ve dış özellikleri (rengi, sesini, sıfatı, huyu, özelliği, hareketi, durumu) vb. söylenmesi yasaklanmış tabu sözcüğün yerine örtmece sözün kullanıldığını ancak belirli bir bağlamda anlamak mümkündür.

12. Kötü adlandırma (dysphemism) konusunda neler söylemek istersiniz?

Tabu kaynaklı kötü adlandırma (dysphemism) konusu öncelikle bu çalışmanın konusu olmamakla birlikte kısa da olsa değinmek gerekir.

Dünyanın birçok ülkesinde çocuklara ad konurken beğenilen, sevilen ad koyma eğilimi varken, kimi ülkelerde güzel adların kötü ruhların ilgisini çektiğine inanılmaktadır. Siyam’da, Tonking’de bu nedenle çocuklara güzel ad vermek yerine şeytanların, kötülük ruhlarının onlar için bir tehlike olmayacakları döneme kadar Domuz, Yaramaz gibi isimler verilir. Yine bu tür uygulamaların Türk soylu Kazak ve Altay halklarında da yaygın olduğu görülmektedir (Aksan, 1990:C.III, 117).

‘Tozok’, ‘Kaçkın’, ‘İtbay’, ‘İtibay’, ‘İtalmaz’, ‘Tezekbay’, ‘Yılan’, ‘Şeytan’, Manas Destanı’nda adı geçen ‘Bokmurun’ gibi kötü ad verme ve adlandırma Türk halklarında varlığını sürdürmektedir. A. A. Satıvalov, Kumuklarda kız adı olarak “Gerekmez”, “Gocuk” (erkek adı “köpek” anlamında) adı verildiğini belirtmektedir.[51]

Yine Oyratça’da çıçkan: ‘fare’, Dyitu: ‘Pis kokulu’, Altın Ordu Han’ı Özbek’in kızının adı İt-küçücük, Şorca’da Poktuğ-kiriş: ‘bok’, Hakasça’da Çolbanah: Töre dışı çocuk’ adları kız adı olarak verilmiş olup kötü adlandırmaya örnektir. [52]

Tuncer Gülensoy, ‘Türk Kişi Adlarının Dil ve Tarih Açısından Önemi’ adlı yazısında Türklerde, ‘Hafiye’, ‘Hurda’, ‘İbiş’, ‘Meymenet’, ‘Nanoş’, ‘Nubin’, ‘Porsel’, ‘Sefore’ vb. halk arasında verilen kişi adlarının anlamsız, hoş ve zarif olmayan duyguları çağrıştırdığını ifade etmektedir.[53]

Selçukluların ünlü devlet adamının adı da Saadettin Köpek’tir. Tüm bu kötü adlandırmalar, kötülük ruhlarının şahsa zarar vermesini engellemeye dayalı adlandırma eğiliminden kaynaklanmaktadır.

Hastalık adlarından: ‘adı batası’: köstebek de denilen çıban, kemik veremi, sıraca, ‘adı belirsiz’: verem, ‘ağız eskisi’ nezle, ‘batak’: zatülcenp, plöresi, ‘bozgun’: ishal, ‘budala’: unutkan olma, delilik alametleri görülme , ‘çalık’: bir organın aniden görev yapamaz hale gelmesi, felç, ‘çapıt hastalığı’: kolera, ‘haspa’: çıban , ‘keş’: göze ak inmesi , ‘kıtmir’: uyuz, ‘kirli paçavra’: kolera, ‘kötü hastalık’: verem/ kanser, ‘piç’: şeytan tırnağı, ‘pisdert’: zührevi hastalıkların genel adı, ‘sağır’: hasta , ‘sakat’: 1. çıban ya da yara kabuğu, 2. saçkıran hastalığı ‘tersi bozuk’: ishal, ‘tıkızı kırık’: kör vb. örnekleri verebiliriz.

Hayvan adlarıyla ilgili kötü adlandırmalara:adıbatasıca’: akrep, ‘kara dul’: öldürücü bir örümcek türü,‘kötü hayvan’: domuz, ‘sözüm a’: domuz, ‘sözüm ona’: domuz, ‘kara dul’: örümcek,bitli: bir yaşındaki domuz yavrusu,övey ana: Isırdığı zaman çok acıtan, ince, karıncaya benzer bir böcek, ‘ölükuyruğu’: akrep vb. örnekleri vermek mümkündür.

Görüldüğü gibi insan, hayvan, hastalık adları vb. yerine halkın dilinde insan duygularına kulağa ve dile hoş gelen örtmece sözcüklerin yanı sıra ürperti, ürküntü verici ve kötü izlenim ve çağrışımları yansıtan adlandırmalar da dilde yer almaktadır. Yukarıda verilen örneklerin tamamı tabu kaynaklı olduğu için kötü adlandırma (dysphemsim) dır. Tabu kaynaklı bu tür kötü adlandırmalar (dysphemism) önsözde ifade ettiğimiz üzere ayrı araştırma gerektiren bir konudur.

13. Örtmece sözleri Türk dilciler nasıl sınıflandırmıştır?

Türk dünyasında bu alanda ilk çalışmaları yapanlardan biri de Türkmen dilci S. Altayev’dir. Altayev yapmış olduğu doktora tezinde örtmece sözleri aşağıdaki gibi ele alıp incelemiştir (Altayev, 1955:3).

A) Halkın Dildeki Yaratıcılığı Neticesinde Ortaya Çıkan Örtmece Sözler

1. Ölümle ilgili örtmece sözler, 2. Ziraat ve tarımla ilgili örtmece sözler, 3. Cinsellikle ilgili örtmece sözler, 4. Atasözleri ve deyimlerin örtmece söz özellikleri

B) Bolşevizm İhtilali’nden Önce (XIII-XIX. asır) Halkın Dilinde Yer Alan Örtmece Sözler

1. Ölüme dayalı dini inançların neticesinde ortaya çıkan örtmece sözler, 2. İnsan organlarına dayalı örtmece sözler, 3. Nezaket, edep ve ahlaka dayalı metaforik (mecaz) örtmece sözler

C) Çağdaş Türkmen Dilinde Yer Alan Örtmece Sözler

1. Ölümle ilgili örtmece sözler, 2. Hayvancılık ve hayvan adlarına dayalı örtmece sözler, 3. İnsan organlarına dayalı örtmece sözler, 4. Nezaket, edep ve ahlaka dayalı metaforik örtmece sözler, 5. Güncel hayata dayalı (evlilik, insani ilişkiler... vb.) örtmece sözler, 6. İnsan kusur ve eksikliklerini ( yalan söylemek, hırsızlık... vb.) ifade eden örtmece sözler

S. Altayev’i, Özbek dilci N. İsmatullayev, 1964 yılında hazırladığı doktora teziyle (Özbekçe’de Örtmece Sözler) takip etmiş ve konuyu aşağıdaki gibi incelemiştir (İsmatullayev, 1964:4).

A) Örtmece Sözlerin Kullanılışı ve Anlamsal Türleri

I. Tabuya Dayalı Örtmece Sözler

a) Mitolojik varlıkları adlandırmaya yönelik örtmece sözler; b) Zehirli böcek, yılan vb. hayvan adlarına yönelik örtmece sözler; c) Yırtıcı hayvan adlarına yönelik örtmece sözler; d) Hastalık adlarına yönelik örtmece sözler; e) Kadın- erkek ilişkilerinde birbirlerine hitaba dayalı örtmece sözler; f) Kadın dilinde örtmece sözler

II. Hurafe ve Batıl İnançlara Dayalı Örtmece Sözler

III. Toplum Tarafından Ayıp, Kaba Sayılan Eylem ve Sözlerin Yerine Kullanılan Örtmece Sözler

a) Kadınların özel halleriyle (hamilelik, aybaşı vb.) ilgili örtmece sözler; b) Aile içi ilişkilere dayalı örtmece sözler; c) Ölümle ilgili örtmece sözler; d) Cinsellikle ilgili örtmece sözler; e) İnsan organlarına dayalı örtmece sözler; f) Giyim- kuşamla ilgili örtmece sözler; g) Bazı hayvan ve yırtıcı hayvan adlarına yönelik örtmece sözler; h) Doktor ve tıp dilinde örtmece sözler; ı) Tuvalet, banyo ... vb. mekan adlarına yönelik örtmece sözler

IV. Konuşma Dilinde ve Dini Amaçlar Doğrultusunda Kullanılan Diyalektik Örtmece Sözler

V. Anlamlı biçembilimsel örtmece sözler

VI. Diplomasi dilinde örtmece sözler

VII. Örtmece Sözlerin Dili Zenginleştirme ve Çok Anlamlılık Yönü

a) Dil hazinesinde sözcük artışında örtmece sözlerin yeri; b) Çok anlamlılık ve örtmece sözler; c) Örtmece sözlerin kaynakları; d) Ad soylu örtmece sözler; e) Sıfat soylu örtmece sözler; f) Sayılardan oluşan örtmece sözler; g) Zamirlerden oluşan örtmece sözler; h) Fiil soylu örtmece sözler; ı) Bağımsız söz öbeklerinden oluşan örtmece sözler; i) Deyim soylu örtmece sözler

Azeri Dilci Hosay Mahmudoğlu Cabbarov, doktora çalışmasında (Cabbarov, 1972:5) örtmece sözleri incelerken:

I. Bölüm

A) Dilcilikte Tabu ve Örtmece Anlayışı

1. Tabu ve örtmece sözlerin tarihi analizi; 2. Tabunun dil göstergeleriyle ortaya çıkış nedenleri ve örtmece söz aracılığıyla kullanımı; 3. Tabu ve örtmece sözlerin dilin tarihsel gelişimiyle ilişkisi; 4. Örtmece sözlerin toplum hayatında yeri ve önemi

II. Bölüm

A) Örtmece sözlerin çıkış yolları

1. Leksikal (Sözcüksel) yolla; 2. Deyimsel yolla; 3. Dilbilgisel yolla, 4. Örtmece sözlerin edebi metinlerde kullanımıyla

III. Bölüm

B) Örtmece sözlerin üslubî (biçembilimsel) özellikleri

1. Değişik üslup sahalarında örtmece sözler; 2. Konuşma dilinde örtmece sözler; 3. Bedii dilde örtmece sözler olarak ele almıştır.

1973 yılında Kazak dilci A. K. Ahmetov doktora çalışmasında örtmece sözleri ayrıntılarıyla ele almış, özellikle örtmece sözlerin çıkış yollarıyla ilgili Kazakça terminoloji oluşturmada önemli katkıları olmuştur (Ahmetov, 1973:4). Ona göre:

A) Batıl İnanç ve Hurafe İnançların Yanı sıra Dini İnançların Neticesinde Doğan Örtmece Sözler

B) Ahlaki (ayıp, utanma vb.) ve İnsani Değerler Neticesinde Doğan Örtmece Sözler

C) Hastalık Adlarına Dayalı Örtmece Sözler

D) Anatomi ve Fizyolojik Özelliklere Dayalı Örtmece Sözler

1. Vücut organlarına dayalı örtmece sözler; 2. Fiziki kusurlara dayalı örtmece sözler; 3. Kadın- erkek ilişkilerine (cinselliğe) dayalı örtmece sözler; 4. Aile ilişkilerine dayalı örtmece sözler; 5. Kaba, çirkin hareket ve sözlerin yerine kullanılan örtmece sözler; 6. Diplomasiye dayalı örtmece sözler

E) Örtmece Sözlerin Edebi Sanatlar Vasıtasıyla Ortaya Çıkış Yolları

1. Örtmecesel eğretileme (evfemistik metafora); 2. Örtmecesel düzdeğişmece (evfemistik metonimiya); 3. Örtmecesel kapsamlayış (evfemistik sinekdoha); 4. Örtmecesel sembol (evfemistik simvol); 5.Örtmecesel ironi (evfemistik ironiya); 6. Örtmecesel açımlama (evfemistik parafraza); 7. Söz öbeklerinden oluşan örtmece; 8. Adıl soylu örtmece; 9. Diğer dil unsurlarından oluşan örtmece

Tabu-örtmece sözlerle ilgili araştırmalar ve bu alandaki terminolojinin oluşmasında başat anlamda batılı bilim adamlarının çalışmalarını, konuyla ilgili sözlükler, yazılan makale ve eserlerin bibliyografyasının tamamını bu yazıda vermek mümkün değildir. Ancak örtmece sözlerin türlerini biçimsel ve anlamsal açıdan inceleyen batılı dilci Kery Ham’ın çalışmalarına da değinmek gerekir.

14.  Kery Ham’ın sınıflandırmasına da değinir misiniz?

Kery Ham, örtmece sözleri artzamanlı (diachronic) olarak, öykü ve romanlarda kullanım sıklığını incelemiş, biçimsel ve anlamsal özelliklerine göre sınıflandırmasını yapmıştır (Ham, 2001:45):

A) Biçimsel değişiklik (Formal innovation): 1) Başka dillerden alıntı sözcükler (loan words); örn.: ‘most’ (cunt: kadının cinsel organı) French, ‘lingerie’: kadın iç çamaşırı (underwear: iç çamaşırı), ‘feacs’ (exprement) vb., 2. Sesbirimsel değişiklik (Phonemic modification); a) Sözcüklerin tersine söylendiği argo (Back slang); Örn:: ‘enob’ (bone: kemik / erect: penis), ‘epar’ (rape: tecavüz etmek, ırza geçmek) vb., b) Sesbirimsel değiştirme (Phonemic replacement); örn.: ‘shoot’: ateş etmek (shit: insan dışkısı) vb., c) Sözcüklerin gerçek anlamlarıyla uyaklı olan başka sözcükler kullanma (Rhyming slang); örn.: ‘bristols’: argo: kadın memesi (breasts: kadın göğsü), ‘bristols cities’ (titties) vb., d) Kısaltma (Abbrevation); ‘eff’ (as in eff of fuck off), 3. Sözün yaratıcılık gücü ( Word formation devices); a) Birleşim (Compounding); örn.: ‘hand job’ (masturbation) vb., b) Sözcük baş harflerinden oluşan sözcük (Blends); örn.: AIDS vb., c) Türeme (Derivation); ‘fellatio’ (oral sex) vb., d) Birkaç sözcüğün baş harflerinden oluşan sözcük (Acronym); SNAFU (situation normal: all fucked up) vb., e) Yansıma sözcükler, bir hareket veya eşyanın ya da hayvanın sesini taklit yoluyla sözcük yaratma (onomatopoeia); örn.: ‘bank’(sexual interclourse) vb.

B) Anlamsal değişiklik (Semantic innovation): 1) Zıt anlam (Reversal); örn.: ‘enviable disease’: güzel hastalık (syphillis), ‘blessed’: kutsal, mutlu (dammed: hanım) vb., 2. Ayrıştırma: (Particularisation); ‘satisfaction’: haz, zevk (orgasm), ‘innocent’: masum, saf, (virginal: bakire, saf ) vb., 3. bir şeyi olduğundan basit gösterme (Understatement); örn.: ‘sleep’: uyumak (die: ölmek), ‘deed’: eylem, hareket (act of murder/ rape: tecavüz, bozma, gasp), ‘not very bright’: çok zeki değil (thick/ stupid: ahmak, aptal) vb. 4. Dolaştırma, karıştırma (İmplication); örn.:’loose’: gevşek, kolay (sexually easy: cinsel kolaylık), ‘unattached’:bekar, bağlı olmayan (available: elde edilebilir, emrine amade) vb. 5. Mecaz (Metaphor); örn.: ‘brown eyes’: kahverengi gözler, ‘melons’: kavunlar (breasts: göğüsler), ‘riding’: binme, binicilik (sex), 6. Bir şeyi belirli bir özelliği ile isimlendirme yöntemi (Metonym); ‘it’ (sex), ‘thing’ (male/ female sexual organs etc.) vb.

 

15. D. K. Zelenin tabu ve tabuya dayalı örtmece sözleri kaç ana başlıkta ele almıştır?

D. K. Zelenin ve Kırgız dilci Abak Biyaliyev, ilkel diye nitelendirilen toplumlarda avcılık, toplayıcılık (meyve, bitki vb.), hayvancılık ve daha sonra tarımın başlangıcından hareketle tabu ve tabu neticesinde ortaya çıkan ilk adlandırmaların avcılık ve avcılığa dayalı kavramlardan çıktığını ifade ederler. Dolayısıyla kelime hazinemizi ilk olarak avcılıkla ilgili terimler ve kavramlar oluşturmuş güncel hayatta da silinmez izler bırakmıştır (Biyaliyev, 2001:37).

Yukarıdaki bilgiler ışığında iki dildeki tabu ve örtmece sözler dilin tarihine, yani, tarihsel leksikolojisine ait özel bir grubunu oluşturmuştur. Buradan hareketle D. K. Zelenin tabu-örtmece sözleri dört ana başlık altında sınıflandırmıştır: 1) Avcılık ve vahşi, yırtıcı hayvan adlarına dayalı örtmece sözler (kurt, ayı vb.), 2) Ölümle ilgili örtmece sözler, 3) İnsan adlarıyla ilgili örtmece sözler, 4) Hastalık adlarıyla ilgili örtmece sözler.

16. Sizin bu sınıflandırmayla ilgili değerlendirmeleriniz nedir?

D. K. Zelenin, cinsellik konusunu bu sınıflamanın dışında tutmuştur. Cinsellik konusu ise tamamen tabunun kendisidir. Bütün dünya dillerinde belki de birey, aile ve toplum içerisinde bahsedilmesinden kaçınılan, tereddüt edilen, dini ve ahlaki normların baskısı sonucu ayıp kavramıyla özdeştirilen bir konudur. Her dilde cinsellikle ilgili yasaklanmış söz ve onun yerine kullanılan binlerce örtmece söz vardır. Bu nedenle örtmece sözleri sınıflandırırken cinsellik konusu da tabu-örtmece söz grubunun en başında yer alması gereken konulardan biridir.

17. Avcılık ve av hayvanlarına dayalı örtmece sözler hakkında bilgi verir misiniz?

Çoğu ilkellerin mitlerinde, dinsel inançlarında karga, kartal, horoz, atmaca, ağaçkakan vb. kuşlar; bukalemun, kertenkele, yılan gibi sürüngenler ateşi yeryüzüne getiren, insanları kurtaran, dünyanın yaratılmasına yardım eden hayvanlar olarak rol oynamaktadırlar. Örneğin birçok toplumda kartala gelecekten haber veren, ruhları öte dünyaya götüren, gökle yer arasında aracılık yapan kutsal bir kuş gözüyle bakılmaktadır. Ölümsüzlüğün, sonsuzluğun sembolü olan yılan: mitolojide, ibadette, büyücülükte ve sanatta evrensel rol oynamıştır (Örnek, 1971:98).

Klan üyeleri totem kabul ettikleri hayvanın pençesini, tüylerini, kemiklerini vb. üzerlerinde taşırlar. Klan ve klana bağlı birey totem olarak benimsedikleri hayvanın atalarının da kendi ataları olduğuna inanır. Totemleri bir olan kimseler birbirlerine akraba gözüyle bakarlar.

Avcı halklarda görülen hayvan kültünde insanla hayvan arasında dinsel ve büyüsel bir ilişki vardır. Geçimleri av hayvanlarına bağlı toplumlarda bu hayvanlar gide gide kutsal bir niteliğe bürünmüşlerdir.

Kelime hazinemizi ilk olarak avcılıkla ilgili terimler ve kavramlar oluşturmuştur. Daha sonra hayvancılık,[54] sonra çeşitli meslekler,[55] güncel hayatla ilgili terimler yavaş yavaş toplumun dilinde yerleşmeye başlamıştır.

Yetenekli avcı bir hayvanı avlayamadığı ya da öldüremediği zaman, birçok ilkel toplumda rastlanıldığı gibi söz konusu hayvanın avcıdan daha üstün ve güçlü olduğu fikrine varılmaktadır. İlkel toplumlar geçimlerini sağlamak için ilk önce avcılık yapmışlardır. Vahşi ve yırtıcı av hayvanlarını avlamışlar, bazılarını evcilleştirmişlerdir. D. K. Zelenin tabu ve örtmece sözlerin ilkel toplumlarda ilk avcılıkla başladığını ifade eder. Ava giden avcı daha ava gitmeden çeşitli ritüellerin (yüzünü boyama, maske takma vb.) yanı sıra av malzemeleri (ok, yay, mızrak vb.) ve av hayvanlarının adlarıyla ilgili (örn. Ayı: Türk. dazlak, gocaoğlan (gocoğlan), kaşkır, koca oğlan, kosso, momo, orhudo; Tavşan: dikmen kırı, eğri pisi, eri pisi, kaban, kaçağan, kırçıl: 1. İhtiyarlamış erkek domuz, 2. Tavşan, peldirgöz: Tavşan vb.) birtakım uygulama ve kaçınmalara başvurur. Av hayvanlarının adları değiştirilir. Cinse bağlı olarak kadın ve erkek, av hayvanlarının adlarını başat adından farklı bir adla anarlar. Av esnasında da birtakım farklı uygulamalar yapılır. Özetlemek gerekirse av aletleri, av hayvanları ve avlanma esnasında bütün kavramların adı değiştirilir. Çünkü av hayvanları, bunların gerçek adını duyduğunda insan gibi anlar, kendisine kurulan tuzağı hissedince hemen kaçar. Avcılıkla ilgili ayrıntılı araştırmalarda bulunan D. K. Zelenin, Avrasya coğrafyası halklarının dillerinde (Rusya, Ukrayna, Beyazrus, Kazak vb.) avcılıkla ilgili çok sayıda tabu-örtmece sözün varlığına işaret eder.

Araştırmacı, bu bölgelerde yaşayan halkların (kabile, boy ve sülalelerin) birbiriyle olan akrabalık ilişkileri, soylarının bu hayvanlarla (kurt, ayı vb.) özdeştirilmesi, animisitik ve totemistik değer ve yargılarının tabu örtmece sözlerin art zamanlı olarak incelenip ele alınmasında çok önemli faktörler olduğunu önemle vurgulamaktadır.

Animist dönemde tabu ve tabuya dayalı inançların hemen hemen bütün dünya halklarında yer bulduğunu burada belirtmek gerekir.

Animist dönemde tabu ve örtmece sözlere dayalı düşünce ve kavramları iki açıdan ele almak gerekir. Birincisi tabu kabul edilen varlığın bizzat kendisidir. İkincisi tabu- örtmece sözlerle ilgili genel dilde kullanılan sözler ve dil göstergelerine yüklenen anlamdır. Dünyada var olan canlı-cansız, soyut-somut kavramlar (hayvan, insan, hastalık vb.) dilsel ve dil dışı göstergelerdir.

Animizme göre insan hangi alanda yetenekliyse tabiattaki diğer canlı-cansız varlıklar da insan gibi yeteneklidir. İnsana ait her türlü vasıfları onlar da taşırlar. İnsan gibi bir zekâya sahiptirler, ister uzakta ister yakında olsun insanların konuştukları her şeyi anlarlar.

1. Animistik ve totemistik bakışa göre tabu sayılan varlığın (ölüm, şeytan, hastalık vb.) canlı ya da cansız, soyut ya da somut kavramlarının hepsinin ruhu / iyesi olduğu inancı vardır. Eğer hastalığın adından söz ediyorsak o hastalığın iyesi gelip konuşanlara zarar verebilir.

Kırgızların ‘Kococaş Destanı’nda sebepsiz yere hayvanları öldürmenin cezasız kalmayacağı, bir başka ifadeyle tabu olduğuna dair bilgiler vardır. Kococaş, Sur Keçi’yi yavrularını ve eşini öldürmeye çalışır. Bunu anlayan Sur Keçi, soyumuz kurumasın diye hiç olmasa Alabaş’ı öldürmemesi için Kocacaş’a yalvarır, fakat Kocacaş Alabaş’ı öldürür. O zaman Sur Keçi Kocacaş’a beddua eder, Kococaş derin yar ve kayalıklardan inerken düşer ve ölür. Destanda hayvanların hamisi (koruyucusu) olarak kabul edilen hayvanların öldürülmemesi yani öldürülmesinin tabu olduğu gerçeği mesajı verilir. ‘Kococaş Destanı’nı araştıran folklorcu S. Zakirov burada önemli olanın tabu faktörü değil, totem olarak kabul edilen bir hayvanın Kocacaş tarafından öldürülmesidir der. Kocacaş, boyunun totem olarak bildiği hayvanı öldürdüğü için uçurumdan düşerek ölür.

Abak Biyaliyev “Avcılık Terimleri” adlı doktora tezinde ‘Kococaş Destanı’nda avcılıkla ilgili tabu sorununu araştırırken tabu kavramının Sur Keçi ile Alabaşa dayandığını, totemist bakış açısının ortaya çıktığını ifade eder. ‘Kococaş Destanı’nın tabunun yaygın olduğu dönemlerde ortaya çıktığını belirtirken bu destanda Kococaş’ın oğlu Moldocaş bölümünün yer almadığını, tabu kavramının gücünü yitirdiği dönemlerde Moldocaş bölümünün destana eklendiğini önemle vurgular.

Bir insan, bir hayvan veya tabiattaki canlı-cansız herhangi bir varlıkta doğaüstü bir yetenek, nitelik, biçim vb. özellikler alışılmışın dışındaysa, mistik bir kuvvete sahip olduğu kanısına varılmakta, yaratıcı, dinamik ve yetkin görünen her şeyin ‘kuvvet’ tasarımıyla yüklü olduğuna inanılmaktadır. Totemizmin çekirdeğini oluşturan bazı hayvanların (kurt, ayı, kartal, inek, köpek vb.) öldürülmesi, yenmesi ve adının söylenmesi tabu yasağına dayanır.

Özellikle geçimini hayvancılıkla sağlayan hayvan kültü ve buna dayalı olarak ortaya çıkan ‘hayvan totemi’; dinsel ve büyüsel bir ilişki çerçevesinde toplanmış, hayvanlar büyük bir önem kazanmış, sonunda bu önem giderek kutsal bir niteliğe bürünmüştür.

Söylenmesi yasak, yani tabu olan söz ve tabirler, Kıpçak kavimlerinde özellikle göçebelerde büyük yer tutmuştur. Samoyloviç, ‘Zapretnıye slova’ da şu güzel örnekleri verir: mañrama: «koyun», aygır tawuk: «horoz», esäk kulak: «tavşan», kaptesär «sıçan» = (tor-bateşar); kişkinä koy: «toktı, bir yaşındaki koyun»; etkeser «piçak», kolağaş «tokmak», betkörgüş «ayna - yüzü gören» vb. yaygın olarak halkın dilinde yer almaktadır. (Çağatay, 1974:365).

Tabu ve örtmece sözlerin derin yapısını bütün yönleriyle ortaya çıkaran şu örnek dikkat çekicidir: A. N. Samoyloviç, tabu-örtmece sözlere şu örneği vermektedir: Şarkıratmanın arı cagında, cıldıramanın beri cagında, mañıramauluma cep catır. Cañımanı bilemege bilep alıp kele koyuñuz. (T. Türk: Şelalenin öbür tarafında, ırmağın bu tarafında koyunu kurt yiyor. Bıçağı bileğ taşında bileyip hemen geliniz (Samayloviç, 1915:161-168).

Kasım Tınıstanov da aynı olayı aşağıdaki gibi anlatır: ‘Eski zamanlarda bir kadın sinsice koyun sürüsüne yaklaşan kurdu görür ve kaynatasına tehlikeyi sessizce haber vermeye çalışır: Şuuduramanın arı cagında, şarkıratmanın beri cagında maaramauluma cep catat. Suurumanı suurup alıp, canımaga canıy cet ce çap.’[56] Kasım Tınıstanov (Tınıstanov, 1929:59) bu tür örneklerin Kırgız dilinde, Samoyloviç (1928:229-233) de (1915–1920) Kazak, Altay dillerinde bu tür örneklerin halkın dilinde sık sık yer aldığını ifade etmiştir.

Örtmece sözleri, sadece kurt ve insan isimleriyle sınırlı dar bir alanda, iç içe yaşadığı genel dil sisteminden ayrı bir şekilde ele alacak olursak, söz konusu durum etnografik araştırmadan öteye gitmez. Bu bağlamda ‘uluma’ örtmece sözü; kurdun asıl ismi olan ‘kurt’ sözcüğünün yerine kullanılmaktadır. Kurt uzakta olsa bile kendi adını duyunca bunu anlar ve konuşanlara zarar verir. Yukarıda verdiğimiz örnekte, ‘kurt’ sözümü duyarsa anlar’ inancıyla, adı yasaklanan varlıkları başka sözcüklerle ifade etme gereğine dayanarak şarkıratma: su, şuudurama: kamış, maarama: koyun, uluma: kurt, suruma: bıçak, canıma: bileği taşı’ nın kullanıldığını görüyoruz. Bu örnekte de görüldüğü üzere, toplum tarafından yasaklanan sözcüklerin yerine örtmece sözler kullanılmaya başlanmış, halk dilinde sıkça kullanılan dil öğelerine dönüşmüştür.[57].

Hayvan, kuş ve böcek adları içinde tabu ile ilgili eski devirlerden beri gelenek olarak devam eden ve bugün tabu olduğu akla bile gelmeyen örtmece sözlerin sayısı pek çok olsa gerek. Modern insan tipi bunların kimisini alaylı sözler kimisini de halkın uydurduğu hayalî tabirler olarak kabul eder, eski inançlarla ilgisi olabileceğini aklına getirmez. Anadolu'da (D.S., C.4) adıbatasıca (Konya ve köyleri) «akrep»; Allah devesi «uzun ayaklı uzun gövde ve kanatlı bir çeşit sinek»; ağaca (Honaz, Denizli) «köpek», krş.aday (Hakas) köpek anlamında da vardır. Aslında baba, dayı E. Uygarca'da «yavru, sevgi ile birleşen hitap» tır.

K. K. Yudahin, Kırgızca sözlüğünde kurt’la ilgili 18 örtmece söze yer vermektedir. ‘karışkır’, ‘it-kuş’, ‘kök cal’, ‘kök serek’, ‘kök dañgıt’, ‘kök çunak’, ‘çuu kuyruk’, ‘candı ayak’, ‘uluma’ veya ‘uluuçu’, ‘kaşaba’, ‘kokuy’, ‘kudaydın iti’ vb. Türkçe’de: ‘dağda gezen’, ‘dikar’, ‘dik kulak’, ‘guri’, ‘kaşkır’, ‘kızıl göz’, ‘pav kulak’, ‘gök gözlü’, ‘canavar’, ‘yalınsak’, ‘peygamber köpeği’, ‘uzun kuyruklu’, Kazakça’da: ‘it qus’, ‘qara-qulaq’, ‘serek qulaq’, ‘teris azuw’, ‘qara awız’, ‘ulıma’, Özbekçe’de:it qus’, ‘qarışkul’, Tuvaca’da: ‘ıt: it’, ‘çer ıtı: yer iti’, ‘kızıl arak: kızıl göz’, ‘uzun kuduruk: uzun kuyruk’, Türkmence’de: ‘mesdan it: bozkır iti’, ‘adı citen’: adı yok, ‘hırıdar’: avcı, ‘canavar: canavar’ Azerice’de: ‘canavar’ veya ‘agzıgara’: ağzı kara, Çuvaşça’da: ‘peygamber iti’ olarak yer alan örtmece sözcükler yalnız Türk halkları arasında değil ‘böcü’, ‘orman köpeği’ (Litvanya), ‘altın ayaklı’ (İsveç) başka halklarda da kullanılmaktadır.

Dinç, atak ve yırtıcı olduğu için kök serek sergek (g sesi düşüp seyrek olarak kullanılmaya başlamış. Örneğin: elgek – elek, orok – orgok vb.); it–kuş olarak adlandırılırken it sesine ait olduğu, kök cal derken erkeği gök yeleli olduğu, kök çunak derken onun rengi göktür ve etle beslendiği söylenir. Kokuy derken onun merhametsiz olması (Tuva dilinde kokoy – korkunç demektir). Karışkır börü uzaktan ağzını açarak geldiği için onun ağzını açtırmama çabasıyla bu söz kullanılır.

Kurdun hayvanlara saldırıp telef etmemesi için elbiselerin yenini bağlama geleneği Issık – Göl’de, Narın’da hala devam etmektedir. Bu inanç gereği yapılan hareket ağzını açarken kurdu durdurmak içindir. Bu bölgelerde kurdun saldırmaması için ayak kemiği bozevin duvarındaki odunlara asılır.

«Kurt»la ilgili tabu, Kazaklar arasında da çok yaygındır. XX. asrın başlarında Kazak topraklarında bulunan Alman bilim adamı Rehard Karutz: «Kazak çocuklarının kurdun adını söylemelerine izin verilmez. Çünkü tabu bozulursa kurdun hayvanlara zarar vereceği inancı hâkimdir» der (Ahmetov, 1995:45).

Sürüngen hayvanların içerisinde, özellikle «yılan»ın büyük bir önemi vardır. Deri değiştirmesinden dolayı ölmezlik düşüncesini sembolize eden yılanın mitolojide, ibadette, büyücülükte ve sanatta oynadığı rol evrenseldir.

Türkiye Türkçesinde yılanın adına yönelik çok sayıda adlandırma vardır. Örtmecesel adlandırmalar taşıyan bu dil göstergelerinde genellikle renk, insana ve insan organlarına benzetme, insan ruhunu okşayan güzel ve hoş sözcüklerle tanımlama yolu halk tarafından tercih edilmektedir: ala genevir: siyah beyazlı yılan, ala gücük: kısa ve boz renkli yılan, ala tengirek: kısa boylu, benekli ve zehirli bir yılan, angona: kör yılan, babaköş, bozüğrük: beyaz su yılanı, bozüyrük: beyaz su yılanı, bozyörük: üstü hafif benekli uzun yılan, boz yürük: (bozyörük, bözölük, bözürük) sırtı benekli, karnı sarı boz renkte, boyu bir buçuk metreyi geçen zehirli bir yılan, cılan (cıllan): yılan, çapar, çavgın: ince ve çabuk hareket eden yılan, emecen, eram: büyük yılan, evran: büyük yılan, gaba köz: kuyruğu bodur ve kalın olan bir cins zehirli yılan, genevir ala: siyah ve boz renkli bir çeşit yılan, göcengelek: kısa boylu bir çeşit yılan, ılan: yılan, kabran (ııı) kör yılan, kıvrık:yılan, merçimeni: bir çeşit yılan, oklacık: boz renkli, ince kuyruklu, orta boy bir çeşit yılan, sazağan:yılan, ejderha, sarubek: büyük bir çeşit yılan, sokak: ağılı yılan, şerbetli sürüngen: ağısız yılan, uzun böcü: yılan, uzungelin, uzunoğlan, uzun kız, yerde gezen, yerdeki: (Nahçıvan), yılaň: yılan, yulan: yılan, yüğrük: çok hızlı geçen ok yılanı vb.[58]

Yılanın fiziksel özelliği, rengi, hareket ve biçimine göre toplum tarafından yaratılan örtmece sözlerin ilk olarak hangisinin kullanıldığı halkın hafızasından zamanla kaybolup gitmiştir. İlkbaharda yılan yavaş yavaş yuvasından çıkıp insanoğlundan biriyle gözgöze geldiğinde onu etkileyerek adeta hipnoz eder. Bu arada eğer o insan, gömleğinin düğmesini çözerek ‘tüymö’ (düğme) diye söylerse dimdik duran yılanın yavaş yavaş çözülerek yere yığıldığına dair Kırgızlar arasında inanç vardır. Yılan ile insan karşılaştığı zaman insanın gerçek adı söylenmez. Bu durumda hangisi önce düşmanının adını öğrenirse, onun galip geleceği inancı bugün de Kırgızlar arasında yaygındır.

Sözün sihirli gücüne inanan halk kıvrılıp yatan yılanı kımıldatmamak için tokoç, düğme diye adlandırır. Bilmecede çiy dibinde çılgıy kayış denir. Yılanın derisi nakışlı kayışa benzediği için çılgıy kayış diye adlandırılır. Ağza alınması yasak olan sözü söylememekle birlikte onu çağrıştıran ya da benzer sözleri de söylemek yasaktır. Konuşmacı ve dinleyicinin neden bahsedildiğini anlaması için yasaklanmış söze ait olan özellikleri ( renk, sıfat v. b. ) ifade eden örtmece sözler kullanılmaktadır.

Abhazlar yılanı amat demek yerine apaza (Kırg. sürünen) derler. Litvanyalılar piktija (zalim), ilqoji (uzun), merqoji (renkli), Rusça zlaya (zalim), dlinnaya (uzun), pestraya (renkli) örtmece sözler kullanılır. Hind Avrupa dillerinde, sürünen, yeşil, çıplak gibi örtmece adları kullanılır (Zelenin, 1930:44-45). Rusça vorobey (serçe) (Kırg. Tarançı) ekin olduğunda yiyip ziyan vermemesi ve ekini görmemesi için sözün sihirli gücüne dayanarak Beyaz Ruslar sleptsı (körler) (Kırg. Sokur) örtmece sözleri kullanırlar. Kırgızlar fareye kap teşer (çuval delen) derler. Buryatlar avda vahşi deveye gorbotenkaya şeyka (eğri boyun) diye örtmece söz kullanırken, Ruslar tımen, bura gibi yerel adları vermişlerdir (Zelenin, 1930:50).

Kazaklarda eve giren yılan öldürülmeden başına süt veya kımız dökülerek dışarı çıkarılır. Bu şekilde yılanı öldürmeyerek başka yılanların öç ve nefretini kazanmadıklarını düşünüyor olsalar gerekir. Kazaklar yılanı öldürmekten çok korkmuşlardır. Dolayısıyla gerçek adlarını söylediklerinde zarar getireceğini düşünmüşlerdir.

İspanyollarda yılan anlamına gelen “culetra” sözü söylenmez. Yine eski İtalyanca’daki “culutra” sözü “yılan” anlamına geldiği için tabu sözcük sayılır.

Güney Batı Amerika Chroki yerlileri, birisini yılan soktuğunda: “Yılan soktu” yerine “Ayağına diken battı” derler (Ahmetov, 1995:43-44).

Hayvanların kutsal nitelik kazanması totemizmde görülmektedir. Totem olarak kabul edilen hayvan ile klan üyeleri arasındaki mistik akrabalık bir ilişkiyi içermektedir. Adeta hayvanla insan arasında soy ve kader birliğine dönüşmektedir.

Hayvan ve kuşlara ilişkin özel uruk, boy adlarıyla ilgili V. A. Nikanov, S. M. Abramzon, B. Ö. Oruzbayeva, A. Boronov (Karatayev, 1988:108-170) vb. konuları çalışmalarında ele almışlardır. Kırgızca’da hayvanlar, kuşlar vb. varlıkların adlarıyla ilgili ortaya çıkmış etnonimlerde totemizmin etkisi olduğunu söyleyebiliriz. V. Nikonov, Kuzey Amerika’daki Kızılderililerin 170 etnonim sözünün 37’sini incelediğinde 23 etnonimin toteme dayandığını belirtmektedir.[59]

Totem hayvanı ile klan üyeleri arasındaki bağ hem akrabalık, hem de mistik bir ilişkiyi içermekte ve bu ilişkiden bir kült doğmaktadır.

Klan ile totemi arasındaki sıkı ilişki ve bağları sembolize eden özellik, kendini ilk olarak adda gösterir. Klan adını toteminden alır. Çünkü totemin adının, totemde gerçekte var olan ya da var olduğu sanılan her çeşit yetenek ve özelliği de içerdiğine, bunu klanının üyelerine geçirdiğine inanılmaktadır. Dolayısıyla totemin adı ve biçimi bir amblem, bir işaret olarak kimi zaman prafan törenlerde kimi zaman bayrak, tuğlarda taşınır.

Bunun en açık örneğini Kırgız uruu (boy) adlarında görmek mümkündür. Kırgız etnonimlerinin sözlük anlamının bir bölümünü vahşi hayvanlar, evcil hayvanlar, kuşlar vb. varlıkların özel adlarıyla ilgili etnonimler oluşturur. Maral, kurt, bozdoğan, yaban domuzu, köpek, ayı, keçi, serçe vb. Hayvan adlarıyla anılan uruk (boy, soy) adlarının sayısı Kırgız etnoniminin 2500’den fazlasını, özel adların 150’sini oluşturur. Bu konuda V. A. Nikanov, S. M. Abramzon, B. Ö. Oruzbayeva, A. Boronov’un yazıları ve çalışmaları mevcuttur (Karatayev, 1994:12-13).

Totem hayvanlarının boy adları olduğuna dair şu örnekleri verebiliriz: Kurt (Adigine), Maçak (Saru), Kızılkurt, Tüktü Kurt (Saruu), Tüktü Kurt (Döölös), Bugu (Mona) önceleri sadece bir uruğun totemi olsa gerekir. Kırgızların on, sol kanadındaki Bargı, Börü (Kurt), Coru (Ruh) Sarttar, Kara Kagış (Kara Mus) boyları diğerlerinden farklı olarak Adigine boyunun içine girer. ‘Kuran’ın anlamı ‘Karacanın erkeği’ demektir. Kırgızların kullandığı halk takviminde ‘Calgan Kuran, Çın Kuran, teke, dağ keçisi, Kulca (Kulca’nın erkeği), Bugu (Hona) ayları bulunmaktadır. Erke bulan (geyik), Çekir (Göz lekesi), Sayak (Serseri) boyunun içinde yer almaktadır (Karatayev, 1994:16). Barak, Adigine, Sayak etnoniminin paraleli Özbek, Kazak ve Türkmen boylarında da yer almaktadır.

Deve: Devenin güncel yaşamdaki önemi, onun insanların anlayışında totem-hayvan olarak şekillendiğini (Potanov, 1935:135) ve (Borgyakov, 1975:58) araştırmalarında belirtmişlerdir. Karahanlı Devleti’nde devenin totem hayvan olduğunu ispatlayan deliller vardır (Barthold, 1963:505;Karayev, 1975:177-188) Sol Kanattaki Kırgızların Basıt boyunun askeri narası ‘Akbuura’ (Ak Deve) olduğu bilinmektedir. Etnonimin paraleli Solto boyunun içinde de bulunmaktadır.

Bunun yanı sıra Kırgızlar arasında deveyle ilgili aşağıdaki etnonimler bilinmektedir: Deve (Kıpçak), Ak Boto: Ak Deve (Kuşçu), Ak Bura: Akdeve (Basız), Kök Boto: Boz Deve (Sarı Bagış), Buura[60] (Çekir Sayak), Taylak: Taylak (Çekir Sayak), Buurahan: Deve (Boston) vb (Karatayev, 1994:18).

Evcil hayvanların içinden inekler de etnonimlerin meydana gelmesine sebep olmuştur.

İnekler (Kandı), Boğa (Kandı), Kotozdor (Kesek), Teke: Tekren (Teyit): Terken- Türkmence’de ‘teke’ anlamına gelir (Ataniyazov, 1988: 12-18). Koç (Döölös), Koç Munduz (Munduz), Güney Altaylar’da (Altay Kici), Koç Munduz şeklinde anarlar (Baskakov, 1985:245) Topal Koyun (Adigine), Ak Kuzu (Cödiger), Kara Kuzu (Adigine), At, Mesela: Doru Aygır (Kıpçak), Boz Aygır (Saruu), Doru Tay (Döölös), Aygır (Çekir Sayak), Yedi Aygır (Kıpçak).

Kuşlar: Kozuguna (Azık), Balık Kartalı (Saruu Boyu), Aladoğan (Cetigen), Kök Moyun, Sarı Bagış), Bozdoğan (Munguş), Ruh (Adigine), Puhu Kuşu (Bugu), Baykuş (Munguş), Karga ( Moğollar), Boz Toygor (Nayman), Bülbül (Saruu), Kuş (Saruu, Su Murun), Balıkçıl Kuşu (Teyit), Tepeli Doğan (Kıdırşa), Kara Koyun (Cetigen), Sarı Boor (Bugu), Serçe (Kıpçak), Toygar (Bugu), Yaban Ördeği (Bugu), Flamingo (Coru), Kara Sığırcık (Çekir Sayak).

Orta Asya ve Doğu Türkistan’a geziler yapan N. F. Katanov, Türk halkları arasında hayvanlarla ilgili masallarla inançları derlemiştir. Yukarıda sözünü ettiğimiz hayvanların insanlarla soy birliği hakkındaki görüş ve değerlendirmeleri destekleyen çarpıcı bilgiler vermektedir.

Aksu masallarında köpek, kedi, karınca, sıçan, fare ve yılanlar insanın dostları, yeşilbaşlı büyücüler ve kötü ruhlar ise düşmanlarıdır. Büyücüler, insanların etleri ve kanlarıyla beslenen yedi başlı cadı Yalmanuz’a yardım ederler. Bu cadıya ‘Calmanuz Kempir’ adıyla Kırgız masallarında da rastlanır.

N. K. Katanov’un Orta Asya ve Doğu Türkistan’da yapmış olduğu geziler sırasında Türk halklarında hayvanlarla ilgili derlediği inanışlar son derece ilginçtir. Yaban domuzunun, örümceğin, karganın, papağanın, martının, eşekarısının, kaplumbağanın, tavşanın, akrebin, baykuşun ve bukalemunun yaratılış ve varoluşları ile ilgili çeşitli masallar derledim. Bütün bu hayvanlar eski zamanlarda insanmışlar ve hepsi de çeşitli suçlardan dolayı hayvana dönüşmüşler. Örneğin, Yaban domuzu müşterilerini aldatan bir kasapmış. Turfanlılarda tedavi yöntemleri de oldukça ilginçtir. Örneğin çocuk sahibi olmayı arzulayan ve çocuğu olmayan bir kadının misk, karanfil, kurdun, karganın ve kırmızı koyunun ödünden hazırlanmış bir karışımı içmesi gerekir. Turfanlıların atasözleri de aynı Kırgızlardaki gibi şiirlerle söylenir: ‘Bahar gelmeden bülbül ötmez, dert gelmeden Allah adı anılmaz’.[61]

Örneğin serçe, fare, kurt, tilki, domuz, yaban güvercini, fil, maymun, kedi, ayı, martı, kırlangıç, işte bütün bu hayvanlar efsaneye göre insanmış. Bu 12 hayvan çeşitli suçlardan dolayı Allah tarafından böyle hayvanlara dönüştürülmüştür (Katanov, 2004:116).

Hz. İsa'nın mucizelerine inanmayan bir insan martıya dönüşmüş, fil her zaman hileli tartan bir fırıncı imiş, kedi kötü ağaçlardan yapılmış iğneleri satan bir kişiymiş, ayı kötü boya satan bir boyacı, tilki kurnazlığı ile diğer bütün insanları aldatan bir kimse, kurt gebermiş koyunları satan bir kasap iken bu tür suçlardan dolayı Allah onları cezalandırmış ve çeşitli hayvanların şekillerine sokmuş. Karga, yarasa ve guguk kuşu Loguçenliler tarafından kehanet sahibi kuşlar sayılırlar, örneğin karganın peş peşe iki defa bağırması (ötmesi) insana mutluluk haberi verir; guguk kuşu bahar gelince ötmeye başlamadan önce, yere ağzından ancak ve ancak mutlu insanların bulabilecekleri iki kömür parçası saçarmış. Kim bu kömürleri bulur ve onlarla kendi gözlerini ovalarsa o kişi İfrit'i görürmüş ve İfrit’ten insanı görünmez yapan şapkayı alırmış; yarasanın başında ise iki tane ben varmış, mavi ve beyaz; saçları ve sakalları çıkmayanlar bu iki beni kafalarına ve çenelerine sürerlerse onların saçları ve sakalları çıkarmış (Katanov, 2004:151).

Şamanlar ayıyı insanların atası sayar, toprağın, 'suyun efendisi ve zayıfların koruyucusu’ olduğuna inandıkları için Uranhaylar ayıya özel bir saygı gösterirler. Efsaneye göre ayı ilk önce insan imiş, çok fazla votka içtiği için ayıya dönüşüvermiş, çünkü çok votka içmesi nedeniyle faaliyetsiz kalmış. Başka bir efsaneye göre de kadim zamanlarda iki tane insan varmış, kadın ve erkek. Bunlar kürklerini ters giyerek ve "Erlik" (Şeytan) olmayı dileyerek birbirlerini yalamaya başlamışlar. Bunun için Erlik-Han onları ayıya dönüştürmüş ve onları yeryüzüne-insanların yanına- kovmuş. Uranhaylar ayı etini ve Tatlısu Gelinciğinin (lota balığı) etini yemezler, çünkü lota balığını da ayı gibi insan sayarlar. Efsaneye göre tatlı su (lota) balığı insan imiş, eski zamanlarda tütün içen bir kadın varmış, bu kadın kocasına çok öfkelenmiş ve ağzında tütün çubuğu olduğu halde suya atlamış. İfrit onu kucağına almış ve tatlı su gelinciğine dönüştürmüş. Uryanhayların çoğunluğu diğer balıkları da yemezler, çünkü onları su ruhunun halkı sayarlar. Tatlı su balığı ilaç yapımında kullanılır. Ayı, kurt, köpek ve tatlı su gelinciği gibi hayvanlar Uryanhayların yemin düsturlarına girerler.

Yemin etmiş bir kişi, ayının, kurdun, köpeğin başını, okun temrenini ve bıçağın keskin tarafını yalamaya zorlanır. Kim yalan yere and içerse o kimse hiç bir zaman hayvan avlamaya muvaffak olamaz.

Türkiye’de turna kuşu; genç evli kadını, leylek; ‘Mekke’nin hacı babası’ ve ‘seyahati’ sembolize eder. Bülbül ve çulluk; aşk ve mutluluğu, doğan; büyük kısmeti, kumru; isteklerin gerçekleşmesi, kuğu; iyi kalpliliği, martı; uzaktan haberi, papağan; sevgiliden haberi, saksağan: bir yerden haber geleceği, şahin; yüce makamı, yaban ördeği; eğlenceyi çağrıştırırken bir takım kuşlar da kötülüğü, olumsuzluğu ifade ederler. Akbaba ve baykuş bazı bölgelerde hastalık ve ölümün habercisidir. Kuzgun: dargınlığı, tavus kuşu; uğursuz kadını, üveyik kuşu da aşka ihaneti temsil eder. Evrendeki konumları yönünden insanınkine benzer bir durumda olan hayvanlar da insan gibi Tengri ve diğer ilahlara bağlıdır. Aynı terimlerle kendilerine dua ederler. ‘Kölenin sesi Tanrıya öneriler sunmakta, kuzgunun sesiyse Tanrı’ya doğru yakarmaktadır (Irk Bitig. LIV), ‘Ben geyiğim... bağırıyorum. Yukarıda Tengri beni işitmiştir’. Tarlakuşu büyüklüğünde bir kuş, Cengiz’in tahta çıkışı konusunda karar verecek olan kurultayda ‘Çingis!, ‘Çingis!’ diye seslenir. İnsanlarla hayvanlar arasındaki karşılıklı konuşmayı aktaran çok sayıda edebi metinler vardır.

J. P. Roux: ‘Birçok gözlemcinin iddia ettiği gibi hayvanlar hiçbir zaman Tanrı değildir, der. İnsanlarla bir takım özellikleriyle (uçma, yüzme, koku alma, gece görme) insanlarda olmayan yeteneklere sahip olan hayvanlar, başlangıçtaki biçimlerini- insan ruhunu- kaybetmişlerdir, der.

Kaşgarlı Mahmut’ta: ‘Kuşlar gibi uçtuk’, Baçman, Gizli Tarih’te: ‘Cengiz Han bir akbaba gibi uçuyor, bir doğan gibi saldırıyor, azgın bir tay gibi debeleniyor’, Çil-ger Böke: ‘Gelincik haline gelen annem, işitiyor, samur olunca görüyor ...’ (Roux, 2002:187).

Arap tarihçisi el- Medaini: Türkler, becerikli bir ordu komutanından on hayvanın niteliklerine sahip olmasını isterlerdi: Horozun yürekliliği, tavuğun namusu, aslanın cesareti, yaban domuzunun saldırganlığı, tilkinin kurnazlığı, köpeğin direşkenliği, turna kuşunun uyanıklığı, karganın ölçülü davranması, kurdun savaş arzusu, yağru’nun (ineğin) sağlığı der (Roux, 2002:221). Yine Kutadgu Bilig’de: Hakan’ın şu niteliklere sahip olması gerekir... Savaşta bir aslanın yüreğine sahip olmalıdır... Bir yaban domuzu gibi inatçı olmalı; bir kurt gibi güçlü olmalı; bir ayı gibi cesur olmalı; yak gibi... saksağan gibi... karga gibi... tilki gibi... deve gibi..., baykuş gibi... olmalı (Roux, 2002:216-217).

Av hayvanlarının adlarına yönelik yasaklama ve onun yerine örtmece sözlerinin kullanılmasının doğal bir sonucu olarak av silahları (tüfek, tabanca, silah) kesici ve delici (bıçak, balta, mızrak vb.) aletlerin adlarının yerine Türkiye Türkçesinde örtmece sözler kullanılmaktadır.

Av ve Silah Araçları: Tüfek yerine: mıltık, tıbılle, tüyenk (tüvek), üşkok, tüfeklerin biçim ve cinslerine göre: evzalı: saçma ya da barut ile patlayan tüfek, foşel: saçma ya da kurşun atan bir çeşit doldurma av tüfeği, mulduvan: bir çeşit tüfek, sarıgöz sarma: namlusu, sarma olarak özel biçimde yapılmış çifte, sarma (ıı): namlusu özel biçimde çelik tellerle yapılan av tüfeği, sıkma (ııı): bir çeşit av tüfeği, sultat: 1. kalın namlulu bir çeşit tek tüfek 2. altı yivli bir çeşit tüfek, şeşhana (şeşene, şeşhane, şeyşana (ıı): av tüfeği, şinanay (ıı): eski av tüfeği, şirşane: uzun demirli tek tüfek, tüftüfü: kuş avlamaya yarayan, mermileri hızlı üflenerek fırlatılan bir çeşit tüfek, yellus: içi yivli av tüfeği zıpçık (ıı): 1. piştov, 2. tüfek harbisi, sıbızgı(ı): tüfek namlusu.

Bıçak yerine: eğri (ııı), eğri, nöygün, soya (vı) (soyacak): 1. bıçak, 2. çakı, soyĥa, soyka (ıı): bıçak, çakı, topana (ıı): bıçak

Bıçakların biçim ve özelliklerine göre: salam (vı), sallama (ıv), saluç: pala, büyük bıçak, saldırma, saya (ıv): ince, dar ağızlı bıçak, sayanı (ıı): kör, kesmeyen (bıçak, makas vb. için), soğluk: bıçak, mutfak bıçağı, soranı: büyük hançer, suğluk: 1. küçük bıçak, 2. küçük hançer, 3. kıyma bıçağı, büyük bıçak, suluk (vı): 1. hançer 2. büyük mutfak bıçağı, tahmaz (ı): paslı, iyi kesmeyen nesne (bıçak, keser vb. için), tara (ı) (tağra, tar (vııı), tare, tarĥa): 1. bağ budamaya yarayan, eğri bir çeşit bıçak, tekebıçağı: bir çeşit büyük bıçak, saldırma, tıntı (tıntırı): ufak, sapsız bıçak, tiydili: küçük cep çakısı, üngürüş (üngüz): et bıçağı, yamçı (ıı): kör, kesmez bıçak, yatır (ıv): büyük bekçi bıçağı, yumuca: ağaç saplı çakı, zırh (ıı): eğri ve uzun kebapçı bıçağı.

Tabanca, silah yerine: kubur: dolma tabanca, mazın (ı), savut (ııı), sıkı (v), şebek (ıı), taraklı (ı), yuruk (ıı), savak (ıv): silah kabı

Diğer kesici aletler: salma (ıv): ağaç kesmek ya da yontmak için bir yanı keser, öteki yanı balta biçiminde araç, tahran (ıı): balta, topur (ı): (tupur): kök sökmekte kullanılan bir çeşit büyük balta, siğil (ı): kalın kütük kesmekte kullanılan ağaç ya da demir kama, tabar: kısa saplı, küçük odun baltası, tahra: 1. ağaç budamaya, kesmeye, odun kırmaya yarayan, satırdan biraz büyük demir saplı araç, salur: kılıç, sivri (ııı): kazma, yüleği (yülüğen): 1. ustura, 2. bileyi taşı vb.

Görüldüğü üzere, avcılık ve av hayvanları leksikolojisi içinde av silahlarına yönelik (bıçak, tüfek, barut, kesici alet vb.) adlandırmaları örtmece söz kategorisinde ele almak mümkündür. Bu adlandırmalara yönelik sakınmalar veya korkular yalnız o aletlerin kendisinden değil, av hayvanlarının bu silahların adını duyup anlaması ve insanlara zarar vermesi endişesinden de kaynaklanmaktadır. Bu, toplumun kültür tarihinin derinlerinde yatan psikolojik etki ve tecrübelerin günümüze kadar geldiğinin bir ispatıdır.

Hayvan adlarıyla ilgili örtmece sözler Türkiye’nin değişik bölgelerinde farklı örtmece sözcüklerle adlandırılmaktadır:

Ayı yerine: apalak: ayı yavrusu, ayı balağı: ayı yavrusu, ayı balası: ayı yavrusu, bozur: ayı yavrusu, dazlak: ayı, duvaç: ayı yavrusu, fasıl (ıı): ayı yavrusu, fetik: ayı yavrusu, gocaoğlan (gocoğlan): ayı, kaşkır: ayı, koca oğlan: ayı, kosso: ayı, momo: ayı, orhudo: ayı, palak (ııı) (palağı, palah (ı)-1,2,palk (II): 1. Ayı yavrusu. Diğer Türk lehçelerinde şu şekiller ve sözcükler kullanılır: Eski Türkçenin devamı olan ayiğ şekli Rdl. da (Sor. Leb. Küär), ayu (Alt. Tel. Leb. Kır. Bar. Tob. Kzn. Bask. Osm.), azığ (Sagay) bunun yanında ejik, ajık; ata ayu, ana ayu (Kzn.) adığ (soy.); acu (Doğu Türk.) «ayı ve baba». Bunlarla birlikte özellikle Altay ve Abakan lehçelerinde dayı, amca, dede ve baba karşılığında olan sözcükler de kullanılır. tay (Şor, Alt. Tel. Sağ. Leb.) day 'dede', Şorca «ayı»; tay iji (Sağ.) anneanne'; ulug tay (Şor.) «amuca» aba (Şor.) =-apşıyak «ihtiyar, baba, ayı»; (Sağ. Koyb. Kaç.) «aynı ve büyük kardeş». abay, aba (Nogay Rus Slov) «anne»; ulda, uluda (Şor.) «ayı ve amuca»; aba Anadolu» da (Söz Derl. D. 5) geyik; apşak ini (Şor) «ayının ini» Çağatayca ayu ile birlikte Özbekçe'de ayık; Rdl. Çağ. ötkä ödcke/Mog. «ayı» ve äteke «baba» belki de aynı sözcükle ilgilidir. Kırgızca’da ötögön diye adlandırılan ayıyla ilgili atasözleri de vardır: Ötögöndün terisi özü catıp iy bolot ( makal ) – kara kiyik, sasık ooz;

Domuz yerine: azılı: 1. yaşlı domuz, 2. kart erkek yaban domuzu, bangış, bengiç, bitli: bir yaşındaki domuz yavrusu, safranbolu ağzı, civan (s. çağatay), çalgıç: erkek yaban domuzu, çalguç: azgın erkek domuz, çalğuç: dişi yaban domuzu, çızga (cızga (ııı), cızka (ıı): domuz yavrusu, dağda gezen: 1. domuz, 2.kurt, danışman: yeni doğan domuz yavrusu, dımbız: domuz, canavar, gaban: yaban domuzu, ganik: 2. domuz yavrusu, gara canavar: domuz, hek (ııı): azılı erkek domuz, kaban (ııı): azılı erkek domuz, kara böcü: domuz, kara canavar: domuz adder, karaböcü: domuz, kehten bakan: domuz, keyik tonguz: yabani domuz, köteç: domuz yavrusu, kötü hayvan: domuz, moza: 2. domuz yavrusu, potlak: domuz yavrusu, sözüm a: (adana ve mersin civarında), sözüm ona (Adana ve Mersin civarında) özel kimse kaynağı, tanışman: yeni doğan domuz yavrusu, tişitonguz: dişi domuz, tonguz: domuz, yalınsak, yazarlak: bir yaşındaki domuz yavrusu, yeye: erkek domuz vb.

Kartal yerine: berete: 1.kartal, 2. hayvan ölüsü, bürküt, hel (ıı) hele (ıv) helli (ı): 1. kartal, hırhır (ııı): kartal, kahraka: kartal, kara gus (Kıpçak ağızları), kara kuş, karaguş, kocakuş: , kör kör (ı), tuygun, Ülken kus (Kazakça)

Baykuş yerine: çan kuşu (cönk kuşu): baykuş, devletli (devlet kuşu): baykuş, dikguluk: baykuş, gonguluk: baykuş, gükgük: baykuş, gükgüven: baykuş, hayırlı kuş: baykuş, hümmatun: baykuş, hüpbukkuş: baykuş, kavalak: büyük baykuş, korov: baykuş, kör yapalak: baykuş, körbağa kuş: baykuş, kuğuruk: baykuş, kukumav: baykuş, kuvalak: baykuş, mal kadın (Beypazarı, Polatlı, Ankara), yakalak: baykuş vb.

Sincap yerine : cövüz pisiği: sincap, çekelez (ı): sincap, here: sincap, kale (ıı) (kala, kalli, kale): sincap, kaşkaş: sincap, kekelez: sincap, kelli (ıı): sincap, kozkiştik:sincap, malbekçisi (malbekçi, malbeki, mal gelini): 1. sincap, 2. gelincik, sarıteyin: sincap, tangala (tankale, tankile, tenkale): sincap, taterzena (tatarzena): sincap, tehin (tayın, teğin, tein, teyin, tin (ıv): sincap, tirik(ı) (tırık (v), tiği (ıı), tiğin, tiri, tiyin): sincap, zirvik (ıı): sincap vb.

Böcek yerine: Allah devesi: uzun ayaklı, uzun gövde ve kanatlı bir çeşit sinek, beşik iti: tahta kurusu, çağırgan fatma (çağırtkan): eski evlerde çok bulunan, siyah renkli bir böcek, kara fatma, hatice nine: (heççe nine) cennet böceğinden büyük bir çeşit böcek, kara fatma: bir çeşit siyah çekirge, hamam böceği, kara hatice: hamam böceği, kulak açan: ince uzun, kahve renkli bir böcek, örecen: tatarcık, övey ana: ısırdığı zaman çok acıtan, ince, karıncaya benzer bir böcek, pıspısı: karafatma böceği, telli baba: mercimekten büyük, kara benekli, bostanlara dadanan bir çeşit böcek, tısdan (tısdayaza, tıstan): 1. kara fatma, yakarca: tatarcık vb.

Akrep yerine: adıbatasıca: (Konya ve köyleri), altı boğumlu: akrep (DS., C. I:230), ergap: akrep, ferik (v): sarı akrep, furnoz: akrep, ölükuyruğu: akrep,[62] sarı oğlan: 1. akrep, 2. örümceğe benzeyen ağlı bir çeşit böcek vb.

Gelincik yerine: çömlek çatlatan: bir çeşit gelincik, gagaç: gelincik, gelin kadın: gelincik denilen bir çeşit hayvan, güzelce: gelincik denilen hayvan, titiregızım: gelincik, yermeşik (ı): gelincik.

Kaplumbağa yerine: kabıklı sülük: kaplumbağa, kemikli kurbağa: kaplumbağa, kesibe: kaplumbağa, köstübek: kaplumbağa, tahtalımiskin: kaplumbağa, teknelibağ (tekne (ııı), tekneli bağa, teknelibağ, tekneli kurba, teknüs kurbağası)): kaplumbağa, tosbağa: kaplumbağa, tusba (tusbağ tusbağı, tuspağı): kaplumbağa, yava (v): kaplumbağa.

Kertenkele yerine: alim ana: yeşil renkli, iri kertenkele, bozumca: kuyruğu uzun, başı küçük, siyah renkli ve sarı benekli iri bir kertenkele, çaça: duvar kertenkelesi, çoban eli yalayan: kertenkele, dam keleri: dam kertenkelesi, duza tüküren: genellikle evlerde bulunan bir çeşit kertenkele, ebe yılanı: yeşil kertenkele, ekmek keları: kertenkele, el öpelek, el öpen: kertenkele, emecen: kertenkele, emicen, emilcan, emircik, eşşemene: kertenkele, gaduz: yeşil kertenkele, gellenkesdi: kertenkele, gıli (ı): 1. deve yavrusu 2. kertenkele, goçmar: kertenkele, gogoş (ı): goğuç, gokbaş, gokuş: yeşil ve iri kertenkele, gogoş: yeşil ve iri kertenkele, gök yeşil: zehirli yeşil kertenkele, göy geçemen: yeşil ve büyük bir çeşit kertenkele, gözü biçça: kertenkeleye benzeyen bir çeşit hayvan, güneş yılanı: kertenkele, hahı şafra: kertenkele, hasan balığı: kertenkele, helez: kertenkele, hıliv: kertenkele, hilez: kertenkele, horoz abla: yeşil kertenkele, huliki: yeşil kertenkele, kasartka, kasartkı: kertenkele, kaşmer: kertenkele, kaya kekici: kertenkele, kaymakçıl: kertenkele, keçemen: kertenkele, keçi emen: kertenkele, keler: 1. kertenkele, kener (ıı): kertenkele, kentişkene: boz kertenkele, kertiş: kertenkele, kestenkele: kertenkele, kınatire: yeşil, mavi renkli kertenkele, kırk yeşil: kertenkele, kırkele: 1. bukalemun 2. kertenkele, kıryeşili, kıvraşıl: kertenkele, kızlar yoldaşı: kertenkele, koçar: kertenkele, koçmar: bir çeşit iri kertenkele, koşmar kele: siyah kertenkele, koşmorkele: siyah kertenkele, kukuç: kertenkele, kumkıma: kertenkele, kuşdiri: kertenkele, maçmaç: bir çeşit kertenkele, sarı mana: çalıların arasında görülen bir çeşit renkli büyük kertenkele, su çeken: küçük kertenkele, taş keler: kertenkele, toza tüküren: duvar kertenkelesi, yeşilbaş, yeşilce: kertenkele, yılan yastığı, yusufçuk: küçük bir çeşit ev kertenkelesi, yılan yastığı vb.

Örümcek yerine: bör: örümcek, ekin: örümcek, ekkin: örümcek, gıbı: 1.örümcek 2. kene, görümce: örümcek, ilbiz: örümcek, kara dul: (öldürücü bir örümcek türü), payak: örümcek, sarı halil: örümcekten büyük sarı tüylü bir çeşit böcek, sarıbö: örümceğe benzer ağılı bir böcek, sart (ıı): örümcek, sayıt: 1. örümcek, yelbiz: örümcek

Tavşan yerine: dikmen kırı: tavşan, eğri pisi: tavşan, eri pisi: tavşan, kaban: tavşan, kaçağan: tavşan, kırçıl: 1. ihtiyarlamış erkek domuz, 2. tavşan, peldirgöz: tavşan, cöçen: tavşan yavrusu, dorlak: tavşan yavrusu, kaylak: tavşan yavrusu, tavşan malağı: tavşan yavrusu, taylak: üç ya da dört aylık tavşan yavrusu, cöcen, (cücen): tavşan yavrusu, ennop: tavşan yavrusu, makak (ııı): tavşan yavrusu

Kurbağa yerine: çömçe balığı: kurbağa yavrusu, diyancık: yumurtadan yeni çıkan kurbağa yavrusu, dombay balığı: kurbağa yavrusu, gırbo (gırbağa): kurbağa, girbo: kurbağa, gurka: kurbağa, hacı ösüp: kurbağa, kaşıkçı: kurbağa yavrusu, kepçe balığı: kurbağa yavrusu, kırkır: kurbağa, kolbaka: kurbağa, sıcıl: kurbağa, sutuluğu: kurbağa, süleymancık: kurbağa yavrusu, tokaç balığı: yeni yumurtadan çıkmış kurbağa yavrusu, tukra: kurbağa vb.

Salyangoz yerine: batlan göz: sümüklü böcek, bedir göz: sümüklü göz, çıkar kulak: salyangoz, sümüklü böcek, elbiz (ı): sümüklü böcek, garavola: salyangoz, goklan kız: (goklan gız) salyangoz, kahliç: salyangoz, kohrili: sümüklü böcek, köhlidi, kongaz: salyangoz, meçmeçen: salyangoz, yummaböceği: salyangoz

Bukalemun yerine: burunkapan: bukalemun, engeş keler: bukalemun, kıh keler: (bkz. pıh keler) bukalemun, kumkertiz (kumkuma): bukalemun, kumkumu: bukalemun, moncalak: bukalemun, sıçoyul (sıcavul, sıçan): 1. bukalemun

Fare yerine: keleğe (kelci): tarla faresi, keme:1. büyük, iri fare, mere (v): fare, pöntü göz: fare, sergen gezen: sıçan, fare, sırçan: fare, sıçan, sivsik (ı): fare yavrusu, sosal: büyük fare, yer köpeği: 1. tarla faresi, 2. sansar, 3. tarla sincabı, 4. bok böceğine benzeyen, avını yakalamak için yere huni biçiminde çukur açan bir böcek vb.

Tilki yerine: soyman: tilki, karsak: bozkır tilkisi, karsak ve derisi, sayvan (ı): tilki, tülkü: tilki.

Köstebek yerine: anavula: köstebek, göksüz: köstebek, kalağu: köstebek, kölümüş: köstebek, tömbeksebek: köstebek.

Atmaca yerine: kuran: atmaca, karçıga, karçaga: aladoğan, atmaca, kırgıy: atmaca kuşu, kuran (ııı): atmaca.

Özetlemek gerekirse insanlar ava çıkmadan önce yüz boyama, maske takma vb. eylemlerin yanı sıra av esnasında da av hayvanlarının başat adlarının yerine başka bir ad (Altay: tülkü (tilki): alburga, boru (kurt): bööstoy) kullanma yoluna gitmektedir. Bu sayede av hayvanlarının kendi aralarındaki konuşmaları anlamayacağına inanılır. Hayvan adlarına getirilen bu tür yasaklama bununla sınırlı kalmayıp av araç ve teçhizatlarının (mızrak, ok, yay) adlarına da yasaklamalar getirilmektedir.

Vahşi ve yırtıcı hayvanlar (kurt, ayı, kartal vb.) toplumlarla soy birliği içerisindedirler. İnsan ya da toplumun bu hayvanlarla akrabalık veya majik ilişkisi, bu hayvanları kutsal varlık konumuna getirmektedir. Bunun sonucunda son derece saygı, korku ve hayranlık duyulan birer totemistik varlık haline dönüşmektedirler. Sonuçta kendisi de adı da tabuya dönüşmekte başat adlarının yerini örtmece sözlere bırakmaktadır.

Totem ya da kutsal kabul edilen hayvanlar yalnız yırtıcı ve vahşi hayvanlar arasından olmaz. Bazen deve, at, inek, deve vb. evcil hayvanlar da bu grubun içerisine girebilmektedir. Kızılderili ve Kırgız boy adlarında görüldüğü gibi bu tür hayvanlar, bereket, şans ve mutluluğun sembolü olarak kutsal varlıklar haline dönüşmektedir.

18. Hayvan adlarının biçimsel-anlamsal sınıflandırmasını yapar mısınız?

Yukarıda verdiğimiz örneklerde de görüldüğü üzere, hayvanlar ve hayvan adlarına yönelik adlandırmalar, eşanlamlı sözler olarak değerlendirileceği gibi, örtmece sözler olarak da karşımıza çıkmaktadır. Anlamsal açıdan ele aldığımızda bazen kötü adlandırma, bazen örtmece sözle (iyi adlandırma), kutsama, insan sıfatı verme ya da benzetme yoluna gidilerek adlandırma yoluna gidilmektedir.

a) Kötü Adlandırma (Dysphemism): Adıbatasıca: (Konya ve köyleri), Kötü hayvan: Domuz, Sözüm a: (Adana ve Mersin civarında), Sözüm ona vb.

b) Güzel Adlandırma: hayırlı kuş: baykuş, horoz abla: yeşil kertenkele, şerbetli sürüngen, tahtalı miskin: kaplumbağa, tatlı yılan: ağısız yılan vb.

c) Kutsama, Şahıslaştırma, Saygı Gösterilen Bir Varlık Olarak Tanımlama: alim ana: yeşil renkli, iri kertenkele, Allah devesi: uzun ayaklı, uzun gövde ve kanatlı bir çeşit sinek, altın ayaklı: (İsveçliler), danışman: yeni doğan domuz yavrusu, devletli (devlet kuşu): baykuş, el öpen: kertenkele, gelin kadın: gelincik denilen bir çeşit hayvan, gocaoğlan (gocoğlan): ayı, goklan kız: (goklan gız) salyangoz, görümce: örümcek, hacı ösüp: kurbağa, hasan balığı: kertenkele, hatice nine: (heççe nine) cennet böceğinden büyük bir çeşit böcek, hümmatun: baykuş, kara dul: (öldürücü bir örümcek türüne), kara fatma: bir çeşit siyah çekirge hamam böceği, kara hatice: hamam böceği, kaşıkçı: kurbağa yavrusu, koca oğlan: ayı, mal kadın, malbekçisi (malbekçi, malbeki, mal gelini): 1. sincap, 2. gelincik, mayalık (ı): damızlık hayvan, övey ana: ısırdığı zaman çok acıtan, ince, karıncaya benzer bir böcek, peygamber iti: (çuvaşlılar), peygamber köpeği: (tahtacılar), sarı halil: örümcekten büyük sarı tüylü bir çeşit böcek, sarı oğlan: 1. akrep, 2. örümceğe benzeyen ağlı bir çeşit böcek, süleymancık: kurbağa yavrusu, telli baba: mercimekten büyük, kara benekli, bostanlara dadanan bir çeşit böcek, titiregızım: gelincik, uzun kız: (mersin), uzunoğlan, uzungelin, (Aksan,1993:129), yusufçuk: küçük bir çeşit ev kertenkelesi vb.

d) Benzetme 1) Fiziki özelliklerine göre: batlan göz: sümüklü böcek, bedir göz: sümüklü göz, bitli: bir yaşındaki domuz yavrusu, safranbolu ağzı, burunkapan: bukalemun, çoban eli yalayan: kertenkele, çömlek çatlatan: bir çeşit gelincik, duza tüküren: genellikle evlerde bulunan bir çeşit kertenkele, ölükuyruğu: akrep, tavasapı (ıı): saksağan, teknelibağ (tekne (ııı), tekneli bağa, teknelibağ, tekneli kurba, teknüs kurbağası)): kaplumbağa, toza tüküren: duvar kertenkelesi vb.

2) Başka bir hayvana benzeterek: beşik iti: tahta kurusu, kelebek: yarasa, kemikli kurbağa: kaplumbağa, keyik tonguz: yabani domuz, yeleli kurt: sırtlan, yer köpeği: 1. tarla faresi, 2. sansar, 3. tarla sincabı, 4. bok böceğine benzeyen, avını yakalamak için yere huni biçiminde çukur açan bir böcek vb.

Türk halklarının kültür tarihinin derinliklerinde var olan tabiat, hava, su, ateş, dağ, toprak vb. varlıklar kutsanmış birey ve toplum bağlamında onu kendisinden bir parça ya da kendisini onun özünden görmüştür. Türk halkları, bu tür varlıklara her zaman gereken saygı ve önemi vermiştir. Bu bağlamda yaşamı tamamen av hayvanlarına bağlı olması, bir boy ve soydan geldiği inancı ya da kendisinden birtakım üstün özellikleriyle (uçmak, yüzmek vb.) kutsallık atfedilmesi onları nesnel tabu varlıklar kategorisine çıkarmıştır. Onların adlarına yönelik sakınmaların neticesinde örtmece sözler halkın dilinde yer almaya başlamıştır.

19. Ölümle ilgili örtmece sözler hakkında neler söylemek istersiniz?

İnsanoğlu tarih sahnesine çıktığından bu yana ölümsüzlüğü arzulamış, toplumlara hükmeden birçok imparator ve kral ölümsüzlük iksirinin peşinden koşmuştur. Mitolojilerde hep bu arzunun izleri görülür.

Ölüm her canlı için kaçınılmaz sondur. Ölüm ve ölüme bağlı ceset; ‘tabu’ sözünde var olan karşıt iki çağrışımın insanların duygu dünyasında ‘korku’ ve ‘saygı’yı da çağrıştırmasıdır. İlkel insan da doğayı gözlemlerken ölümün bir başka açıdan bakıldığında mutlak son olmadığı, insan ve her türlü canlının ölümle yalnız don (renk) değiştirdiği ya da bir dönüşüm sürecindeki kaçınılmaz nokta olduğu inancı yaygındır. Buna rağmen ‘ölüm’ sözü; günümüz modern insanının psikolojik dünyasında aklına, hayaline bile getirmekten kaçındığı, korku, ürpertiye yol açan bir kavram olarak karşısında durmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, ölüye duyulan korku ve saygı gereği dünya halklarında ölüyle ilgili birçok ritüel, yasak ve uygulama yapılır.

Saygının, sevginin, temizliğin bir ifadesi olarak ölüyle ilgili şu işlemler yapılır: a) ceset yıkanır, süslenir, b) boyanır, mumyalanır, c) öbür dünyaya gidişini kolaylaştırmak için mezarına yiyecek, içecek süs eşyası, silah, av araçları, para minyatür, kayık (ölü ırmağını geçmek için), merdiven (gökyüzüne tırmanmak için) konur.

Burada ölünün dünyada sevdiği eşya, yiyecek giysi vb. nin yanı sıra, köle ve hizmetçilerinin de gömülmesindeki amaç öte dünyada da bu dünyadaki, bir yaşam süreceği ve öte dünyadaki hayvan biçiminde düşünülen nöbetçileri kandırmak için bu tür hediyeleri ölünün beraberinde götürmesi gerektiği inancı da vardır.

Bu eşyaları ölüye duyulan saygı ve sevgi gereği gömmekle beraber, korku duygusunun getirdiği bir sonuç olarak da algılamak gerekir. Çünkü ilkeller, eşyaları canlı gibi algılamışlardır. Bu eşyaların sahipleriyle majik bağı vardır. Bunların ölmelerini temin etmek için mezara ölüyle beraber gömerler. Ölünün şahsi eşyaları diğer temas halinde olan insanlara zarar verebilir. Eğer ölü / ölünün ruhu, bu eşyaların başkaları tarafından kullanıldığını hissederse hemen onları öldürür. Ölünün eşyası, saçı, tırnağı, ya da ölü yıkanırken kullanılan sabun, su, lif vb. ondan ayrılmış olan bir parça bir zamanlar bir arada bulundukları, temas halinde oldukları için birbirlerine sempatiyle bağlıdırlar. Bu sempatik bağı, birbirlerinden ayrılsalar da sürdürürler. Ölü yıkanan su, sabun, lif vb. hemen yok edilir. İnsanlara yapılan büyüler de (parça bütünü temsil eder) o insanın saçı, tırnağı vb. parçasından hareketle yapılır.

Bireyin ölümü, ölümünün gerçekleştiği ev ve ölü gömme törenlerine yönelik birtakım tedbirlerin yanı sıra yapılan ayinler, tarihten bu yana bütün dünya halklarında şu veya bu şekilde ortak yönleriyle kendini gösterir. Ölülerin ardından yas tutanların yeniden güncel hayata dönmesini sağlayacak bir takım uygulamalar vardır ki bu uygulamaların izleri günümüzde Anadolu’da da halen yaşamaktadır. Bunların en başında ölü ağırlığından temizlenme ve arınmak için yapılan iki ateş arasından ( köy ve meskûn yerde) bütün canlı varlıkları geçirme törenidir. İnsanlar, hayvanlar ve çadırlar iki ateş arasından geçirilirken iki şaman kadın bu canlıların üzerine su serper, büyülü şarkılar söylerlerdi (Roux, 1999: 318). Böylece ölen şahsın bulaşıcı bir hastalığı olup olmadığı (veba, kuduz vb.) tespit edilirken ateş arasından geçen canlıların arasında bu hastalığa yakalananlar anlaşılırdı. Burada ateşin, suyun ruh ve bedeni arındırmaya yönelik önemi de ortaya çıkmış olmaktadır. Birtakım hastalıkların temas, dokunma, hava ve nefes yoluyla diğer canlılara geçebildiğini algılayabilen ilkeller, ‘mikrop’ kavramını somut anlamda yorumlamaktan uzak olmaları nedeniyle ‘hastalık ve ölüme’ davetiye çıkaran kötü ruh ve iyelerin varlığına inanmak zorunda kalmışlardır. Yine ölen kişinin geride bıraktığı her şey murdar ve tehlikeli kabul edilirdi. Hiçbir Tatar ölen insanın eşyasına dokunmayacaktır. Ölüye ait olan bir şeyin yerinin değiştirilmesi günah, bir başka ifadeyle tabu sayılırdı. Karghiznze, Beltir ve Sagaylar’da cesedi taşıyan Kazaklar hemen onu terk ederlerdi.

‘Ölü’ ve ‘ölüm’ sözünün telaffuzu bile insanları korkutmaya yetmiştir. Altaylar’da konuyla ilgili şu olayla karşılaşırız: ‘Kimse ondan arkadaşlarının önünde söz edecek kadar cesur değildi. İsmi ‘Ayna’ anlamına gelen Tuluy öldü ve o zamandan beri bu eşyayı yani ‘ayna’yı söylemek, adlandırmak artık olanaksız hale geldi. Altaylar ve Samoyedlerdeki gibi diğer toplumlarda ölünün adını anmamak yaygın bir hale dönüşmüştür. Bir Samoyed ölür ölmez ismi artık bir daha ağza alınmaz (Roux, 1999:109).

Ölüden korkmanın egemen olduğu toplumda ölenin her zaman geri dönebileceği ve geride bıraktıklarına zarar vereceği inancı vardır. Animistik inanca göre ruhlar, insanlar arasına karışır, onlara şans verir; delirtir ya da hasta eder. Ölü ruhlarını yatıştırmak için adaklar adamak, kurbanlar kesmek gerekir. Kişinin vücudunun bir parçası, onun ruhundan bir parçadır. İnsanın gölgesi, sudaki aksi, tasviri de onun ruhunun bir parçasıdır. Tasvirle gerçek aynıdır (dilbilimsel ifadeyle gösterenle gösterilen aynıdır).

Bu durumda; a) cesedin gömüldüğü ya da bırakıldığı yerden hemen kaçılır, b) geri dönüşünü engellemek için cesedin kemikleri kırılır, eklem yerleri parçalanır. (Çünkü ruhun kemik, kan, saç ya da kafatasında olduğu inancı vardır), c) hayvanların parçalamasına terk edilir ya da yakılır. Kişisel eşyası yukarıda da değindiğimiz gibi korkunun neticesin de mezara gömülür, kırılıp yakılır, suya atılır. Karısı birlikte yakılır, köleleri öldürülür.

Bir başka ölü gömme biçimi de ölünün iki kez gömülmesidir. Ceset gömüldükten sonra, kemikler çıkarılır, arta kalan iyice temizlenerek ikinci ve son kez gömülür ya da yüksekçe bir yere bırakılır.

Korkunun getirdiği bir başka sonuç da ölünün çıktığı evin kapısı örülür, ev baştan aşağı badana edilir. Ölünün ruhunun tekrar geri döndüğünde eve giriş yerini bulamaması eşine, sevdiklerine zarar vermesini engellemek için yapılır.

Dışarıdaki hastalıkların, kötülüklerin ve ölümün evin içine girmesini önleyen bölüm kapıdır. Kapı iç dünya ile dış dünya arasında sınır teşkil eden bir geçit alanıdır. Ölüyü bekleyen kişiler ayakucundan kalkamazlarsa, iç dünya ile dış dünya arasındaki bu geçitten gelecek olan Azrail tarafından götürülebilirler. Dolayısıyla eşik ve eşiğe dayalı tabu, Türk halkında oldukça yaygındır.

Ünlü gezgin Marko Polo, Kubilay Han’ın sarayında konuyla ilgili olayı şöyle anlatır: ‘Büyük girişin her kapısında ya da Yüce Han’ın bulunabileceği her yerde, sarayın her giriş kapısında insanların eşiğe basmalarını engellemek ve onları eşikten atlamaya zorlayan, elleri mızraklı muhafızlar beklerdi. Bir kişi hatayla eşiğe basacak olursa, görevliler o şahsın bütün elbiselerini alır ve rehine parası ödemeden geri vermezlerdi. Ödeyemediği takdirde görevlilerin o şahsı dövme yetkisi vardı. Bu önlem, eşiğe basmanın kötü bir kehanet olduğuna yönelik inançtan dolayı alınırdı.[63]

Ölüm neticesinde ölenin karısı, yakınları ve eşyaları pislenerek adeta tabuya dönüşmektedir. Hiçbir şekilde bunlara temas etmemek lazımdır. Tabuyu çiğneyenin kendisi de tabu olur. Dul kadınlar kocalarının ruhlarına majik bağlarla bağlı oldukları için başkalarıyla evlenemez. Tabuyu ortadan kaldırabilmek için bir takım işlemlere kendilerini tabi tutarlar. Kocalarının ruhunu aldatmak için boyalara sürünmek, deri ve kumaş parçaları örtünme yoluyla tabudan kurtulmuş olduklarına inanırlar.

Ölümden sonra yeni bir hayatın sürdüğü inancı ilkel ve yüksek dinlerin hemen hemen hepsinde vardır.

Öte dünya kavramı ya yeraltıdır, ya da yeryüzü ve gökyüzüdür. Denizin dibi, sık bir orman, kayalıklar, mağaralar, yüksek tepeler vb. ölülerin eğleştikleri yerlerdir.

Ölüler öteki dünyaya gidebilmek için kimi inanışlara göre nehirden, bir köprüden geçmek zorundadırlar. Algokinler ölüler ülkesine giden yolun bir nehir olduğuna inanırlar ve bu nehrin üzerindeki köprü çürük bir ağaçtır. Eskimolarda da bu köprü buzdandır ve her iki tarafında bekleyen vahşi bir köpek vardır.

Endonezya’daki Kacinler ve Dayaklarda da aynı motif görülmektedir. Söz konusu köprü ya bir eğri ağaç kütükten ya ince bir sazdan ya da keskin bir kılıçtandır. Bu tür inanç ve tasarımlar yüksek kültür ve dinlerden izler taşımaktadır.

Öte dünyadaki hayat hemen hemen bu dünyadaki gibidir. Ruhlar tıpkı bu hayatta olduğu gibi akrabalarıyla, dostlarıyla sohbet etmekte, bildikleri meslek dallarıyla uğraşmaktadırlar. Ancak bazı durumlar vardır ki, bu dünyadaki kavramlar, orada terstir. Bizim sağımız onların solu, bizim kara’mız onların beyazı’dır. Bizim olumlu söylediklerimiz onlarda olumsuzluğu ifade eder. Ölüler de yaşayanların dilini konuşmakta, ancak sözcükler ters anlamlar ifade etmektedir.[64] Bu yüzden ruhlar bizim gecemizde ortaya çıkarlar. Geceleri mezarlık kenarlarından geçilmemesi yönündeki halk inancı da buradan kaynaklanmaktadır.

Ölülerin ölüm biçimi öte dünyada yaşayış şeklini de etkiler. Ölüm biçimi iyi ya da kötü ölü oluşunu belirler. Çocuk doğururken ölen kadınların, yolcuların, küçük çocukların, tüccarların, savaşta ölenlerin ‘güneş evi’ne ya da ‘çiçekler ülkesi’ne gideceği inancı vardır.

Güney Asya’da zor ya da alışılmışın dışındaki bir ölümle hayatı terk edenlerin ruhlarının çoğunun hastalık sonucu ölen kimselerin ruhlarının gittiği yerden ayrı bir yere gideceğine ya da kötü cinlere dönüşerek yeryüzünde oradan oraya dolaşacaklarına inanılmaktadır.

Türkiye’de de ölüm biçimi, ölünün bu dünyadaki ve öte dünyadaki yaşamını belli eder inancı vardır.

a) Eceli müsemma: Normal ölümdür. Bir hastalık sonucu meydana gelen ölümdür. Bu da üç şekilde karşımıza çıkar:

1) Uzun süren hastalık sonucu ortaya çıkan ölüm: Halk bu tür ölümü korku ve dehşetle karşılar. Yaptığı günahların bedelinin daha bu dünyadan başlayıp öbür dünyada da süreceğine inanırlar.

2) Kısa süreli, acısız hastalık sonucu ortaya çıkan ölüm: Böyle bir ölümün iyi bir ölüm olduğuna inanılır. ‘Dört gün yatak, beşinci gün toprak’, ‘Allah elden, ayaktan düşürmesin!’ gibi dileklerle herkesin böyle ölmesi dilenir.

3) Füc’eten ölüm: Birden, ansızın olan ölüm. Bu ölümün ‘ameli salih’ olanlara nasip olacağına inanılır.

J. P. Roux, aniden ölen kişinin canlılar arasında serserice dolaşan ve onları rahatsız eden tatminsiz bir ruh haline gelmekte olduğunu belirtir (Roux, 1999:77).

a) Eceli kaza: Akla hayale gelmeyen çeşitli kazalar sonucu ortaya çıkan ölümdür. Halk bu ölümü en sevimsiz ve en acı olanı olarak kabul eder.[65]

Halkın düşüncesine göre vücut ölmekte, ruh yaşamaktadır. Ruh insana ya da hayvanlara girerek yeniden doğmaktadır. Ruhun sineğe, koyuna, köpeğe, yeni doğacak olan çocuğa girebildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla ruh yalnızca mekân ve kalıp değiştirmiş olup hayatına devam etmektedir.

Orta Asya halklarında ruhla ilgili tasavvurlar hemen hemen aynıdır. Buryatlar can/ ruha ‘hünehen’ ya da ‘süne’ derler. ‘Süne’ ya da ‘hünehen’ onlara göre bir nefes, bir soluktur. İnsanın öleceği vakit son nefesiyle çıkar, bir daha da geri dönmez. Aynı inanç Güney Altay Türklerinde de vardır.

Bulgaristan’ın Kırcali Sancağı, Kuşoğulları ilçesi, Yaşlıkü köyünde ruhun cesedi takip ettiğine inanılır. Anadolu’nun İçel ilinde, insanın ölürken çıkan ruhunu, yeşil bir sineğe benzetirler.

İnanışlara göre öldükten sonra insan ruhu üç gün öldüğü yerde döner. Özgür olduğuna alışamaz. Moğollaşmış Türkler ve Sibirya’daki Buryatlar ruhun üç gün evini, ocağını terk etmediğine inanır.

Sahaların eski inanışlarında ruhun / canın insan bedeninde kalma süresi 70 yıldır. Bu tarihten erken ve geç ölmeler sıradan sayılmazlar. Kötü ruhlardan ‘abaahıy’ insanların canlarını almakla meşguldür. İnsanın canını kaptıklarında hemen ölür. Bir diğer durumda şamanlar kendi veya başkalarının arzusuna göre insanlara hastalıklar göndererek ömürlerini kısaltırlar.

Kazakistan’da Ahıska Türkleri arasında can ve ceset başkadır. Can / ruh her Cuma gelir, evini dolaşır, halkının durumuna bakar. Orta Asya’da Perşembe gününde ruhların, yakınlarını ziyaret ettiği güne orhov kelgen kun ‘ruhun geldiği gün’ derler. Bulgaristan, Kuzey Kafkasya, Orta Asya, Gagauz, İdil-Ural, Sibirya ve Anadolu Türkleri kişi öldükten sonra 40 gün yakınlarını dolaştığına inanırlar.

Ölülerin ruhunu anmak için 3, 5, 7, 9, 40 ve 52. günün yanı sıra, senesi aşı verilir. Kırgızların Manas Destanında bu aş ayrıntılarıyla anlatılır.

Minusinsk Tatarlarında ölenin yakınları yedi gün süresince kesilen sığırların ne ciğerlerini ne de yüreklerini yerler ne de bu hayvanların kemiklerini kırarlar. Bütün bunların Erlik Han’a ulaşması ve orada daha önceden ölen ataları ve kardeşleriyle mutlu bir şekilde karşılaşmasında ölen kişiye yardım edeceğine inanırlar.

Ölümden sonra birçok uygulamalar vardır. Evde bütün aynalar beyaz bir örtüyle örtülür. Bu Müslüman toplumlarda görülen bir uygulama olduğu gibi diğer halklarda da vardır. Hasta insanın aynadaki yansıma yoluyla ruhun bedenden dışarı fırlaması çok tehlikelidir. Yine aynı şekilde uykuda ruhun bedenden çıkıp bir daha dönmeyeceği inancı bu halklarda yaygındır.

Özbekistan’da ölen insanın ardından bir yıl boyunca aynalar ters çevrilir. Aksi halde ölünün ruhunun geleceğine inanılır. Karaylar’da ölümün olduğu gün o evde saat durdurulur. Ayrıca aynanın kırılması uğursuzluktur. Gece aynaya bakılmaz.

Ölüm habercisi olarak bilinen hayvanlarla ilgili inançlar da dikkat çekicidir. Baykuş ve horozun ötmesi, köpeklerin uluması birilerinin ölümüne işarettir. Yine ikindi namazından sonra horoz gibi ses veren (öten) tavuk uğursuzdur.

‘Ölüm’ ve ‘ölüm’le ilgili yukarıda verdiğimiz etnografik bilgilerden sonra dilsel tabu ve göstergelere dayalı örtmece sözlerin Türklerde, Kırgızlarda ve diğer dünya halklarında nasıl kullanıldığına dair örnekler verelim:

Yenisey bölgesinden gelen ve Kırgızlara atfedilen bir dizi mezar taşında bazen ölülerin konuştuğu, yaşam ve yaşamın önemini dile getirdiği açıkça görülmektedir:

‘Çok mutluydum, her şey iyi gidiyordu. Sonra, başıma bir felaket geldi, öldüm. Bu çok üzücü".

Ben Sangun Bay Opa'nın oğlu, ünlü Çor’um.

Tasası; büyüdüm. Sonra şu tasa olmuştur:

Ne gökyüzündeki güneşten, ne de yeryüzündeki ülkemden yeteri kadar yararlanmadım,

Emin bir yerde bulunan karımı (karılarımı) ve vadideki oğlumu (oğullarımı) terk ettim (Roux, 1999:63).

Öldüğünü ifade eden ölüler adirildim (ayrıldım, terk ettim), bökmadim (yeteri kadar yararlanmadım, doyamadım) gibi sözcüklerle üzüntülerini ifade ederler. Yine Eski Türkçe’de ‘öldü’ sözünün yerine ‘kergek buldi’, (gerekenle buluştu), sözleri kullanılır.

Yukarıda verilen etnografik bilgilerden sonra ölü, ölüm ve ölümle ilgili ayinler, uygulamalara yönelik korku ve sakınmaların neticesinde dil göstergeleriyle ortaya çıkan örtmece sözlerin biçim ve anlamsal özelliklerine değinmek gerekir:

Ölü sözünün yerine kullanılan örtmece sözler (Anadolu Türklerinde): gebercik: ölü, gelebik: müslüman olmayanların ölüsü, hert: ölü, hortlak, kank (ııı): hayvan ya da insan ölüsü, kurukan: ölü, mefte (methe): ölü, örgülü (ölgün (ıı), ölkülük)): 1. ölüsü olan yaslı, 2. ölü

Ölüm sözünün yerine: afacan ölümü (afakan ölümü, afilcan ölümü): ani ölüm, elim (ıı): ölüm, gidergelmez: ölüm, höcceten: ansızın ölmeyi anlatır, karaçıkın: 1. ölüm, kötü haber 2. koyunlarda görülen bağırsak hastalığı, karalama (karalı kağıt): kara haber, ölüm bildiren mektup, belge, karayol (karayer (ı),2)): 1. ölüm, korkuncak: ölme olasılığı çok olan ağır hasta, mefat: ölüm, sang ölümü: birden bire ölüm, yolcu (ıv): ölümü yakın, zank ölümü: birdenbire ölüm.

Ölmek fiilinin yerine: çerhemek: ölmek, dindirmek (ı): ölmek (her şeyi dünyada bıraktı, dindirdi gitti),don değişmek: ölmek, elmek (ııı) (emlak): ölmek, gadakmak: ölmek, geçinmek (geçinmeg, geçirinmek (ı)): ölmek, gergek bulmak: ölmek, geş olmak: ölmek, gongoyu dikmek: ölmek, gümülemek (ıı): 1. kaybolmak, 2. ölmek, hadlamak: ölmek, hovar: ölmek (öl, kırıl-), kadakmak (kadamak(ııı)): ölmek, gebermek (senin eşek kadaktı), kaflanmak (ı): ölümü yaklaşmak, kayivermek: 1. ölmek, 2. düşmek, keçinmek: ölmek, kempmek (ı): birdenbire ölmek, kepeği tükenmek (kepeği kesilmek): ölmek, keşermek (ıı): ölmek, ötmek: ölmek, semsek (ıı): birden ölmek, sesi semadan gelmek: 1.ölmek, sırasını savmak: ölmek, şişmek (ıı): ölmek, tabanı genişlemek: ölmek, termaş galmak: yok olmak, ölmek, tımlamak: ölmek, tünemek(ı): ölmek, yıldızı düşmek: 1. ölümü yakın sayılmak, yolda kalmak: yolda, ereğine ulaşamadan ölüp kalmak, yolu doğrultmak (ıı): ölümü yaklaşmak, hastalığı hızla ilerlemek, züyüt olmak: ölmek, yemek (ı): öldürmek vb.

‘Ölü’ ve ‘ölüm’le ilgili kavramların çağrıştırdığı dil göstergelerine de yasaklar getirilmektedir. Ölünün arkasından verilen yemek (kırg. aş), ağıt, ölünün arkasından bıraktığı eşyalar, mezarlık, tabut vb. kavram ve eşya adlarının yerine örtmece sözler kullanılmaktadır:

Ölü aşının yerine: aci ekmeği: ölü evine komşu veya akrabanın gönderdiği yemek, atav: ölülerin ruhu için 3. ya da 7. günü verilen ölü aşı, buluş: ölü evine gönderilen yemek, derneklik: ölülerin ruhu için dağıtılan adak, eren (v): ölü çıkan eve komşuları tarafından götürülen yemek, gıt (ı): ölü çıkan eve komşu ve akrabalar tarafından gönderilen yemek, hersini yemek: ölecek kimse ölmeden önce çok yiyecek yemek, kazma takırtısı: ölünün arkasından verilen yemek, kıt ekmeği: ölü çıkan eve komşuların gönderdiği yemek, kişe: ölü çıkan eve komşuların gönderdiği yemek, velime: 1. gelin getiren evin, ölülerinin canı için verdiği yemek, yemek (ıı): ölü yemeği.

Ölü yasının yerine: lelemenisi: ölüm ya da yıkım sırasında söylenen mani, şum günü: yas günü, yas (ıv): ölü ağıdı, yas etmek (ı): ölünün ardından yüksek sesle ağlamak, yuğ (ı): ölü için yapılan geleneksel toplantı, ağıt.

Başsağlığının yerine: aza, āza, (azı (ıı)): 1. ölü için ilk gün yapılan tören 2. başsağlığı, geremit: başsağlığı (dayımın karısına geremite gittik), keremit: başsağlığı, ölgülük (ölgünlük): başsağlığı, yas vermek: başsağlığı dilemek, yasalat: başsağlığı dileği, yasalata gitmek: başsağlığı dilemeye gitmek.

Ölünün arkasında bıraktığı eş, evlat ve eşya adlarının yerine: ansak (ıı):2. ölen kimsenin arkada kalan tek evladı, 3. evlat, nesil, döl, ander (ı) (andır (ı)-1,2,3: andil (ı):1. ölüden kalan eşya, sahipsiz kalan eşya, soyka, kaybana (ı): 1. ölünün arkada bıraktığı sahipsiz eşya ya da hayvan, soyĥa, soyak (ıı) (soykamoz)1. yaramaz, huysuz, 2. aşağılık, kötü insan, 3. hayırsız, belalı, soyĥa, soyka (ı) (soha, söyka): 1. ölünün üstünden çıkan giysi, 2. miras, kalıt, soykasında galmak: ölerek giysilerini bırakmak (ilenç), termaş (ı): uğursuzluk getirdiğine inanılarak sahibinin ölümünden sonra ortada kalmış hayvan ya da eşya, telerik: ölen kimsenin arkasında kalan eşyaları, anıları, ıskat: ölenin hayrına cenaze töreninde dağıtılan para.

Mezarlık, tabut, ölü gömme vb. kavram ve eylemlerin yerine: cuhup: mezarlık, hıdırlık: mezarlık, karayer: 1. mezar, gömüt 2. cehennemin dibi, kör: mezar, sin (ı) (sine(ı), ininik): ölü gömülen yer, kabir, sinlik: mezarlık, haşhaş: aile mezarlığı, kel: mezar taşı, hece taşı: mezar taşı, kabırcak: tabut, ağacat: tabut, salaca (ıı) (sal (ı)-1-2) 1. ölü, 2. tabut, 3. sedye, tef (ııı): kefen, sinnilemek: ölüyü sine gömmek, kabak (xı): ölü yıkarken kullanılan uzun saplı tas, sındırıcı: 1. öldüren, katil, ölü muhbiri: ölü yıkayıcı, ücü (ııı): ölü yıkayıcı, ölün körü (ı) (öllüyünkörü) ıı)): ocaklarda yakılan odunları dayamaya yarayan üç ayaklı büyük demir, saçayak vb.

Yine ‘ölüm’ü çağrıştıran ilenç, şahıslara yönelik çok sayıda örtmece sözler kullanılır:

anış: ölen annesinin adını taşıyan çocuğa hitap (gel buraya anışım), karagünlü: ölmüş bir kimse anılırken söylenir (karagünlü babam), keserin kalksın: ölesin anlamında, kütüpür: ömrüne doymadan (anlamında ilenç) kütüpür ölesin, hollāyası: ölenlerin arkasından söylenen ilenç, kopmaklık: ölümden sonra dirilmek, savrum (ıı): ölünün kefareti.

Ölen birisinden bahsedilirken ‘öldü’ sözünün yerine Anadolu Türklerinde çok sayıda örtmece söz kullanılır. Onlardan birkaçı şunlardır:

1. ahirete intikal etmek, 2. Allah’ın rahmetine kavuşmak, 3. can vermek, 4. canı çıktı, 5. canını verdi, 6. dünyadan nebetini kesti, 7. emanetini verdi, 8.gözlerini (dünyaya) kapamak, 9. gözlerini hayata yumdu, 10. gözlerini yummak, 11. iki eli yanına gelmek, 12. kısmeti idi, 13. namazı kılınmak, 14. öbür dünyaya gitmek, 15. ömür bıraktı, 16. rahmete gitti, 17. rahmete kavuştu, 18. rahmeti rahmana kavuşmak, 19. rahmetlik oldu, 20. son nefesini vermek, 21. son uykusuna yatmak, 22. sonsuzluğa intikal etmek, (göçmek), 23. talihi ağırlaştı, 24. vadesi doldu, 25. vadesi gelmek, 26. vadesi tamam olmak, 27. yıldızı kaydı vb.[66]

Yine aynı biçimde Kırgızca’da da ölümle ilgili çok sayıda örtmece söz konuşma ve yazı dilinde yer almaktadır:

1. каза табуу kaza tabuu ölmek. 2. жан берүү can berüü: can vermek 3. жер жаздануу cer cazdanuu; yere yaslanmak. Кайран азамат жигиттер ар бир шыбактын түбүндө урушу жок эле четинен түшүп ич өткөктөн кырылып, жер жазданып жатат го. (Т. Касымбеков) Zavallı babayiğitler her suvanın dibinde kavga etmeden sürgün (ishal)den kırılıp yerde (boylu boyunca) yatıyor. 4. дүйнөдөн кайтуу düynödön kaytuu; dünyadan gitmek. :... Кадырлуу курманжан дүйнөдөн кайтканын айтып биринчи кабар уездин акими аваров төрөгө жөнөтүлдү. (Т, Касымбеков) Değerli Kurmancan’ın bu dünyadan göçtüğüne dair ilk haber il valisi Avarov’a iletildi. 5. кайтыш болуу kaytış boluu; ölmek. Сапарбай танга маал кайтыш болду. (Т.Сыдыкбеков) Saparbay şafağa doğru vefat etti. 6. көз жумуу köz cumuu; göz yummak. Бирок, ал бечара да, «уулумду түзүгүрөөк окутуп, адам катарына кошсом» деген ак тилегине жетпестен мындан төрт жылы мурун узак соруп, ошондон өйдө болбой көз жумган. (Т. Касымбеков) Ama: o zavallı birisi “Oğluma iyi bir eğitim versem: adam etsem” diye arzusuna kavuşamadan dört yıl önce hayata göz yumdu.7. күнү бүтүү künü bütüü; günü bitmek. Тагдыр экен анын күнү бүттү. М. Мамазаирова Kısmetmiş, günü bitti. 8. ажал айдоо acal aydoo; ecel sürmek. Ажал айдап бул жерге, келдик деген андан көп. (Семетей) Ecel sürerek (ecelin peşinden) bu yere geldik. 9. ажал жетүү acal cetüü; eceli gelmek. Ажал жетсе амалсыз. биз да бир күн өтөбүз. (Токтогул) Ecele çare yok. Sıra bir gün bize de gelecek (elbet). 10. акка моюн сунуу akka moynun sunuu; Hak’ka boynunu sunmak. Нүзүптүн жансыз, кипкүү болгон колдору анын акка моюн сунганын далилдеп турду (Т. Касымбеков) Nüzüp’ün cansız: küçücük elleri onun Hak’ka boynu sunduğunu ispatlıyordu. 11. акыретке кетүү: akıretke ketüü; ahirete gitmek. Эмне?!- деп бир чыңырып, өз жинине өзү тутулуп, акыретке кетсенсиди... (Т. Касымбеков) ‘Ne?’ diye bağırıp öfkeyle ölmek istedi (ahirete gitmek istedi). 12. аты өчүү: atı öçüü; ismi silinmek. Карга-куйгунга жем бол, атың жер жүзүнөн өчсүн, түрүндү экинчи көрбөйүн... (Ч. Айтматов) Kurda kuşa yem ol, ismin yeryüzünden silinsin, bir daha suratını görmek istemiyorum. 13. башы жерге кирүү başı cerge kirüü; başı yere girmek. Ошентип, бул күнү магаштын башы жерге кирди. (М. Ауезов) Böylece: bugün Magaş’ın başı yere girdi (Magaş toprağa verildi). 14. жан таслим болду can taslim boldu; canı teslim oldu, (ruhunu-canını teslim etti). Эми ал киши жок, ата, менин колумда жан таслим болду. (А. Токомбаев) Şimdi o yok, benim kollarımda ruhunu teslim etti. 15. жүрүп кетүү cürüp ketüü; gitmek.: Ыраматылык сансыз бүкмөлөп айтып- жүрүп кетти- деп Ажар Каныбекти кучактап көз жашын агыза берди. (К. Жантөшев) Rahmetlik defalarca söyleyerek gitti (öldü) diyen Acar Kanıbek’e sarılarak gözyaşlarını akıttı. 16. окко учуу okko uçuu; kurşuna hedef olmak (vurulmak). Айткулу үркүндө окко учкан. К. Баялинов) Aytkulu Ürkün’de vuruldu. 17. суусу түгөнүү suusu tügönüü; içecek suyu tükenmek. Мына ушинтип, майсалбегимдин да суусу түгөндү. (Ч. Айтматов) Böylece, Maysalbek’imin suyu tükendi (vefat etti). 18. чым жамынуу çım camınuu; ölmek. Небересин көрөм деп жүрүп, байкуш атам эбак чым жамынган.[67] Torununu göreyim diye zavallı babam bu dünyadan göçtü vb.

Yukarıda verilen örnek tümcelerde görüldüğü gibi Kırgızca’da: 1. kaza tabuu: ölmek, 2. can berüü: can vermek, 3. düynödön kaytuu: dünyadan gitmek, 4. kaytış boluu: dönmek, 5. köz cumuu: gözünü yummak, 6. künü bütüü: günü bitmek, zamanı dolmak, 7. acal cetüü: eceli gelmek, 8. akka moyun sunuu: Hak’ka boynunu sunmak, 9. akıretke ketüü: ahirete göçmek (gitmek), 10. atı öçüü: adı yitmek, 11. başı cerge kirüü: başı toprağa girmek, 12. can taslim boluu: canı teslim oldu, 13. cürüp ketüü: (yürüyüp) gitmek, 14. közü ötüü: gözü kapanmak, 15. suusu tügönüü: içecek suyu tükenmek vb. söz öbekleri (Kırg. söz aykaştarı) ‘ölüm’, ‘ölmek’ ve ölümü çağrıştıran dil göstergelerinin yerine halk dilinde sıkça kullanılır. İnsanın ruh dünyasında korku, ürperti ve acıyı çağrıştıran bu sözlerin yerine kulağa hoş gelen örtmece sözler diğer akraba dillerde de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Kazakça’da: dami tawsıldı: nefesi bitti, düniye saldı: dünyayı terketti, qayttı: döndü, üzildi: koptu, ötti: geçti, ketti: gitti vb. sözlerin yanı sıra kalıp söz ve deyim olarak bir hayli örtmece söz vardır.[68]

Yine Kazakça’da tabut (tabıt) yerine; agaş kiyim, jâşik, mezar (beyit) yerine; mârmâr bak, mârmâr qala, kabir (qabir) yerine; tar üy, salqın batpaq şañ (topıraq qoyma) vb. söz öbekleri halkın dilinde yer almaktadır. Yine Kazaklar arasında ölümün soğuk yüzünü anımsatan bir atasözü vardır: Ölim jaylı köp aytsa tirinin berekesi ketedi (Ölümden çok bahsedildiğinde dirinin huzuru kaçar  (Ahmetov, 1995:114).

Özbekistan'da ‘öldü’ denilmez, ‘emanetini teslim etti’, ‘emanetini tapşırdi’, ‘gözü yumulmuş’, ‘Dar'ül fenadan dar'ül bekaya gitti’, ‘canı çıktı’ denir. Çocuk ölünce de ‘falancanın çocuğu uçtu’ denilir.[69]

Anadolu ve Kuzey Mezopotamya Türkmenlerinde, ‘emanetini teslim etti’, ‘vadesi doldu’, ‘takdiri ilahi tecelli etti’, ‘yazısı böyle yazılmış’, ‘hepimizin gideceği yer orası’ gibi ifadeler kullanılır (Kalafat, 2000:269).

Şii Türkmenlerde ölünün gömülmesine ‘toprağa teslim ettik’, ‘toprağa emanet ettik’ denir.

Nogay Türkleri'nde ölen bir kimse için, ‘öldü’ denilmez. ‘toprak oldu’ ‘yaş oldan toydu=yaşam ondan gitti’ denir. Bazen de ‘avuştu=değişti’ veya ‘ömrü kıssa oldu’ denilir.

Kırım Tatarlarında birinin apakay'ı (hanımı) ölse ‘ocağı söndü’ denir. Akay'ı (erkeği) ölse ‘çırağı n/ ışığın’ söndü denir (Kalafat, 2000:130).

Lauda Cirtautas’ın çalışmalarında Türkmenler ‘öldü’ sözünün yerine; aradan çıktı, ayrıldı, cogaldı, hasaplaştı, Özbekler’de vofat etti, opat oldu, halok boldi gibi örtmece sözler kullanmaktadırlar (Tsirtautas, 1976:73, 115).

Tuvalılar ‘öldü’ sözünün yerine: adının bacı çaldanır (atının başı buruldu) derken doğum ve ölüm arasında halkın inanç ve kültür dünyasında atın önemini de ortaya çıkarmaktadır.

‘Ölüm’ sözü yerine: möçüür (vefat etmek), çok apaar (yok olmak), Чорта бээр çorta beer (yolculuğa çıkmak) qızıl duustaar (kızıl tuza gitmek), burgan bolur (Tanrı olmak, Tanrıya erişmek) çide beer (gaip olmak, meçhul olmak). Bir kimse suda boğulmuşsa ‘suya düşüp öldü’ yerine sugga enden (Suyla mücadele edip gitti) Birisi mızrakla öldürülmüşse ‘mızrakla öldürüldü’ yerine Чаңнык эндээн çañnık enden (mızrakla mücadele edip gitti) ya da quday oynaañ (Tanrı oynadı) der.[70]

İngilizce’de ölümle ilgili çok sayıda örtmece söz vardır: Backed, Bong, Boxed, Boxed on the table, Brown bread, Cactus, Cashed, Cold, Crapped out, Crumped, Daisy-pushing, Easy. Eliminated, Flatlined, Cone, Gone for six, Gone to glory, Cone to meet one's maker, Gone trumpet-cleaning, Gone under, Graved, Grinning at the daisy roots, Jacked it, Laid-out, Late, Outed, Out of mess, Passed, Pushing up daisies, Put to bed with a shovel, Run the good race, Rocked to sleep, Salted, Scragged, Sent to the skıes, Shouldered, Snabbled, Snottered, Stone dead, Stonkered, Threw sixes, Used-up, Way of all, demise death, [euphemistic and cultured; since the early 1700s] Synonyms and related terms: cold storage, dirt nap, eternal checkout, the, everlasting knock, exitus, final sleep, great unknown, great whipper-in, kingdom come, king of terrors, kiss off, last muster, last reward, last roundup, lead-poisoning, lights out, long lib, nebraska sign, old old grim, old mr. grim. old stony lonesome, o-sign, q-sign, quietus, sweet-by-and-by, tap city, the grim reaper, the old. Underside, abut ad majores, abut Ad Flukes, Answer The Final Summons, Answer the last call, Answer the last muster. Beam up, Be no more, Bite the big one, Bite the dust, Blındo, Breathe one's last, Buy one's lunch, Buy the big one, Buy the farm, Cark (It), Cash in one's chips, Climb the golden Staircase, Cock up one's toes, Coıl up one's ropes, Come over, croak, Cross over, Cross the great divide, Depart to god, Drop off the hooks, Expire, Fade, Flatline. Give up the ghost, Go, Co aloft, Go forth, Go home, Go off, Go on to a better world, Go the way of all flesh, Go tits up. Go to meet one's maker, Go to sleep, Go up, Go west, Hand in one's chips, Hop off, Join the angels, Join the great majority, Kark, Kick off, Kick the bucket, Kiss the dust, K.O, Lay down the knife and fork, Off, Pass away, Pass in one's chips, Pass in one's marble, Pass on, Pass out, Pass over, Perish, Pip off, Pop off, Pop off the hooks, Pull a cluck, Raise the wind, Shuffle off this mortal coil, Skip out, Sling one's Hook, Slip one's breath, Slip one's cable, Slip one's wind, Snuff it, Souiff it, Step into one's last bus, Step off, Step out, Stick one's Spoon in the wall, Succumb, Sun one's moccasins, Swelt, Take an earth Bath, Take the long count, Tap out, Tip over, Yield up the ghost, Church hole, Cold mud, Cold storage, Deep six, Dustbin, Earth-bath, Final resting place, Ground sweat, Pit-hole, Last home the grave; Death; A Ceme-: Ery. Cf. Final, Resting Place. [U.S,; Uphemism, 1900s Or Before][71]

Almanca’da ölüm yerine: absterben, sterben, versterben, entschlafen, abrutschen, draufgehen, erblassen örtmece sözler kullanılır (Aksan, 1990:III, 78).

Rusça’da ölümle ilgili örtmece sözlere şu örnekleri verebiliriz: ‘Ölü’ anlamına gelen «умереть» sözünün yerine: 1.Скончаться (bitmek), 2. Угаснуть (geçmek), 3. Почить (huzura kavuşmak, uykuya dalmak), 4.Уйти от нас (aramızdan ayrılmak), 5. Уйти из жизни (ömründen ayrılmak, hayatı sona ermek), 6. Уйти в иной мир (öteki dünyaya gitmek), 7. Уйти в лучший мир (güzel dünyaya gitmek), 8. Лечь в землю (yere uzanmak, yatmak), 9. Уснуть вечным сном (ebedi istirahata çekilmek), 10. Отойти (gitmek), 11. Испустить дух (canını teslim etmek), 12. Испустить последний вздох (son nefesini vermek, çıkarmak), 13. Отправиться на тот свет (öteki dünyaya yola çıkmak), 14. Отправиться к праотцам (atalarına kavuşmak), 14.Приказать долго жить (uzun ömür sürmek için emir verildi) (Slovar Sinonimov, 1975:604).

Amerikalılar da ‘öldü’ sözünün yerine 150’den fazla metafor (mecaz) içerikli örtmece söz kullanılmaktadır: 1. Released from the burden of the weary world (yalan dünyanın derdinden kurtuldu), 2. The cord is broken (ipi koptu), 3. The lamp of life fickered out (hayat ışığı söndü), 4. Breathed his last ( son nefesini verdi), 5. Joined to his fathers (atalarının yanına gitti), 6. He has left a vacant chair (yerini boş bıraktı), 7. His clock has run down (saati durdu), 8. Climbed the golden stair (altın merdivene tırmandı), 9. Has paid the last debt (son borcunu ödedi), 10. His light is put out (ışığı söndü), 11. Launched into eternity (ebediyete göçtü), 12. Gone to enduring sleep (ebedi uykuya daldı), 14. Gone to his last sleep (son uykuya daldı), 15. Gone through the black door (kara kapıdan geçip gitti), 16. Gone to the land of heart’s desire (gönlü istediği yere gitti), 17. Reached his journey’s end (yolculuğunun sonuna ulaştı), 18. Entered the marble archard ( Mermer bahçeye girdi) vb.

20. İnsan adlarıyla ilgili örtmece sözler hakkındaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Birbiriyle sıkı bir ilişki içinde olan sözcükbilimle adbilimi (özel adlar, tür adları, yer adları, coğrafi adlar), nitelik ve yöntem açısından adları inceleyen iki ayrı bilimsel disiplin olarak değerlendirmek gerekir.

Kişi adları, filoloji, dilbilim, kültür tarihi ve halkbilim çalışmaları açısından büyük önem taşımaktadır. Buna rağmen Türkolojide özel adların etnonim ve toponimlere göre şahıs adları bilimsel çalışmalarda daha az yer bulmuştur. Şahıs adları, Türk Cumhuriyetlerinde özellikle Türkiye’de şahıs adlarıyla ilgili araştırmalar daha çok folklorik açıdan ele alınmış, ad koyma ve buna bağlı olarak gelenek-göreneklere daha çok yer verilmiştir.

Türklerde ad verme (dinsel adlar: Muhammed, Yohanna, Jesus vb., ünlü, saygı, minnet duyulan kimselerin ad ya da soyadlarını koyma: Cengiz, Attila, İskender vb., Destanlarda, söylencelerde, masallarda geçen adları koyma: Mana, Alman destanı Nikelungen’de geçen Slegfried Gunther adı vb. yer, coğrafya adlarını, tarihsel olay ya da kavim, boy adlarını koyma: Tuna, Fırat, Seyhan, Cuma, Muharrem vb.) gelenekleri üzerinde yayımlanmış bir dizi makale ve kitap vardır. Sedat Veyis Örnek, Anadolu’da adı belirleyici etmenleri sırasıyla şu şekilde belirtmektedir: a) Çocuğun doğduğu gün, ay ve mevsimle b) Yatırlar ve ziyaretlerle, c) Tanrı’nın sıfatları, peygamberler ve peygamber yakınlarıyla, d) Tarihi kahraman ve siyasal liderlerle, e) Hayvanlar, madenler, bitkilerle, f) Çocuğun doğduğu yerlerle, g) Minnet, şükran, hayranlık ve dostluk duygularıyla, h) Ölmüş büyüklerle, ı) Kozmik, göksel ve meteorolojik olaylarla, i) Manevi organlarla, j) Ses uyumu ya da ahengiyle, k) Modayla ve kültür değişmeleriyle, l) Yaşatıcı güçlerle ilgili adlar (Aksan, 1990:III, 124).

Ünlü dilbilimci Adolf Bach: ‘Bir ulusun ad hazinesi, onun geçmişteki ve bugünkü zihinsel-ruhsal durumunun anlatımıdır’ der.

Yunus Memmedli, Türk yazıtlarında 700’den fazla, Orhun-Yenisey Yazıtlarında ise 200 kadar antroponimin yer aldığını belirtmektedir. Bu antroponimlerin çoğunun unvan ve lakaplardan oluştuğunu ve neredeyse tamamının Türk kökenli olduğunu ifade etmektedir.[72]

21. Dünya Halklarında Adla İlgili Pratik Anlamda Sakınmalar ve Uygulamalar

Kutsal varlıklar, vahşi hayvan ve insan adlarına dair sakınmalar, uygulamalar, bunun sonucunda ortaya çıkan örtmece adlandırmalar bütün dünya halklarının dillerinde vardır.

Littmann, gittiği Habeşistan’da yerli halkın kendilerini muayene eden misyoner doktorlara gerçek isimlerini söylemek yerine başka bir isim söylediklerini fark eder. Bu insanlara göre misyoner doktorların ‘Tanrı’ tarafından mı yoksa ‘Şeytan’ tarafından mı gönderildiklerini bilemedikleri için her ihtimale karşı korunmak amacıyla bu yola başvurduklarını tespit etmiştir (Akpınar, 1985:5).

Sumatra yerlileri konuşma esnasında kendi adlarını söylemedikleri gibi akraba ve yakınlarının isimlerini de söylememeye dikkat ederler.

Hollanda Yeni Ginesi’nin Nufoorlarından biri yanlışlıkla yasak ad kullandığında hemen kendini yere atarak : ‘Yanlış bir ad kullandım. Toprağın çatlaklarına attım onu ki, rahatça yemek yiyebileyim’ der.

A. B. Ellis’e göre Afrika’nın batı sahillerindeki kabileler insanla ismi arasındaki fiziki bir bağ, bir ilgi olduğuna, bir kimseyi ismine dayanarak mahvetmenin mümkün olduğuna inanırlar. Bunun da ancak doğum sırasında aldığı isimle yapılabileceğine inanırlar. Günlük hayatta kullanılan ismin buna uygun olmadığı dolayısıyla bu ikinci adın başkalarına söylenilmesinde hiçbir sakınca bulunmadığı inancı vardır (Çağatay, 1974:366).

Torres-Straits'in batısındaki adalarda bir erkek, baldızından söz edecekse, filanın karısı der. Erkek, kayınbiraderlerinin adını ağzından kaçırırsa utanır ve başını eğer. Utancından ancak adını yanlışlıkla andığı kişiye bir hediye verirse kurtulabilir. Aynı bedel yanlışlıkla baldızın, kaynata veya kaynananın adları sarf edildiğinde de verilir. Yeni Britanya'nın Gazelle yarımadası kıyılarında yaşayan yerlilerde de, kayınbiradere adıyla seslenmek ona yapılabilecek en büyük hakarettir; ölümle karşılık verilebilecek bir suçtur.[73]

Korkunç bir hata yapma olasılığı, tabulu adların çokluğuyla orantılıdır ve bu adlar da görüleceği gibi çok sayıdadır. Kişi adları daha akıl karıştıracak biçimde, çok kullanılan şeylerdendir, Örneğin ay, köprü, arpa, kobra, leopar. Erkeğin kaynataları ve kaynanalarının adları bu cisimlerin ve hayvanların adlarıysa, bunları hiçbir zaman ağzından kaçırmayacaktır.

Özel şahıs isimleri konusunda, en çok yasakla karşılaşan kadınlardır. İlkel toplumlarda pek çok husus kadınlar için tabudur. Kadınların katılması kesinlikle yasak olan birçok toplumsal etkinlik vardır. Ancak belirli bir denemeden geçmiş, olgunlaşmış sayılan erkeklerin katılabileceği «Maenner-Bunde» (Erkek Birlikleri) denilen kurumun doğuş nedeni de kadınlara bu tür yasaklamalardan kaynaklanmaktadır. Bu yasaklardan biri de bazı kişilerin adlarını ağza alma yasağıdır. Mesela Zulu kadınları için kralın, kabile reisinin, kaynata ve onun kardeşlerinin isimleri tabudur.

Güney Hindistan'da kadınlar, kocalarının adının rüyada bile söylenmesinin onun erken ölümüne sebep olacağına inanırlar.

Habeşistan'daki Amharjar’da çocuğa verilen isimlerden biri erkeklerin, diğeri kadınların kullanacağı isim olmak üzere ayrı ayrı olması çok dikkat çekicidir. Demek oluyor ki ana, çocuğuna babanın çağırdığı isimle seslenemez. Frazer de Caffre'lerde kadının birçok kelimeleri, özellikle kocasının ve kaynatasının ismini, hatta genel olarak kocasının erkek akrabalarının hiçbirisinin ismini söyleyemediğinden, onlar yerine başka kelimeler seçmek zorunda kaldığını, bu ve benzeri kelime yasaklarının çokluğu yüzünden Caffre'lerde «kadın dili» denilen ayrı bir lisanın doğduğunu belirtir.

Genel Türk tarihine baktığımız zaman Türklerde ‘geçici ad’ ve ‘daimi ad’ uygulaması destanlarda, efsanelerde hatta yazılı kaynaklarda yer almaktadır.

Çocuğun gerçek, daimi adı, çocuk yiğitlik çağına gelip avda veya savaşta yararlıklar gösterdikten sonra boy başbuğu veya boyun büyük kamı (kâhini) tarafından verilir ve bu gerçek adı alan yiğit boyun üyesi ilan edilir.

Eski Türkler çocuklarına, doğduğu sırada çevrelerinde gördükleri eşyadan birinin gelen bir konuğun, hatta o günlerde vukua gelen önemli bir olayın adını verirlerdi. Bir düşmanı yendikleri veya bir düşman üzerlerine geldiği sırada doğan çocuklara ‘Yağıbasan’, ‘Yağıbastı’, ‘Yağıgeldi’, Kurtulmuş’ güneşin doğduğu sırada dünyaya gelen çocuklara ‘Gündoğdu’, ‘Akkoyaş’, Güngördü’, ‘Akgün’, kurtların bir koyun ağılına saldırdığı gece doğan çocuklara da ‘Kurt’, ‘Kurtgeldi’, ‘Kurtbeğ’, ‘Börübeğ’, ‘Börübay’ gibi adlar verirlerdi.

Bazen bu uygulama eve ilk gelen kimsenin (Teleüt, Kaç, Abakan, Kırgız ve Kazak Türkleri) adı verilerek veya çocuğun bindiği atın renginin (Minüsin Türkleri), ya da törenlerde ilk adı geçen balta, kılıç gibi nesnelerin (Teleüt, Kaç, Abakan Türkleri), ad verme esnasında ilk görülen eşyanın (Dış Türkler), doğum sırasında yapılan işlerin (Kırgız ve Kazak Türkleri) adı verilir.[74]

Türk tarihinde kahramanlar atlarının adıyla beraber anılırlar. Abdülkadir İnan, Altay- Yenisey destanlarında bununla sık sık karşılaşıldığını ifade eder. ‘Agoy atlıg Aybatır’, ‘Akpor atlıg Akmolot, ‘Kök kan Kök atlıg’, ‘Kara bor atlıg Bürü Mergen’ vb. Yine diğer Türk destan kahramanlarından birçoğunun (Boz Aygırlı Bamsi Beyrek, Manas’ın atı Ak-Kula, Çalbay’ın atı Bozcolok, Köroğlunun Kıratı, Kiziroğlu Mustafa’nın Fener atı, Battal Gazi’nin Aşkar’ı) hep atlarıyla beraber anıldığını görüyoruz.

Eski Türkler ve Moğollarda milleti için büyük işler yapan, kahramanlık gösteren, zaferler kazanan, ya da tahta oturan hükümdarların, başbuğların, uluların adlarını değiştirerek ona, ömrü boyunca süren yeni bir ad unvan verirlerdi. Bu ulusal bir teamül olup bu değiştirme, ekseriya kurultayca yapılırdı.

Türklerde ad verme gelenek ve inançlarıyla ilgili uygulamalar konusunda B. Ögel, «'Türklerde aile içinde aile büyüklerinin olduğu gibi devlet içinde de devlet büyüklerinin adını söylemek tabu yani yasaktır. Eski Türkler bunu yasak kelimesi ile değil ‘korug’ deyimi ile ifade ederlerdi» der.[75]

Devlet büyüklerinin adının tabu sayılmasına bir başka örnek de ‘Çingiz Han’dır. Asıl adı Timuçin olan Moğol imparatoru en kuvvetli rakibi Naymanları da mağlûp ettikten sonra bütün Moğolistan'a hâkim oldu. Bunun üzerine 1206 (Hicrî 602 senesinin ilkbaharında) bars yılında toplanan büyük kurultay, Timuçin'e "Cengiz - Çingiz" adını verdi, o da böylece kağan (hakan, imparator) unvanıyla tahta oturdu. Çingiz (ki doğrusu budur), Moğolca’da "büyük deniz, okyanus" anlamındadır.[76]

Kültür tarihimizin en önemli belgelerinden olan Orhun Yazıtları'nda, anılan Türk büyüklerinden bir kısmının kendi isimleri değil, unvanları yer almaktadır. Gültekin, Kutluğ, Bilge gibi isimler aslında kişi adları olmayıp birer unvandır. Bu zevat ölmüş olduklarından, adlarını anmamak için bu yola gidilmiştir. Çin boyunduruğundan Kök-Türkleri kurtaran Türk hanı, Kutluğ Han’ın gerçek adı İdad Şad’dır. Gerçek adı yerine Kutluğ Han adı kullanılıp kurduğu devletin adı da Kutluğ Han Devleti olarak tarihte geçer. Fakat ölümden uzun süre geçmişse, artık tehlike kalmadığına inanıldığından, ismin yeniden kullanılmağa başlandığı da görülmektedir. Gerçekten, aynı anıtlarda hanedanın kurucuları Bumin ile kardeşi İstemi’nin asıl adları kullanılmıştır.

Orta Asya'daki Türk milli ananelerini, Anadolu'da kuvvetle yaşatan Germiyanoğulları beylerinden Süleymanşah'ın oğlu Yakub Bey, Kütahya'da kurdurduğu medreseye dikilen Türkçe büyük ‘bitiktaşı’nda, babasından söz ederken adını kullanmaktan kaçınarak ‘Güldübabam’ diye anmaktadır. Aynı şekilde, Mengli Gerey (Giray) Han da, 1469'da Fatih Sultan Mehmed'e yazdığı mektupta babası Hacı Gerey'in ismini, tabu olması nedeniyle, ‘Hanbabam Bulduburun’ demiştir. «Güldübabam, Uçtubabam» gibi devlet adamlarının gerçek adları yerine bu tür adlandırmaların (örtmece sözlerin) çokça kullanıldığını biliyoruz (Akpınar, 1985:26).

Tarihte «Uluğ Beğ» diye tanıdığımız büyük devlet adamı ve astronomun asıl adı Mehmet Taragay’dır. Timur daha hayatta iken Mehmet Taragay’ın «Uluğ Beğ» diye anılmasına, bir türlü anlam veremeyen Barthold'a karşı İnan şöyle bir açıklamada bulunmaktadır: Mehmed Taragay Timur'un babasının adıdır ve Timur’un torunudur. Bu nedenle kadınlar, Timur'un torununun gerçek adını kullanmak yerine ona Uluğ Bey diye hitap etmektedirler.[77]

Kişi adlarıyla ilgili kaçınmalara akrabalar arasında uyulmaması, en azından bu tabuların hafiflemesi beklenirken söz konusu kaçınma akraba ilişkilerinde daha büyük önem kazanmaktadır. Karı kocanın birbirinin adlarını söylemeleri, adlarla benzeşen heceleri veya adı çağrıştıran sözcükleri bile ağza almaları yasaklanmıştır.

Abdülkadir İnan, Orta Asya seyahati sırasında konuya dayalı tanık olduğu bir olayı şöyle anlatmaktadır: Müslüman olup olmadığı kendisine sorulan bir kadın, buna olumlu cevap verir. «Öyle ise bize kelime-i şahadet getir, görelim» dediklerinde: «La ilahe illallah kocamın adı Resulullâh» der. Bu değişik kelime-i şahadet karşısında oradaki insanlar şaşkınlıklarını gizleyemezler. Sonunda anlaşılır ki kadının kocasının ismi Muhammed'dir. Kadın kocasının adını söylememek için, kelime-i şahadeti bu hale sokmak zorunda kalmıştır. Burada Orta Asya Türkleri arasında örfün, dinin kurallarını bile bozup değiştirecek kadar kuvvetli olduğuna şahit oluyoruz (İnan, 1968:350).

Kırgız ve Kazaklarda hala yaşayan bir adet gereğince, gelinlerin kocasının ailesine hatta kabilesine mensup akrabalarının adlarını ve bu adlara benzeyen sözcükleri dahi söylemesi yasaktır. Mesela kocasının akrabasından birinin adı ‘Aydemir’ ise, gelin de ‘ay’ ve ‘demir’ sözcüklerini söyleyemez. Kırgız dilci A. Biyaliyev’in soyadı ‘Biyaliyev’: ‘çay ikram edilen kâse’ye (piyala) ses ve biçim açısından benzediği için eşi kâseye ‘piyala’ diyememekte onun yerine başka sözcüğü kullanmak zorunda kalmaktadır. Kadınlar, bu gibi yasak sözcükler yerine, eşanlamlı olan başkalarını yahut tamamen uydurma sözcükler kullanırlar. ‘Ay’ yerine ‘yanık’, ‘bıçak’ yerine ‘keser’ vb. sözcükleri kullanma yoluna giderler.

Yine Moğollarda eve gelen yabancı bir misafire, kendisini cinlerin öldürmemesi için asla adı sorulmaz (Akpınar, 1985:16).

Türkiye’de özel adlarla ilgili örtmece sözlerin leksik-semantik açıdan sınıflandırılmasına şu örnekleri verebiliriz.

a) Fizikî yapısına göre: Sarı, Kara, Gökgöz, Çopur, Kambur, Şaşı, Kavlak: Yüzü sıcakta devamlı kavlayan, Kırbıyık, Posbıyık, Kostak vb.,

b) Toplum içindeki statüsüne göre: Hacı, Hoca, Molla, Reis, Kaptan vb.,

c) Askeri rütbe ve unvanlar: Onbaşı, Jandarma, Çavuş, Paşa vb.,

d) Dilde en az çaba yasasına göre: Mahmut: Maho, Bahaddin: Baha, Bilal: Bilo, Çetin: Çeto vb.

e) Akrabalık bağlarına göre: kaynana, kaynata, baldız, enişte, hala, yenge vb.

f) Mesleklerine göre: Doktor, Mühendis, Kaynakçı vb.

Kırgızlarda özel adlarla ilgili sakınma ve yasaklamaların yerine kullanılan örtmece adların sınıflandırılması ise aşağıdaki gibidir:

a) Sözkonusu akrabaların yaşadığı şehir ve bölgeye göre: Aksuu’daki ecem: Aksuu (şehrin)’ daki ablam, Karakoldogu siñdim (Karakol’daki kızkardeşim) vb.,

b) Yaptığı işe ve mesleğine göre: Militsiya inim (Polis -küçük erkek- kardeşim), Çaban agam (Çoban ağabeyim), Dükönçü ecem (Dükkancı ablam), Doktur agam (Doktor ağabeyim), Bozoçu kelin (Bozacı gelin), Koyçu agam (Koyun çobanı ağam) vb.,

c) Dilde en az çaba yasasına göre: Cibek / Ceñe, Cıldız / Cıkı, Bermet / Beku, Gülzar / Gükü, Bakıt / Bakı, Azamat / Aza, Ayçürök / Ayka vb.

Yine Kırgızların ünlü yazarı Cengiz Aytmatov’un adını yaşıtları söylemekten kaçınır ve ona ‘Çike’ diye hitap ederler.

d) Fizikî özelliğine göre: Tokon: Kökmurun (Burnu büyük olduğu için), Seyit: Kotur kol (eli ala bele olduğu için), Camila: Koşeek (şişman olduğu için), Tınımseyit: Ükün (Saçı dik durduğu için), Erkin: Torpok (Boyu küçük danaya benzediği için) vb.

e) Şahıs adının anlamını çağrıştıran eş anlamlı adlar yoluyla: Şeñke, Şireñke (kibrit anlamında): Otcakkıç (Ateş yakıcı şey), Alma (Elma): Cemiş (Meyve), Altın: Zalato (Rusça: ‘Altın’), Kiyizbek (kiyiz: keçe): Cün ake (Cün: yün), Atırkül (atır: koku ‘ıtır’): Cıttuu kız (Kokulu kız), Cakşılık (iyilik, güzellik), Haroşiy (Rusça: ‘iyi, güzel’) vb.

f) Karakter ve ruh dünyasına göre: Asanbek: Sarıdardan (cesaretli, atla gidilemeyen yere traktörle gittiği için), Sulayman: Maymurun (çok saf ve sakin), Şerimbek: Tırış (çalışkan, gayretli olduğu için) vb.

g) Akrabalık bağlarına göre: kaynene: kaynana, kayınata: kaynata, küyöö: damat, tayke: dayı vb.,

h) Bir başka halkın insanlarına benzediğinden dolayı: Esengeldi: Düñsür (Konuşmaları Dunganlara benzediği ve konuşmalarından bir şey anlaşılamadığı için), Zulayka: Tatar apa (Tatar anne: Uyruğu Tatar), Artsan: Kazak (‘ç’ sesini ‘ş’ olarak söylediği için, Kazakların konuşmasına benzemesinden dolayı), Abdılda: Nemis Abdılda (Almanya’da uzun süre kaldığı için), Kanat: Boris (Burnu büyük, gök gözlü olduğu ve Ruslara benzediği için) vb. örnekleri verebiliriz.

Erkek adlarını başka bir adla (örtmece sözle) kullanma eğilimi Kazak kadınlarında da vardır. Kazak dilci T. Canuzakov şu örnekleri verir:

Süttibay: Uwız, Buqarbay: Süzekbay, Qarabas: Baranşeke, Sarıbas: Şiykil şeke, Köjekbay: Qoyanbay, Üzikbay: Dödege, Aqbay: Qılañ ata, Tüñlikbay: Qayırma, Qozıbaq: Kepe, Qoylıbay: Jandıq, Elaman: Halıkesen, Asavbay: Tarpañ, Qamısbek: Qurak ata (Ahmetov, 1995:40).

Kazak, Kırgız ve başka Türk boylarında olduğu gibi Altay Türklerinde de kadınların özel kelime kadrosu bulunduğu gibi erkeklerin de değişik av meşguliyetlerinde, güncel yaşamlarında, özellikle dil yasağı olmasından dolayı tezahür eden halk inançlarına bağlı, özel kelime kadrosu vardır. Altay lehçesinde, sözlüklerde kayda geçirilmemiş olan ve özel kadın kelimeleri kadrosunu ifade etmek için kullanılan pay ismi ve bu kelimeden türetilen payla- fiili vardır. Kadın, kadınlara özgü kelimeleri kullandığı zaman onun hakkında şöyle derler: paylan yat. Bu isim ve ondan türemiş olan fiil, aslında yalnızca özel kadın kelime kadrosunu değil, genellikle halk âdetini, daha doğrusu "yasak, çekinme, sakınma" ve bu yasağı uygulama anlamını ifade etmektedir.

Kocasının akrabalarının isimlerini söylemeye çekindiğinden dolayı paylan yat olduğu zaman, kendi özel kelimelerini kullanırken kadın işte asıl bu pay âdetini veya yasağını yerine getirmektedir.

N. P. Dırenkova, kaynata ile gelin arasında Altay, Teleüt, Şor, Kara Kırgız Türklerinde mevcut olan "psişik yasaklar" (bu terim ilk kez L. Y. Sternberg tarafından kullanılmıştır) ve buna bağlı dil yasakları hakkında bilgi verse de "yasak" teriminin yerel ismini belirtmemektedir (Zahidoğlu, 2002:160).

Altaylılar, Hıristiyan olmasalar da kadınları erkek adlarını genelde Rus adlarıyla (örtmece sözlerle) anma yoluna giderler (Ahmetov, 1995:43): Adıs: Anaşkı, Anaşka, Ananiy; Ayruş: Timekey/ Timofey; Añçı/ Añşı: Arsane/ Arseniy; İt-kulak: Pavlış/ Pavluşa/ Pavel; Qamduw: Jeremey/ İvan; Qoyonok: Vanuş, Vanuşka, İvan vb.

Altay Türkleri’nde kadınların ve erkeklerin kullandığı sözcük türlerine şunları örnek gösterebiliriz: at : ‘at’ (Koş Ağaç, Telengitlerde)- erkekler: yılkı; inek: ‘inek’ (Kem gölü civarı, Altaylarda)- erkekler: uy; göz: ‘karak’ (Oñday) - erkekler: kös; kurt: ‘kokok’ (Maymalarda) - erkekler: pörü; dişi karaca: ‘karâkşin’ (Oñday) -erkekler: âlik; kulak: ‘kamirçek’ (Oñday) - erkekler: kulak ; üç yaşındaki boğa: ‘küyürci’ (Onday) - erkekler: torbok ; şeytan: kürüm (Oñday)- erkekler: körmös.

Kadın dili'nin konuşulması güçtür, çünkü sözünü ettiğimiz sözcüklerin türetilmesinde bir kural yoktur. Her bir kadının bu şekilde kendine ait bir sözcük dağarcığı oluşmakta, bütün kadınların kullandığı sözcüklerden oluşan bir sözcük oluşturma imkânı da bulunmamaktadır. Bu durumda diğer kadınların buldukları sözcükleri de kullanmak olanağını bulamaz. Herkes kendi öz sözcüklerini kullanır.

Özbek dilci, N. İsmatullayev, Yavuz ruhların şerrinden korunmak için Såtivåldi, Ulmac, Tursun, Turgun gibi isimler gelenek-görenek ve dinî inançların neticesinde başka bir adla (çocuğun anne babası ve çevresi tarafından) anılan bu tür isimlerin örtmece sözcükler olduğunu dile getirmektedir (İsmatullayev, 1964:48).

Adı Muhriddin olan bir çocuğu, babası Utåbay diye, annesi ise, Sutåbay diye çağırmaktadır. Söz konusu çocuk İkinci Dünya Savaşında doğmuş olup, savaşın bir an önce zaferle sonuçlanması isteğiyle Utåbay diye anılmaktadır.[78]

Taşkent’e bağlı Kirov, Kalinin, Yanyigul ilçelerinden derlediği bazı insan adlarının yerine örtmece adlar kullanıldığını tespit eden N. İsmatullayev aşağıdaki örnekleri verir:

Zubayra: Tåşpulat, İnabat: Turgun, Erkin: Urinbay, Mamlakat: Marhamat, İnåbat: Muhabbat, Råziya: Nafisa, Fayzulla: Kara, Tursunbay: Saylåv, Abduvahab: Maşrab, Urmanbay: Mahammat, Bekmuhammad: Suffi, Abdumalik: Målla, Muhriddin: Utåbay, Rukiya: Cazil, Abdurahim: Dagar (İsmatullayev, 1964:51).

A. N. Samayloviç, toplum içerisinde kadına tabu olan aile büyüklerinin, akraba erkek adlarını fonetiksel bir değişiklikle- adın baş harfini değiştirerek- kulağa kaba gelse de anma yoluna gidebildiklerini belirtmektedir (Samayloviç, 1915:165)

Mambat: Sambat, Ali: Sali, Tursun: Mursun, Ahmat: Sahmat, Turgan: Murgan veya Surgan, Cakib: Cakåb veya Makib, Cuma: Kuma, Ceksembi (Pazar günü): Meksembi, Baykız: Oykız vb.

Rukiya” adlı kızın saçı sarı olması nedeniyle annesi Tilla: altın, ağabeyinin hanımı (yengesi) da onu Åltin: altın diye çağırmaktadır.

Anadolu Türklüğüne baktığımızda, pratik anlamda adla ilgili yasaklama ve sakınmalar, örtmece sözlerin kullanımında paralellik aynı anlayış ve uygulamalar hâkimdir.

Gelinler, Kars çevresinde ve Doğu Anadolu’nun birçok yerinde, çocuklarının yanında eşlerine isimleri ile hitap etmezler: ‘babası’ veya ‘babaları’ diye seslenirler. Aynı şekilde kaynanalarının yanında, ‘oğlun’ başkaları ile konuşurken, ‘bizimki’, ‘bizim herif’ veya ‘kişi’ sıfatlarını kullanırlar.[79]

Şumnu Türkleri'nde kadın eşine, eşinin ismini vermeksizin seslenir, eşine "Efendi" der. Bazen de çocukları kastederek "babaları" der. Erkek de eşine ismi ile hitap etmez. Kızının isminden hareketle mesela "Gül'ün annesi" der. Eşi de ona oğlunun isminden hareketle mesela "Ali'nin babası" der.

Kumuklar'da erkeğin karısının ismini söylemesi de uğursuzluk, uygunsuzluk olarak algılanır. Kumuk, bilhassa yabancıların yanında da ismi ile hitap etmez, ona "Ey", "O" gibi hitap eder. Aynı zamanda gelin kaynatasının yanında erinin adını ağzına almaz. "Ataya hayâsızlık" olur. Bu da hayır getirmez, bu tür telkinler aile içerisinde zamanla verilmiş eğitimle edinilir.

Borçalı'da, gelin eşine ismi ile hitap etmez. Kaynanasına hitaben evde konuşurken, "oğlun" der. Eşi de ona "aykız" veya babasının ismi ile "Yusuf un kızı" veya memleketinden hareketle "Ay Karslı" veya "Ay tembel" der. Bu hitap şeklinde kesinlikle aşağılama veya horlama yoktur. Bu doğal ve yaygın bir uygulamadır ve hiç yadırganmaz. Türk dünyasının her kesiminde, bilhassa kırsal kesimde görülür. Anadolu'da bu uygulamaya "ses saklama" denir.

Karaçay-Malkar Türklerinde kadın hiçbir zaman kocasının ismini anmaz. Onun için ‘er kişi’ der. Bu inanç bir sakınmadır ve Anadolu Türklerinde de vardır. Anadolu Türklerinde de erkekler hanımların ismini vermez, onları lakaplarla anarlar. Onlara, ‘Hatun’, ‘Bizimki’, ‘Küldöken’, ‘Bizim Köroğlu’ gibi isimlerle hitap ederler (Kalafat, 1995:98). Reşadiye, Çivril, Denizli’de kocası eşine: ‘ayrancı’ diye hitap eder.

Görüldüğü gibi, dünya ve Türk halklarında tabu ve tabuya bağlı yasaklamalarla ortaya çıkan örtmece sözler, gerçek adın yerine kullanılan şu veya bu şekilde ‘yasak’ olan adın gizil güçlerin ya da nesnenin dolaylı yoldan kullanılması söz konusu yasakların çiğnenmesi sonucu ortaya çıkan ceza, ölüm gibi uygulamalardan kurtulma yoludur. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi, örtmece sözler tabu kaynaklı olmadığı gibi toplumun etik ve ahlak normlarının yanı sıra kültürel değerlerinin yaptırımı, zorlamasıyla da dilde varolmaktadır.

Bütün bu açıklamalardan sonra örtmece söz (iyi adlandırma) kimi varlıklardan, nesnelerden söz edildiğinde doğacak korku, ürkme, iğrenme gibi duyguların, kötü izlenim ve çağrışımların önlenmesi amacına yönelen ve dünyanın her dilinde rastlanan bir değiştirme olayıdır.

22. Cinsellikle ilgili örtmece sözler

Toplumda tabunun tabu olarak varlığını hissettirdiği en önemli kavramlardan biri de cinsellik konusudur. D. K. Zelenin ve bu alanda araştırmalar yapan ve tabu örtmece sözleri sınıflandıran dilciler bu konuya değinmekten kaçınmışlar, ya da bu konuyu alan dışı tutmaya gayret etmişlerdir.

Cinsellikle ilgili kavramlar, toplum arasında alenen konuşulması, bahsedilmesi belki de en zor olan konulardan biridir. Ailede bu konu mümkün olduğunca üzeri örtülmeye çalışılır. Hemen hemen bütün ailelerde karşılaşılan ‘Biz dünyaya nasıl geldik?’ sorusu karşısında ebeveynler zor durumda kalır (zor durumda kaldıklarını hissederler) ‘Seni leylek getirdi’ ya da ‘Sudan tuttuk’ gibi cevaplarla geçiştirilmeye çalışılır. Ailelerde, okullarda cinsel eğitim başlı başına bir sorundur. Bu konu eğitimcilerin sosyologların konusudur. Bizi ilgilendiren yanı cinsellik, erkek ve kadın cinsel organlarıyla ilgili sözler, kavramların tabu olması ve bu kavramların örtmece sözle karşılanması olayıdır. Günümüzde, söz konusu kavramlar toplum içinde tabu özelliğinden ziyade kendisini ayıp ve utanılması gereken kavramlar olarak göstermektedir. Cinsellikle ilgili sözler, toplum içerisinde adından söz edilmesi, anılmasından, konuşan ve dinleyici tarafından ahlaki normlar gereği utanılan ve ayıp karşılanan dil göstergeleridir. Türkmen dilci S. Altayev, cinsellik, kadın ve erkek organları vb. söylenilmesinden utanılan, ayıplanan kavramların yerine kullanılan örtmece sözleri nezaket ifade eden örtmece sözler (sıpaykerçilik evfemizm) olarak tanımlar. Bu tür ayıp, günah olarak kabul edilen kavramlara yönelik dil göstergelerinden kaçınmada dinin ve ahlakın baskısı olsa da yine temelinde tabu vardır.

Bu bağlamda Anadolu Türklerinde kadının özel günleriyle ilgili örtmece sözler oldukça yaygındır: akıntı: kadınlarda aybaşı olayı, aklık: 1. deri hastalığı ilaçlarında kullanılan beyaz renkli toz, 2.kızlarda veya kadınlarda görülen akıntı, anahalı: kadınlarda aybaşı, adet, kirlenme, beli açılmak: sık sık aybaşı olup, çocuk tutamamak, üst: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üst kirlenmek: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üstü gelmek: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üstü kirlenmek: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üstü kirli: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üstünden geçmek: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üstüne olmak: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üstünü görmek: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, üstünü kirletmek: aybaşı, kadının menstruasyon dönemi, kerif: 1. kadınlarda ay hali, adet, 2. pis, yola çıkmak: adet görmek.[80]

Anadolu Türklerinde, Derleme Sözlüğünden aldığımız şu örnekler dikkat çekicidir: Cinsel ilişkiyle ilgili eylemsel örtmece sözler: avunmak: kadın cinsel ilişkide tatmin olmak, basmak: cinsel ilişkide bulunmak, bellemek: 1. hasta yoklamak, hasta ziyaretine gitmek, 2. cinsel ilişkide bulunmak (aşağılamak için kullanılır, cotuşmak: çiftleşmek, çökeşmek:1.cinsel ilişkide bulunmak, 2. üşümek, dürtülmek: 1. ölmek (nğ.), 2. cinsel ilişkide bulunmak, edişmek: cinsel ilişkide bulunmak, fik fik yapmak: cinsel ilişkide bulunmak, garılmak: 1. büyümek, olgunlaşmak, 2. cinsel ilişkide bulunmak, 3. sesi bağırmaktan ya da hastalıktan kalınlaşmak ya da incelmek, garlaşmak: cinsel ilişkide bulunmak, garleşmek: cinsel ilişkide bulunmak, gouşmak: cinsel ilişkide bulunmak, kamrıklamak: cinsel ilişkide bulunmak, karınmak: cinsel ilişkide bulunmak, kayışmak: cinsel ilişkide bulunmak, kertmek: 1. temriyenin iyileşmesi için hastanın damağından ustura ile kan almak, 2. cinsel ilişkide bulunmak, kını kınında: cinsel birleşme durumunda, şavgartmak: cinsel bakımdan doyurmak, uçkur çizmek: cinsel yaklaşmada bulunmak, uçkur çözmek: cinsel yaklaşmada bulunmak, üflemek: cinsel ilişkide bulunmak, yahınluh: cinsel ilişki, yakın gelmek: cinsel ilişkide bulunmak, yakınlık etmek: cinsel birleşmeye yanaşmak, yakınlık göstermek: cinsel birleşmeye yanaşmak, yakınlık: cinsel ilişki, yapmak:1. dışkısını yapmak, pislemek, 2. cinsel ilişkide bulunmak, yatak yatmak: cinsel ilişkide bulunmak vb.

Erkeğin cinsel organıyla ilgili örtmece sözler: argaç: erkeğin cinsel organı, avdır: erkeklik organı, aya: erkeklik bezi, testis, baba III : a) erkeklik organı, b)erkek hindi, badak: 1.erkeklik bezi, 2. paytak yürüyen, bacakları çarpık olan, 3. kısa boylu, ufak yapılı, cüce, bodur, tıknaz, 4. sekiz on yaşlarında çocuk, 5. kısa boylu, bodur, badanak: husye, erkeklik bezi, bılık: erkeğin cinsel organı, bile: erkeğin cinsel organı, bilor. erkeklik bezi, testis, billur: erkeklik bezi, bilor: erkeklik bezi, testis, bilyor: erkeklik bezi, testis, bobuş: erkeğin cinsel organı, boduk: 1. erkeğin cinsel organı, 2. kısa boylu, şişman çocuk, 3. kısa boylu, bodur, cüce, cabul: erkeğin cinsel organı, cebe: erkeğin cinsel organı, cıbıl: 1. erkeğin cinsel organı, 2. çıplak, cıllık: erkeğin cinsel organı, collak: erkeklik bezi yarım olan, cor: 1. fıtık hastalığı, 2. erkeklik bezi, comu: erkeğin cinsel organı, cucul: erkeğin cinsel organı, culuk: erkeğin cinsel organı, çam çivisi: erkeklik organı, çavkın: erkeğin cinsel organı, dakım: erkeğin cinsel organı, dakım dayra: erkeğin cinsel organı, daççık: husye, dangal: husye, erkeklik bezi, testis, daşşak: erkeklik bezi, haya, testis, debedaşşah: husyeleri yaralanmış şişmiş insan, debelek: husyeleri yaralanmış şişmiş insan, debeli: 1. husyeleri yaralanmış, şişmiş kişi, gıyla: erkeğin cinsel organı, gıylam: erkeğin cinsel organı, godak: erkeğin cinsel organı, guş: erkeğin cinsel organı, haymur: erkeklik organı, fıdıl: erkeklik bezi, testis, fındık: erkeklik bezi, gogo:1. ihtiyar, 2. erkeklik bezi, testis, haraba: erkeğin cinsel organı, kertikbas: erkeğin cinsel organı, kılır: erkeğin cinsel organı, kodak: erkeklik bezi, testis, kotak: erkeğin cinsel organı, loput: erkeğin cinsel organı, lupha: erkeğin cinsel organı, malaka: erkeğin cinsel organı, masa: erkeğin cinsel organı, maslahat: erkeğin cinsel organı, meret: 1. zayıf, hastalıklı, 2. erkeklik organı, 3. göz hastalığının iyileştirilmesi için göze sürme gibi çekilen ot tozu, neste: erkeğin cinsel organı, öle: erkeğin cinsel organı, öngol: erkeklik organı, soyha: erkeğin cinsel üreme organı, soyka: erkeğin cinsel organı, salak: elli altmış yaşındaki adamların erkeklik organları, şıngırdak: erkeklik organı, zıbık: 1. erkek üreme organı (isp.), 2. uzun boylu, gagal: 1. göz bebeği, 2. erkeklik organı,  vb.

Erkek çocuğun cinsel organıyla ilgili örtmece sözler: bülük: küçük erkek çocuğun cinsel organı, bollik: çocuğun cinsel organı, bümbül: küçük erkek çocuğun cinsel organı, cüce: çocuğun cinsel organı, cücü: 1. çocuğun cinsel organı, çümbül: çocuğun erkeklik organı, dıngıl: 1. erkeklik bezi, husye, testis, 2. böbrek, 3. çocuğun erkeklik organı, 4. sümük, lili: çocuğun erkeklik organı, lüllü: çocuğun erkeklik organı, lüllük: çocuğun erkeklik organı, lülü: çocuğun erkeklik organı, lülük: çocuğun erkeklik organı, mengül: çocuğun erkeklik organı, pipi: çocuğun erkeklik organı, pipili: çocuğun erkeklik organı vb.

Kadının cinsel organıyla ilgili örtmece sözler: acuk: dişilik organı, ağzı aşa: kadının cinsel organı, appak: kadının cinsel organı, ferç, apuh: 1. kadının cinsel organı, 2.deli, bibi: çocuk dilinde cinsel organ, börek: kadının cinsel organı, cilik: dişilik organı, cillik: dişilik organı, comburt: kadınların belden aşağı olan kısmı, cuk: kadınların cinsel organı, cük:1.kadının cinsel organı, 2. küçük erkek çocuğun cinsel organı, cüllü: kadının cinsel organı, 2.cılız adam, çilik: dişilik organı, çillik: dişilik organı, daz: 1. kadının cinsel organı, 2. kellerin başında kellikten geriye kalmış izlere denir, 3. saçsız baş, kel, dıdıh: kadının cinsel organı, dıllığ: kadının cinsel organı, dıllıh: kadının cinsel organı, dıllık: kadının cinsel organı, dındıh: kadının cinsel organı, dındık: kadının cinsel organı, dudu: kadının dişilik organı, fink: kadının cinsel organı, fıncıh: vajen, döl yolu, rahim yolu, fıncık: 1.cinsel organ, 2.tekme, çifte, guccu: dişilik organı, kepiş: kadının üreme organı, kitik: kadının cinsel organı, matan: kadının dişilik organı, matuş: kadının cinsel organı, mıncıh: kadının üreme organı, mışga: vulva, dişilerde üreme organının dış kısmı, ferç, muncur:1. dudak, 2. burun, 3. kadının cinsel organı, pıtık: 1. testislerinden ameliyat olmuş erkek, 2. kız ve kadınların cinsel organı, pıttık: kadının üreme organı, pıddık: kadının cinsel organı, su eleği: 1. sidik torbası, mesane, 2. kadının cinsel organı, şaflı (ıı): kadının dişilik organı, tatuh: kadının üreme organı, ten: 1. vücut, 2. kadının cinsel organı, tıncıh: kadının üreme organı vb.

Kadın ve erkeğin çıplaklığıyla ilgili örtmece sözler: ana eti: çırılçıplak, anadan doğma, akdoncak: çırılçıplak, caydak: 1. yalınayak, 2. çıplak, cababendek: çırılçıplak, cıba: 1. kel, saçsız, 2. zayıf, ince ve küçük, 3. bebeklikten çıkmış çocuk, 4. çıplak, cıbara: çıplak, cıbılah: çıplak, cıbıldak:1. yalınayak, 2. çıplak, cıbır: 1.kısa boylu insan, 2.yaşı büyük, boyu küçük, 3. cılız, zayıf, 4.çıplak, cıbız: çıplak, cıblak: çıplak, cılbah: çıplak, cılbak: çıplak, cılbanmak: soyunmak, cılbıl: çıplak, cıpcıplak: çıplak, cıpıl: çıplak, cırcıplak: çıplak, cırcıvlak: çıplak, cıscıbıl: çıplak, cıscıvlak: çıplak, cibah: çıplak, ciscibil: çıplak, coydak: çıplak, çapal: çıplak, çarcavlak: çıplak, çılçıplak : çıplak, çırılçıplak, çılpah: çıplak, çılpak: çıplak, çıplaka: çıplak, çısçıplak: çıplak, çırılçıplak, daldingil: 1. aptal, akılsız, 2. çırılçıplak, damdazlak: çırılçıplak, dandalçak: herşeyi meydanda, çıplak, dıldılbah: çırılçıplak, dıpdızlak: çırılçıplak, dimdal: çırılçıplak, dirdiplah: çırılçıplak, etren: çıplak, elbisesiz, gümbür: çıplak, gümpil: çıplak, gümpür: çıplak, kazlak: çıplak, lıphız: 1. çıplak, 2. kel şallacık: çıplak, şallah: çıplak, şallak mallak: çırılçıplak, şapşallak: çırılçıplak, tal: 1. çıplak, 2. ilk süt,ağız, 3. dilsiz, örübiran: çırılçıplak, tikloz: çıplak, uyran: çıplak, üğren: çıplak, ürübeyran: çırılçıplak, yalıncak: çıplak, yalın: 1. zayıf yüzlü, 2. çıplak, zıldır zıldır: çırılçıplak, zıpzıbıldak: çırılçıplak, vb.

Birisinin rızası olmadan tecavüz ve ırza geçmeyi ifade eden örtmece sözler: bastırmak: kız ya da kadınla güç kullanarak cinsel ilişkide bulunmak, başına çökmek: birinin ırzına geçmek, becerlemek: ırzına geçmek, düdüklemek: ırza geçmek, engezlemek: ırzına geçmek, ilişmek: ırza geçmek, kaymak: iğfal etmek, ırzına geçmek, piye: ırza geçme, varıvermek: ırza geçmeye girişmek vb.

Burada tabu söz olarak nitelendirdiğimiz tecavüz(Ar.) ve ırz(Ar.) sözcükleri alıntı sözcüklerdir.

Eşcinsel (homoseksüel) erkek sözünün yerine kullanılan örtmece sözler: çelebi: homoseksüel erkek, değiş oynamak: aynı cinsten olan biriyle cinsel ilişkide bulunmak, fosur: homoseksüel erkek, hedeme: hadım, enenmiş kimse, hedim: hadım, enenmiş kimse, ıblık: 1. erkekliği olmayan, hadım, 2. şişman, karttırmak: erkekliği giderilmek, enenmek, katıklamak: eşcinsi ile cinsel ilişkide bulunmak, kelek:1. aptal, 2. eşcinsel, tüysüz genç, puş: 1. karın, mide, işkembe, 2. eşcinsel erkek, vacibi: eşcinsel erkek, veregen: eşcinsel, zile:1.uzun boylu olduğundan eğilemeyen kimse, 2. eşcinsel erkek vb.

İktidarsız (cinsel gücü olmayan) erkek için kullanılan örtmece sözler: bağlanmak: zifaf gecesi iktidarsız olmak, bağlı: büyülü, erkeğin büyülenerek cinsel bakımdan iktidarsız olması, çırça: hadım, cinsel gücü olmayan erkek, erliği kesilmek: şiddetli ve birdenbire olan korku etkisiyle erkeklik yeteneğini kaybetmek, polc: cinsel gücü olmayan erkek, puluç: 1.fıtıklı kimse, 2. cinsel gücü olmayan erkek vb.

Cinsel sapık ve sapıklık için kullanılan örtmece sözler: bunnu yillenmek: cinsel isteklerle kendini bazı aşırı heveslere kaptırmak, cinahatsız: cinsel sapık, normal insanın beğenmediği, sevmediği şeyleri seven adam, cinak: cinsel sapık, çamsımak: erkek, kadınlığa meyletmek, itne: cinsel sapık (erkek için), kapsol: cinsel sapınca uğramış kişi, kasu: cinsel sapıklığa uğramış erkek, kerkenmek: sapık amaçla birisinin arkasına değmek, sürtünmek, kerkmek: sapık amaçla birisinin arkasına değmek, sürtünmek, kıldak: kadınlarla arkadaşlıktan hoşlanan, kadınsı, koçmak: cinsel ilişkide bulunmak, kovan: cinsel sapıklığa uğramış erkek, kösnük: 1. cinsel sapık erkek, 2. kötü kadın, isterik kadın, 3. ihtiyar ve güçsüz kimse, kuntuk: aşırı derecede cinsel istek duyan erkek, kuntukmak: aşırı derecede cinsel istek duymak, 2. geceleri altını ıslatan çocuk, madası şakıramak: cinsel istek duymak, mezelenmek: 1. çocuk yemekte mızmızlık etmesi, 2. küçük çocuklara sarkıntılık etmek, mırnav: erkeğe çok düşkün olan kadın, sapuk: sapık, savrukmuş: cinsel isteklerinin esiri olan, tekerlek: cinsel sapınca uğramış erkek, tellek: cinsel sapınca uğramış erkek, toloz: cinsel sapınca uğramış genç vb.

Hem kadın hem erkeğin cinsel organı için kullanılan örtmece sözler[81]: ander: erkeklik organı, 2. kadının cinsel organı, andır: 1.erkeklik organı, 2. kadının cinsel organı, bilik:1. kadının cinsel organı, 2.erkeğin cinsel organı vb.

 

23. Argo ve örtmece söz arasında nasıl bir ilişki vardır?

Bir toplumdaki ortak dilden ayrı olarak aynı meslek veya topluluktaki insanların kullandığı bir tür özel dil niteliğinde sayılan argo (Fr. Jargon) bütün dünya halklarının dillerinde ortak özellikleri göstermektedir.

Argonun sözvarlığı, ortak dilin sözcüklerine özel anlamlar vermek, kimi sözcüklerde bilinçli değişiklikler yapmak, eskimiş öğelerden, aynı dilin lehçelerinden ve yabancı kökenli öğelerden yararlanmak yoluyla meydana getirilir.[82] Bili bili, bülü bülü: erkeklik organı, kuku, kukriku: dişilik organı vb.[83]örnekleri örtmece söz olarak da değerlendirmek mümkündür. Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi, argonun toplumdaki belirli bir grubun konuştuğu özel bir dil olması, dil göstergelerindeki değişiklikler ve anlam genişlemesindeki sınırsızlık açısından örtmeceden farklı bir özellik taşıdığı kuşkusuzdur. Argo, bu yönüyle biçimsel-anlamsal açıdan dil göstergelerini kullanmada daha özgür ve sınırsızdır.

Örtmece söz ise tabu kaynaklı, sebep-sonuca dayalı ortaya çıkan dil göstergeleridir. Bu yönüyle de örtmece sözleri daha dar ve sınırlı anlamda düşünmek gerekir. Bununla birlikte edebiyat, sanat, kültür ve estetik açısından örtmece sözler, argo sözlere göre daha yaygın ve geniş kitleler tarafından kullanılan dil unsurlarıdır. Konuyu biçembilimsel (stylistic) açıdan ele aldığımızda argoyla örtmece sözlerin farklılıkları, ayrılıkları daha da belirginleşmektedir.

 

24. Örtmece sözlerin türeyiş yolları nelerdir?

Örtmece sözler, tabu sözlerin yerine hiçbir sakınca ve çekinceye gerek duyulmadan kullanılmaktadır. Fakat zaman geçtikçe örtmece sözler kendi özelliklerini yitirip tabu sözlere dönüşmektedir. Dolayısıyla yerini yine yeni örtmece sözlere bırakmaktadır. Bunun kanıtı olarak Amerikalı dilci Poul Dickson kendi çalışmasında ‘sarhoşluk’ anlamında kullanılan örtmece sözlerin sayısının 1733 yılından beri kullanıla kullanıla 2231’e ulaştığını ifade etmektedir (Ahmetov, 1995:135). Kısacası hangi dilde olursa olsun örtmece sözler sözcük türetme ve sözlüklerin sözcük kadrosunun artmasında önemli rol oynamaktadır.

Örtmece sözlerin türetilmesi ve kullanımı biçembilimsel açıdan metafor (örtmecesel eğretileme), metonimya (örtmecesel düzdeğişmece), sinekdoha (örtmecesel kapsamlayış), sembol (örtmecesel sembol), ironiya (örtmecesel ironi) perifrazayla (örtmecesel açımlama) ortaya çıkmaktadır. Bu konuda tanınmış dilci B. A. Larin şunları söylemektedir: Örtmece sözler, güncel hayatta hoş karşılanmayan, uygunsuz, düşünce-tavır ve hareketlerin dil göstergeleri bağlamında kulağa hoş gelen biçimde yansımasıdır (Ahmetov, 1995:136).

Genel anlamda bu farklılıklara bakmadan metafor, metonimya (düzdeğişmece) veya başka eğretileme sanatları örtmece sözlerden tamamıyla uzak düşmez. Onlar dil sanatında insan duygu ve düşüncelerini yansıtmada edebi özelliklerinin yanı sıra bazen örtmece sözlerin görevlerini de yerine getirirler. Demek ki, dilde salt metafor, metonim, sinekdoha vb. mecazi unsurlar asli görevlerini yerine getirirken örtmecesel eğretileme, örtmecesel düzdeğişmece, örtmece anlamları da taşımaktadırlar.

25. Örtmecesel Eğretileme (Evfemistik Metafora)

Mecaz, kısaca bir ilgi ve benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan sözdür. Bunlara Türkiye Türkçesinden örnekler verelim:

Saksıyı çalıştır biraz. (saksı/ kafa)

Aslanlarımız İngilizleri dize getirdi. (aslanlar/ futbolcular)

Yukarıda verilen örneklerde saksı, aslan sözleri mecazi anlam yüklü sözcüklerdir. Çünkü gerçek anlamlarını kaybederek başka anlam yüklenmişlerdir. Eğer onlar tümce içerisinden ayrı bağımsız olarak ele alındığında, mecazi anlamlarını yitirip gerçek anlamlarına kavuşurlar.

Yukarıda tümce içerisinde yer alan mecazi sözcüklerin hiçbirisi örtmece anlamını taşımaz. Çünkü örtmece sözcüklerin temel özelliklerinden biri olan tabu kaynaklı veya söylenmesi yasaklanan bir özellik söz konusu değildir.

Türkiye Türkçesi’nde: Talihin varmış ki bizim sazın (pavyon, gece kulübü) kapısına düşmüşsün (Talih Kuşu: Sadri Alışık, Sevda Ferdağ, Türk Filmi).

Balkan Savaşı kopunca, hududa çok yakın olan köyde, bir akşamüstü şu korku yayılmış. Düşman geliyor. Müslüman erkeği süngüleyecek ve Müslüman kadınını kirletecek.[84]

Yukarıdaki örneklerde saz, kirletmek sözcük ve eyleminin mecazi (kapalı) anlamlı örtmece sözler olduğuna şüphe yoktur. Bunlarda bağlamda mecaz anlamının yanı sıra toplum içerisinde ayıp sakıncalı bulunan eğlence merkezinin adının yumuşatılarak örtmece söz haline dönüştürüldüğünü görüyoruz. İkinci örnekte ise birisine karşı zor kullanılarak tecavüz olayı söz konusu olduğu için kirletmek sözcüğüyle mecazi ve örtmecesel sözcükle anlatılmaktadır. Çünkü sözcükler gerçek anlamlarıyla adlandırıldığında kulağa hoş gelmeyeceği gibi yazı dilinin sanatsal ve biçemsel özelliğine de olumsuz yönde etki edecektir.

Yine Kırgızca’da konuyla ilgili aşağıdaki örnekleri verebiliriz:

... Biz da önügüb baraktan ölkö katarı ertebi, keçpi anday colgo tüşüşübüz kerek. Ansız bir kumalak bir karın maydı çiritkendey korruptsiyonerler mamleketibizdi iriteri tüşünüktü.

Biz de gelişmekte olan bir ülke olarak er ya da geç onlar gibi (gelişmiş ülkeler gibi) yapmamız gerek. Sineğin bir kazan çorbayı pislediği gibi yiyiciler (rüşvetçiler) de ülkemizi mahvediyorlar.

... Birok demeyde eç kanday col erecesin buzbagan aydooçulardı cön ele toktotup, aylasın ketirgen ala tayakçandar emnegedir oşol biznimenderge ‘añçılık’ kılgan avtomobilge köñül buruşkan emes (Bişkek Tayms, 2004-Cuma, No:31, 77).

... Ama fırsatını bulduğunda trafik kuralarını ihlal etmeyen şoförleri durdurup sudan bahaneler uydurup onların canına okuyan ala deynekliler (trafik polisleri) her nedense otomobille işadamı avına çıkan katile dikkat etmez.

Kee bir kara özgöy ‘kızıl şapkeçender’ suraganın ala alışpasa köz körüne ele pasportuñdu ayrıp salışıp basıp ketken uçurlar da az emes (Bişkek Tayms, 2004-cıl, Cuma, No:27, (75).

Bazı kendini bilmez kızıl şapkalılar (gümrük memurları, polisler) istediklerini aldıkları yetmezmiş gibi pasaportu adamın gözünün önünde yırttıkları da az değil.

Birinci örnekte rüşvet alan memurlardan bahsedilmektedir. Toplumun ahlak ve geleneksel yapısına ters düşen bu kavram yabancı (Rusça) dilden alıntı sözcük kullanılarak ifade edilmektedir.

İkinci örnekte ticaretle meşgul olan tüccarların polislerden gördükleri olumsuzluklar nedeniyle trafik kontrolünü sağlamak için ellerinde tuttukları ala deynek nedeniyle ‘ala deynekliler’ sözcük öbeğiyle mecazi bir anlatım söz konusudur.

26. Örtmecesel Düzdeğişmece (Evfemistik Metonimiya)

Örtmece sözler yaratılırken örtmece anlamın ortaya çıkmasında metonimin de ayrı bir yeri vardır. Örtmece mecazda varlıklar arasında belli bir benzerlik ortak yön söz konusu ise metonimde böyle bir şeyin olması söz konusu değildir. Metonimsel anlam taşıyan sözcük için varlıklar arasında şöyle ya da böyle uzaktan veya yakından bir ilişki olması yeterlidir.

Örneğin yemekle (Kırg. aş) yemek konulan tabak arasında hiçbir benzerlik olmadığı söylense de yemeğin tabağa konulmasıyla ikisi arasında bir ilişki ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde olması, ikisinin yerine bir diğerini kullanmayı da beraberinde getirmektedir. Metonim anlam yüklü şu örnek tümceleri verebiliriz:

Evden izin almalıyım. (anne, baba bir büyük ya da eş, hanımdan)

Yemeğe oturalım. (Yemek yemek için oturalım)

Bereket yağıyor. (Yağmur / kar yağıyor)

Bu verilen örneklerde metonimlerin hiç birinde örtmece anlam yoktur. Çünkü bunların hiç birinde yasaklanmış, söylenmesi hoş olmayan sözcüklerin yerine kullanılan bir sözcük söz konusu değil.

Haydi, şu arslan sütünden içelim.

Bu verilen örneklerde söz konusu sözcükler düzdeğişmece özelliklerinin yanı sıra örtmece metonim özelliğini de taşımaktadır. Çünkü bunların yerine gerçek anlamda kullanıldığında yine hoş olmayan edep, ahlak ve nezaket kurallarına uymayan bir anlam ortaya çıkacağı için metonim sözcükler örtmece metonim kalıbında ortaya çıkmaktadır.

27.  Örtmecesel Kapsamlayış[85] (Evfemistik Sinekdoha)

Örtmece sözlerin oluşumunda önemli edebi sanatlardan biri de sinekdohadır. Bütünün yerine parçayı, genelin yerine özeli, tekil olan bir kavramın yerine çoğulu, parçanın yerine bütünü kullanma sanatıdır.

Bu edebi sanat dalı genelde metonimin bir türü olarak da ele alınmaktadır. Örneğin ünlü dilci L. A. Bulahovski bu konuda: Düzeğişmece türlerinin en yaygın olanı parçanın bütün yerine ya da nadiren bütünün parça yerine kullanılmasıdır. B. N. Golov’in de bu görüşü destekler mahiyette: ‘Bütün ve onun parçası arasındaki nedensel ilişki örtmecesel kapsamlayış olarak dilde yer alır’ der. Diğer dilciler de bu görüşü desteklemekle beraber metonimle sinekdohayı birbirinden ayıran birtakım özelliklerin de olduğunu ifade ederler.

Cüneyt Arkın beyaz perdenin unutulmaz sanatçılarından biridir. (perde-sinema)

Üç kilo Amasya tart. (yer-ürün)

Cengiz Aytmatov’u dünya okuyor. (sanatçı-yapıt)

Yukarıda verdiğimiz örneklerde sözcüklerin hiç birisinin örtmece söz özelliği yoktur. Sinekdoha bazen kulağa hoş gelmeyen kavramları tanımlamada örtmece söz özelliğini de yerine getirmektedir.

Örtmece söz özelliğini taşıyan sözcüklere şu örnekleri verebiliriz:

Al ömürünün akırkı cıldarın karılar üyündö ötkördü. Uşunça cıl caşasa da baykuş baybiçenin sogonçogu kanagan emes (Bişkek Tayms, 2004-cıl, No.78).

Ömrünün son günlerini huzur evinde geçirmiş. Bunca yıl içerisinde zavallı kadın hiç doğum yapmamış (sözcüğü sözcüğüne: burnu bile kanamamış).

Kanımdın uşul küngö çeyin sogonçogu kanay elek (Ş. Beyşenaliyev, Kıçan, 152-bet).

Hanım’ın bu zamana kadar bir çocuğu olmadı.

Yukarıdaki örneklerde çocuğu olmayan kısır kadını (Türk.: gurubaş, Kırg.: sogonçogu kanabagan, tuyaksız, bala ünün ukpagan, bagarı (körörü) cok) sözcük ve kalıplaşmış sözcük gruplarıyla tanımlama yoluna gidilmektedir. Türkçe’deki gurubaş (kurubaş) sözcüğü, insan organı olan ‘baş’ parça–bütünden hareketle kısır kadın anlamında örtmecesel kapsamlayıştır. Kırgızca deyim kalıbında olan sogonçogu kanagan emes sözü hiç çocuk doğurmayan kadındır. Toplum içerisinde söylenilmesinden çekinilen (kısır kadın) sözcüğün yerine kullanılmaktadır.

Bazen tekil anlamındaki ben, benimki, sen, seninki gibi adılların yerine biz, bizimki, siz, sizinki gibi çoğul adıllar kullanılır. Gerçekte ‘ben’ sözü anlamsal açıdan dil göstergesi özelliğinin yanı sıra bağlama göre ‘bencillik’ kavramını da kapsar. Dolayısıyla nezaket kuralları içerisinde ‘ben’ yerine ‘biz’, ‘biz’ yerine ‘bizler’ sözü tercih edilmektedir.

28.  Örtmecesel Sembol[86] (Evfemistik Simvol)

Edebi sanatlardan birisi de semboldür. Gerçeğin olduğu gibi değil, duygu ve düşüncelerin imge ve biçimlerin uygunluk içinde düzenlenerek sözcüklerin imge değerine dayanılarak anlatılmaz duygu ayrımlarının bile sezdirilebilmesidir.

Konunun daha çarpıcı yönünü anlatan eski zamanlarda bir hikâye Kırgız ve Kazak halklarında anlatılır. Çok eski zamanlarda bir han yaşar. Hanın üzerine titrediği bir oğlu vardır. Oğlu delikanlılık çağına gelir. Av meraklısı olduğu için sıkı sık ava gider. Yine bir gün avlanırken bir geyiğin peşinden gider. Ayağı kayarak uçurumdan düşer ve ölür. Oğlunun ölümünü hana haber vermeye kimse cesaret edemez. Çünkü han çok sert ve acımasız biridir. Sonunda bir ozan komuzunu alır, hanın huzuruna çıkar, çaldığı küü (ezgi) ile oğlunun ölümünü anlatır. Komuzun tellerinden çıkan melodi hana oğlunun ölümünü anlatmaya yetmiştir. O üzüntü ve öfkeyle ozanın komuzunun tellerini kopartır, içine kurşun döktürür. Gözlerine de mil çektirir.

Burada da görüldüğü gibi tabu kabul edilen ‘ölüm’ün dil dışı göstergelerle anlatılmasını görüyoruz. Dilsel göstergeler olmasa dahi burada komuzdan çıkan melodi örtmecesel sembol (dil dışı göstergeler bağlamında) haline dönüşmektedir.

Bu açıdan ele alındığında sembol, örtmece sözle örtüşmektedir. Dolayısıyla sembol edebi sanat olarak edebiyatta kendi görevini yerine getirdiği gibi örtmece söz olarak da kullanılabilmektedir.

Türk aileleri arasında kız istemede hemen niyet açıkça ifade edilmez. Çocuklar büyüdü. Kızınız maşallah hanım kız olmuş vb. gibi sözler söylenir. Dünürlükte kız evine geliş amacı açıkça ifade edilmeden örtük söylenmesi, geleneğin bir tezahürüdür. Yukarıdaki semboller örtmece söz görevini yerine getirmektedirler.

29.  Örtmecesel İroni (Evfemistik İroniya)

Alay, ironi (istihza) içeren eğretilemelerdir. Saraka (Fr.:sarcasme) içinde de değerlendirilir. Karısının sözünden çıkmayan birisi için ‘Bizim kazak nerde kaldı?’, korkak birisi için ‘Aslan geliyor’ denildiğinde bu bir sarakadır.

Amerikan filmlerinde bazen rastladığımız, subayların erlere ya da takım çalıştırıcısının erkek oyunculara, ‘Haydi kızlar!’ biçimindeki kışkırtıcı sözleri, tipik bir saraka örneğidir.

Türkiye’de kısa dönem askerler için söylenen ‘Mehmet beyler!’ ifadesinde olduğu gibi (Uğur, 2003:110).

Ozanlar için ironi, atışmalarında yaygın olarak kullandıkları edebi sanatlardan biridir. Karşısındaki ozanın kusurlarını, eksikliklerini açıkça ifade etmek yerine manzumelerinde ironik unsurları kullanarak rakibini alt etmesi, dinleyicilerin de büyük takdir ve beğenisini kazanır.

Ali şifayı buldu (hastalandı). Burada antifraza (Fr.: antiphrase, İng.: antiprasis) olarak görünse de alaya alma, hastalık sözcüğünden kaçınma yoluyla örtmece ironi vardır.

Yine Cem Yılmaz’ın bir banka reklamında dil dışı göstergelerle (jest, mimik, işaret ve baş parmağını birbirine sürterek ‘para’yı çağrıştırması) kullandığı ‘Tamamen duygusal!’ sözü ironi ve aynı zamanda örtmecesel ironidir.

Türk halkında ‘Erkeğin maaşı, kadının yaşı sorulmaz’ sözünün derin yapısında paradan hareketle sayılar ve sayılara yönelik sakınmalar yatmaktadır. Dünya halklarında olduğu gibi, sayımla ilgili inanış ve yasaklar, Türk halkları arasında yer alan Kazaklar’da da vardır. N. İ. Grodekov’un verdiği bilgilere göre zengin olsun, fakir olsun Kazaklar, Allah’ın gazabına uğrarız korkusuyla hayvanını, kaç çocuğu olduğunu hiç kimseye söylemez ve bundan sakınma yoluna girmiştir.

30.  Örtmecesel Açımlama (Evfemistik Parafraza)

Bir kavram veya nesnenin başat adını söylemek yerine onun niteliklerini yansıtan başka sözlerle söyleme yoluna da gideriz. Ankara yerine ‘halkımızın başkenti’, ‘cumhurbaşkanı’ yerine ‘halkın lideri, başı parafraza olarak kullanılmaktadır. Elbette bütün parafrazalar örtmece sözün görevini yerine getirmez.

Örtmece parafrazanın dilde almış olduğu görev farklıdır. Bunlar tabu sözler veya anlamı hoş olmayan toplum içerisinde nezaket ve ahlak kurallarına uymayan sözcüklerin yerine kullanılır. Bunlara şu örnekleri verebiliriz:

‘Çiçek’ hastalığının insan yüzünde bıraktığı izden dolayı söylenen ‘alabele’, ‘sıtma’nın insana titreme vermesinden dolayı ‘zangırak’ sözcükleri örtmece parafrazadır.

Yukarıda italik olarak verilen sözcük gruplarının hepsi parafrazadır. Onlar yalnız parafraza özellikleri taşımalarının yanı sıra, tanım ve açıklaması birtakım nedenlerden dolayı zor olan kavramları dolaylı yoldan ifade etmesi nedeniyle örtmece söz özelliğini de taşımaktadır.

31.  Frazalık Söz Öbeklerinden Oluşan Örtmece Sözler

Frazalık söz öbekleri, idiom ve frazalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Bunların ikisi de kalıplaşmış sözcük gruplarıdır. Böyle olmalarına rağmen, idiomalar ve frazalar birtakım farklı özellikleriyle birbirinden ayrılmaktadır. Örneğin idiomaları oluşturan sözcüklerin her biri gerçek anlamlarından ayrılarak birbiriyle bağdaşıp yeni bir anlam kazanmaktadırlar. Oysa frazanın anlamı o frazayı oluşturan sözlerin anlamlarından doğmaktadır. Örneğin: «kabırgaga keñeşüü» (kalbinin sesini dinlemek), «kaş-kabaktın ortosundo» (kaşla göz arasında), gibi sözcük gruplarının hepsi idiomdur. «Askar too» (yüce dağ) «şalkar köl» (engin göl), «cosaday kan» (kıpkızıl kan), «ken tala» (düz ova) sözcük grupları da deyimlerdir.

Buna benzer frazalık söz öbekleri arasında örtmece anlam taşıyanlar da bazen bulunmaktadır. Örneğin birisi birine küfür etti diyelim. Bu durumu üçüncü bir şahsa söylemek istediğimizde söylenen küfrü olduğu gibi söylemekten kaçınırız. Çünkü birisinin kulağına hoş gelmeyen sözünü tekrarladığımızda o da aynen küfür olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla böyle bir durumda örtmece anlamı taşıyan frazalık sözcük grupları imdadımıza koşar. Örneğin Hasan, Haydar’a çok ağır hakaret etse, Hasan Haydar’ı yerin dibine sokup çıkardı (жерден алып жерге салды) deriz. Eğer birbirlerine çok kötü sözler söyleseler ‘Ağızlarına geleni söylediler’ «oozdarınan ak it kirip kara it çıktı» diyerek frazalık sözcük grupları yardımıyla yumuşatarak ifade yoluna başvururuz. Bütün bu açıklamalardan sonra, söz uguu (laf dinlemek), til tiygüzüü (azar işitmek) vb. frazalık sözcük gruplarını örtmece frazalık sözcük grupları olarak değerlendirmek mümkündür. Çünkü bu sözcük grupları da anlamı kaba, yazıya dökmenin imkânsız olduğu kavramların adını direk söylemek yerine küçülterek ya da niteleme yoluyla kullanılmaktadır.

Bunun gibi örtmece anlamında yumuşatılarak kullanılan frazalık sözcük öbeklerinin yerine aşağıda örnekleri getirmek mümkündür. Ooz basırık (sus payı, rüşvet), oozunun saluusu bar (her gittiği yerde ziyafetin üzerine gelen kişi), közünö çöp saluu (kandırmak, aldatmak, dalavereci olmak) vb.

Örneğin iş işten geçip her şey bittikten sonra farkına vararak gayrete gelen avanak insan için halk: ‘İş işten geçtikten sonra kınayı k.... çal’ sözüyle anlatır.

«Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur.» Bu atasözünü iyi anlamda da: kötü anlamada da kullanmak mümkündür. Örneğin eğitim ve kültürü az insan için söylendiğinde bu atasözü örtmece anlamı taşımaktadır. Çünkü bu ‘ata baba terbiyesi almamış, adam olmaz’ anlamında acı kavramı kinayeli yolla anlatmaktadır. Tersine, bu atasözü eğitimli, kültürlü bir insan için söylense anlamı da sözü de insana daha hoş ve sıcak gelir.

Küçük bir işini abartarak övüngen bir tavırla anlatan kimseye halk: ‘Güttüğü beş keçi, ıslığı her taraftan duyuluyor’ derken çok fazla çalışıyorum anlamındadır. Elden gelmeyecek işe sarılıp sonunu getirmeyenler için de ‘Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu’ derler.

Bunun gibi ‘Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer’, ‘At sahibine göre kişner’, ‘Kısa ip ilmeğe gelmez’ gibi atasözlerini ele aldığımızda onların gerçek anlamlarının yanı sıra kinayeli düşünce ve mesajı çağrıştırmasının yanı sıra, örtmece söz özelliğini taşıdığını burada vurgulamak gerekir.

 

32.  Adıllardan Yapılan Örtmece Sözler

Adıllar da örtmece söz olabilir. Bu durum, özellikle konuşma dilinde daha yaygındır. Örneğin ‘bir şey’, ‘bu’, ‘şu’, ‘böyle’, ‘öyle’ vb. gibi adıllar bazen açıkça söylenmesi uygun olmayan adların yerine kullanılmaktadır. Söylenen düşünce genel bağlama dayalı olarak açıkça bilindiğinden özel bir durum yokken adılların böyle bir görev alması söz konusu değildir. Bununla ilgili şu örnekleri verebiliriz:

Kimse zina yapmasın, kimse kimsenin ırzına, namusuna dokunmasın diye herkesin ‘şeyini’ kesmeye benzemez mi?[87]

Arkadaşlar! Kısa bir zaman sonra Yugoslavya, Almanya sınırına geleceğiz. Herkes bilmem neyini iyi yapsın. Ona göre! (Banker Bilo / Türk Filmi).

Ben bu ağanın elini değil, şeyini bile öperim (Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor/ Türk Filmi).

Bu örneklerdeki altı çizili adıllar ve adıllarla beraber kullanılan sözcük öbekleri de örtmece anlam taşımaktadırlar. Çünkü burada cinsel organı çağrıştıran dil göstergesinin yerine kullanılmaktadır.

İlk kez karşılaştığımız bir insana ‘sen’ diye söylemek görgü kurallarına uymaz. Bu bütün dillerde aynıdır. Örneğin İngilizce’de ‘sen’ anlamına gelen ‘thou’ adılı çok kullanılmaz. Onun yerine muhatap oldukları ister yaşı küçük ister büyük olsun ‘you’ (siz) diye hitap ederler. ‘Thou’ sözcüğü dilde arkaik sözcük olarak kalmıştır. Kısacası adılların bağlama dayalı örtmece söz özellik taşıdığı durumlar söz konusudur.

33.  Örtmece Sözlerin Başka Çıkış Yolları

Yukarıda belirttiğimiz gibi örtmece sözleri üretme yolarından başka yollar da vardır. Örneğin onlardan biri yasaklanan sözcüğün ya da açıktan söylenmesi hoş karşılanmayan kavramın adını kullanırken birtakım yapısal ve biçimsel değişiklik yapmak. Buna ‘deformatsiya’ ya da dil göstergelerindeki ses ve hece bağlamında değişiklikler yaparak söylemek demektir. Çünkü burada örtmece anlamını belirli sebeplerle söylemek yerine, sözcükte biçimsel ve yapısal değişiklikler yapmak yoluyla örtmece anlamı ortaya çıkmaktadır.

Örneğin çok önceden beri var olan Kazak kadınları arasında adet haline gelen adları söyleme yasağıyla ilgili kendilerinin söylemesi yasaklanmış adları başka örtmece sözler bulamadıklarında söz konusu adın bir harfini değiştirerek: Ahmet’i Sahmet, Mambet’i Sambet: Ali’yi Sali: Tursun’u Mursun, Cakıp’ı Makıp, vb. deformatsiya yoluyla söyleme yoluna gitmişlerdir.

İnsan isimlerine bağlı örtmece sözlerin bir türü de edep ve saygıya dayalı olmasıdır. Kazaklarda çok eski zamanlardan bugüne kadar gelen adet gereğince ister kadın ister erkek olsun, kendisinden büyük insanın adını açıktan söylenmesini ayıp sayar. Dolayısıyla yaşça küçükler, büyüklerin isimlerini söylemek yerine adlarının birinci hecelerinin sonuna (-ka), (-ке), (-eke) gibi ekler getirerek örtmece söz türünde hitap etme yolunu seçerler. Örneğin adını söyleyemediği Asan’ı Aseke: Muhtar’ı Muka: Jambıl’ı Jake diye söyler. Çünkü bu tür hitap saygı ve nezaketin göstergesi olarak kabul edilir. Günlük hayatta bunu her zaman her yerde görmek mümkün olup, insan isimlerine dayalı örtmece sözler yaratmanın da en başlı özelliklerinden biridir.

Kaba edep ve ahlaka aykırı sözlerin yalnız bir harfini veya iki harfini yazıp üç nokta koyarak kullanmak da örtmece söz yaratmanın farklı bir özelliğidir demek mümkündür. Bu yolu genellikle kalıplaşmış ahlaki normları göz önünde bulunduran ozan yazarların kendileri, ya da bu eserleri yayımlayan yayınevleri ve editörler kullanmaktadırlar. Aşağıda buna örnekler verilmektedir:

İş işten geçtikten sonra kınayı k… çal.

Adam olacak çocuk b… belli olur.

«Seni uşintken bayga...» dep, Kocomkulga al min miñdegen naalt, kargışın aytar ele..» (K. Bayalinov, Acar).

“Senin gibi Zengine…” diyerek Kocomkul’a lanetler yağdırır beddua ederdi.

Bu gibi sözcüklerin bir veya birkaç harfini yazarak diğer harflerini yazmadan veya söylemeden kullanmak edebi dilin normlarına aykırı olan sözleri şu veya bu şekilde kullanmak için gereklidir.

Yasaklanan sözcüklerin yerine örtmece sözler kullanma yollarından biri de ellipsis (elips)tir. Bu belli bir düşünceyi ifade eden tümcenin bazı sözcüklerinin bağlamdan düşmesi (yer almaması) olayıdır. Hâlbuki sırası gelmişken elips, örtmece anlamı yaratmaz. Örneğin diyaloglarda elipslerin çoğu düşünceyi açıkça ifade etmek yerine derli toplu biçimde ifade etmesi gerekir. Oysa örtmece anlamı taşıyan elipslerin özelliği bu durumdan farklılık göstermektedir. Bu bazı sözlerin kaba olması veya söylenmesinin ayıp olması nedeniyle bağlamda (kontekste) yer almamakta yani düşmektedir. Örtmece elipsler edebi yazılarda sık sık yer almaktadır. Bunlar, yazar roman ya da hikâye kahramanının dilinde açıkça söylenilmesinden çekinilen sözleri değiştirmek amacıyla kullanılan dil unsurlarıdır.

Atasözlerinde yer alan kaba sözler konuşma dilinde kullanılmaktadır. Ama bunda da belli edep ve ahlak kuralları gözetilmektedir. Örneğin lafın yeri gelmişken «Sözge söz kelgende söylemese atası öler» dendiğinde da kaba sözün adı kaba. Dolayısıyla böyle kaba sözlerin yer aldığı atasözleri kullanmadan önce sözünün gerekliliği ve karşısındaki insanın bunu mazur görmesi için ilk önce «Ulu sözdö uyat cok» (Hak sözde ayıp olmaz) dedikten sonra söylemek istediği (atasözü) ni söyler. Çünkü onu dinleyen şahıslar kaba söz sahibinin toplum içerisinde nasıl konuşması gerektiği hakkında bilgisiz ve kültürsüz olduğu kanısına varması mümkündür.

Konuyla ilgili şu atasözlerini örnek vermek mümkündür.

Kılavuzu karga olanın burnu …….

Örtmece sözlerin oluşmasında başka dilden veya ikinci bir dil aracılığıyla ana dilimize yerleşen alıntı sözcüklere de değinmek gerekir. Örneğin Arap, Fars ve Rus dilinden gelen sözcüklerin anadilimizdeki bazı kaba sözcüklerin yerine kullanılan örtmece sözcükler de mevcuttur. Bu durum başka diller için de aynıdır. Bunun delili olarak ünlü dilbilimci C. Vandrest şunları söylemektedir: Sözcüğün uygunluğu ya da uygunsuzluğunu belirleyen sebep koşullardır. Aynı anlamı veren sözcükler ulusal kimlik özelliğini kazandıktan sonra dilde yer almaya başlar. Pissoir sözcüğü, Fransızca’ya göre Almanca’da kullanım (söyleyiş) açısından kulağa daha hoş ve yumuşak gelmektedir. Yabancı dilden sözcük almadaki amaç, ifade edilen kavramın göndergesel-anlamsal boyutundaki kaba, çirkin, hoş olmayan yönünü yumuşatmaktır. Bu durumda yabancı sözcükler örtmece sözcük olarak dil hazinesinde yerlerini alırlar.

Rusça’dan gelen epilepsiya, rahit, diabet, dispepsiya, dizenteriya gibi tıbbi terimlerden de sırası gelmişken bahsetmemek olmaz. Çünkü onların arasında da parantez içinde yazılı kulağa hoş gelmeyen sözleri bir şekilde yumuşatarak söylemek gerekir. Demek ki alıntı sözcüklerden de söz yaratıldığını burada görmemiz mümkün.

Bütün bu yukarıdaki örtmece sözlerin türetme yollarıyla ilgili yol ve yöntemler şu veya bu şekilde birtakım farklılıklar olmasına rağmen, bütün dillerde var olan unsurlardır. Yukarıda bütün Türk halklarından örnekler vermeye çalıştık. Ancak Türk dilli halkların dilindeki dil ve kültür unsurlarını inceleyerek, örtmece söz ve örtmece sözlerin çıkış yollarını ayrı ayrı ele alıp değerlendirmek gerekir.

 



[1] S. Freud, Totem ve Tabu, (Çev: K. Sahir Sel), Ankara, 2002, s.36; Sedat Veyis Örnek, Etnoloji Sözlüğü, Ankara, 2000, s.219.

Tabu (Alm. Tabu, Fr. Tabou, İng. Taboo): Abdülkadir İnan, tabu sözcüğünün karşılığı olarak ‘tekinsiz’ sözcüğünü kullanmaktadır. Bu çalışmada dünya dillerinde ve uluslararası literatürde yaygın olarak kullanılan ‘tabu’ sözcüğü kullanılacaktır. (Bkz. Abdülkadir İnan, “Börü = Kurt ve Yok = Hayır Kelimeleri Üzerine”, Makaleler ve İncelemeler, Ankara, 1987, s. 625.

[2]Işıl (İnce) Özyıldırım, “Türkçe’de Örtmece Sözcükler Üzerine Bir Araştırma”, Ankara Üniversitesi TÖMER Dil Dergisi, Aralık Sayısı, Ankara, 1996, s.17.

[3] Lingvistiçeskiy ensiklopediçeskiy slovar, LES, Moskva, 1990, s.474.

[4] Euphemisme, euphemism, euphemismus (örtmece; iyi, uğurlu söz söyleme), Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, C. III, Ankara, 1990, s.100, (Es. Hüsnü tabir).

[5] Oxford İngilizce-Türkçe Sözlük, C. II, 1990, s.572.

[6] K. Dıykanov, Kırgız Tilinin Tablitsaları, Frunze, 1971, s.186.

[7] C. Mamıtov, Z. Kulumbayeva, Azırkı Kırgız Tili, Frunze, 1971, s.25.

[8] S. Davletov, Mukambayev C., Turusbekov S., Kırgız tilinin grammatikası, 1 Bölüm, Frunze, 1982.

[9] T. Akmatov, Ömüraliyeva S., Kırgız Tili, Furunze, 1990, s.166.

[10] K. K.Yudahin, (Çev: Abdullah Taymas), Kırgız Sözlüğü, C.II, Ankara, 1994, s.727.

[11] Vahid Zahidoğlu, Selahaddin Beki, ‘A. N. Samayloviç (1880-1938) ve Altay Türklerinde Kadınlara Özgü Kelimeler’adlı makalesi, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 13, 2002, s. 159; Ayrıca bkz. E. Gürsoy-Naskali, Muvaffak Duranlı (Haz.), Altayca-Türkçe Sözlük, Ankara, 1999, s.5.

[12] Budundilbilim, (ethnolingüistic) Yunanca etnos (halk) ve lengüistik sözcüklerinden oluşan dili ve dili yaratan kültürü inceleyen etnokültürel ve etnopsikolojik faktörlerin etkisiyle dilin oluşum ve gelişim sürecini inceleyen bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle toplumun kültürünü, psikolojisini ve mitolojisini dilbilimcilerin katkılarıyla araştırılıp incelendiği alandır (Lingvistiçeskiy ensiklopediçeskiy slovar. M: Sovetskaya Entsiklopediya, 1990, s. 597). Budun dilbilim yeni bir sosyal bilim dalıdır. Bu alanda ilk çalışmalar İ. H. Herger (XII. yy) ve W.Humboldt (XIX. yy. başları)la çalışmalar başlamış, ayrı bir bilim dalı olarak kendini kabul ettirmeye başladığı zaman ise XX. yy’dır. Daha sonra Amerikan eski halklarının dil ve kültürünü araştıran F. Boas, dilbilimci, etnograf E. Sapir ve onların takipçisi B. Worf bu alanda önemli çalışmalar yapmışlardır (Ethnolingüistics: Boas, Sapir and Worf. Revised edition by M. Mathiot, The Hague, 1979), Bu alanda yapılan Rusça çalışmalara da «Natsionalnıy yazık i natsionalnaya kultura» (V., 1978); N. İ. Tolstoy’un «Nekotorie problemı i perspektivı slavyanskoy i obşey etnolingvistiki» (İzvestiya AN SSSR, Seriya Literatura i Yazık, 1982, C.41. №5, s. 397-405; Arealnıe isslovadaniye v yazıkoznanii i etnografii: Yazık i etnos L., 1983) örnek göstermek mümkündür.

[13] E.Taylor, Pervobıtnaya kultura, Moskva, 1939.

[14] G. James Frazer, Zolotoya vet, Magiya i religiya, Vıp. 78, Moskva, 1928.

[15] O. İ. Ojegov sözlüğünde sihri şu şekilde tanımlar: Sihir dini ve animistik bakış açısından ele alındığında dünyadaki herşeyi, (olayları, canlı, cansız varlıkları vb.) etkileyen bir güçtür. Bu kuvvetli güçtür ve çok etkilidir. Herkes ona baş eğmektedir. İnsanoğlunun aklı bu gücü anlama yeteneğine sahip değildir. İnsanoğlunun her davranışı, ağzından çıkan her söz sihirli güce bağlıdır inancı her toplumda vardır. (Rusça Sözlük, Moskova, 1963, s. 325).

[16] D. K. Zelenin, Tabu slov u narodov vostoçnoy evropı i severnoy azii, Ç.1-2, l, Spb., 1929-1930, s.135.

[17] B. A. Larin, “Ob evfemizmah”, Uç.Zap. LGU., №301, Ser. Filol. Nauk., 1961, Vıp. 60.

[18] A. A. Bulahovskiy, Vvedenie yazıkoznanie, Ç.2, M. 1953 s.51.

[19] A. A. Reformatskiy, Vvedeniye v yazıkoznaniye, Moskva, 1967.

[20] N. İ. Tolstoy, “O predmete etnoligvistiki i yey roli v izuçenii yazıka i etnosa”, Areal’nıye issledovaniya v yazıkoznanii i etnografii. (Yazık i etnos),  L., 1983, s.184-190.

[21] Kerry Ham, The Linguistics of Euphemism, A Diahronic Study of Eupfemism use And Formation, MA Linguistics (TESOL) University of Surrey, 2001.

[22] İ. Laude Tsirtautas, “K voprosu o tabu i evfemizmah v kazahskom, kirgizskom i uzbekskih yazıkah,” Sov.Türkologiya, Baku, 1976, № 4, s.72-86.

[23]Saadet Çağatay, “Türkler’de Batıl İnançlar Arasında Tabu”, Milli Kültür Enstitüsü, 1. Uluslararası Folklor Sempozyumu, Ankara, 1974, s.365.

[24] Turgut Akpınar, “Dünyada ve Türkler’de Ağza Alınması Yasak (Tabu) Kelimeler” Folklor ve Etnografya Araştırmaları, İstanbul, 1989.

[25] Işıl (İnce) Özyıldırım, “Türkçe’de Örtmece Sözcükler Üzerine” Dil Dergisi, Ankara, 1996, s.16.

[26] Gülsüm Killi, “Hakas Türkçe’sinde Tabu Sözler ve Örtmece,” II. Çağdaş Türklük Araştırma Sempozyumu, 5 – 7 Mayıs, Ankara, 2003.

[27] Nizamettin Uğur, Anlambilim ( Sözcüğün Anlambilimi), Ankara 2003, s. 120, 177, 179, 182.

[28] K.Tınıstanov, Canı ayıl, Frunze, 1929, s. 59.

[29] B. M. Yunusaliyev, Kırgız leksikologiyası, Frunze, 1959, s.107.

[30] N. Dırenkova, “Brak, terminı rodstva i psihiçeskiye zapretı u kirgizov” Sb. Etnogrf. Materialov, L., №2, 1927, s. 25.

[31] A. Biyaliyev, Kırgızdar’da Añcılık Terminderi. Filologiya İlimderi Kand.Diss., Frunze, 1972, s. 14 – 20; Ançılık terminderinin kırgızça-orusça sözdügü, Frunze, 1967, s.106.

[32] B. Usubaliyev, “Tabu cönündö söz,” Mugalimder Gaz, 1977; “Evfemizm cönündö,” Mugalimder Gaz. 2, Dekabr, 1977.

[33] A. N. Samayloviç, “Zapretnie slova, kazah-kirgizskoy zamujney jenşinı,” Jivaya Starina, Petrograd, 1915, s. 161–168.

[34] V. A. Gordlevskiy, “Rojdenie rebenka i ego bospitanie”, II İzbranie soçineniya M., 1968; “K liçnoy onomastike u osmantsev v drevne vostoçnie,” Vıp.1, M., C.4, 1913.

[35] N. İ. İlminskiy, “Materialı k izuçeniyu kirgiszkogo nareçiya”, Kazan, 1861, s. 191.

[36] E. E. Reçitskaya, “Nekotorıye tipı puritanskih evfemizmov v sovremennom angliyskom yazıke”, Dis. Kand. Filol. Nauk, Baku, 1944.

[37] A. T. Kaydarov, Bilim cana emgek, Alma-Ata, 1985, s.10.

[38] A. İ. Ulanov, Drevniy folklor buryat, Ulan-Uda, 1989, s. 26-37.

[39] S. Veyis Örnek, 100 Soruda İlkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane, Ankara, 1971, s.8.

[40] Dinamizm terimi ilk olarak 1907 yılında Fransız folklorcu A.Von Gennep tarafından (1853-1957) kullanılmıştır. Bazı bilginler, dinin başlangıcının dinamist görüşe dayandığını iddia etmektedirler.

[41] J. P. Roux, Altay Türklerinde Ölüm, (Çev: Aykut Kazancıgil), İstanbul, 1999, s.30.

[42] K. K. Yudahin, Kırgızca – Rusça Sözlük, M., 1965. s. 936.

[43] İ. Zeki Eyuboğlu, Anadolu İnançları, İstanbul, 1974.

[44] Kırgız ruhu, 24-sentyabr, №38 (502)), Bişkek, 2004.

[45]A. K. Ahmetov, “Irımdardın negizinde qalıptasqan turki halıqtarının tabu men evfemizmderi,” Qazaqstan Respublikasının Ulıttıq Gılım Akademiyasının Qabarları, No 2, Almata, 1995, Til, Adabiyat Seriyası, s. 29-36.

[46] A. K Ahmetov, Türki tilderindegi tabu men evfemizmder, Almatı, 1995, s. 75.

[47] M. Şakir Ülkütaşır, “Türkiye Türklerinde Ad Verme ile İlgili Gelenek ve İnançlar”, Kültür Bakanlığı, Uluslar arası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, C. IV, Gelenek, Görenek ve İnançlar, Ankara, 1976 , s.376.

[48] Ayrıca bkz. Müjgan Üçer, Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri, 23-25 Kasım, Ankara 1988.

[49] Mina Urgan, Bir Dinazorun Anıları, İstanbul, 1998, s.11-12.

[50] Doğan Aksan, Anlambilim, Ankara, 1999, s.91-92.

[51] А. А. Sativalov; “К vvoprosu о liçnoy onomastika. Kumkov”, HUR; Sovetskoe yazıkoznanie, C.II, Leningrad, 1936, s.15-96.

[52] Laszlo Rasonyi, “Türklükte Kadın Adları,” Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, Belleten, Ankara, 1988, s. 75-79.

[53] Türk Dili, S. 565, Ocak, 1999, s. 3-8.

[54] T. Düyşönaliyeva, Hayvancılıkla İlgili Kırgızca Terimler, Filoloji Bilimleri Doktora Tezi, Frunze, s.3 – 20.

[55] T. Nazaraliyev, İnşaatla İlgili Kırgız Terimleri, Filoloji Bilimleri Doktora Tezi, Frunze, s.3 – 31.

[56] K. Tınıstanov, Canı Ayıl, Frunze, 1929, s. 29, «Шуудураманын ары жагында, шаркыратманын бери жагында маараманы улума жеп жатат. Сууруманы сууруп алып, жанымага жаный жет же чап. »

[57] A. Biyaliyev, “Kırgız tilindegi (tıyuu) cana evfemizm (tergöö) cönündö”, Vestnik, Kirgizskogo Gosudarstvennogo Universiteta, Seriya 5, 2001, s.52.

[58] Doğan Aksan, Türkçenin Gücü, Ankara, 1993, s.128-129.

[59] Olcobay Kubatbekoviç Karatayev, Kırgız etnonimiyası, (tarıhıy=lingvistikalık izildöö, Kandidattık Dissertatsiya, Bişkek, 1994, s. 12-13.

[60] Bura: Devenin erkeğidir.

[61] N. F. Katanov, Türk Kabileleri Arasında (Çev. Attila Balcı),  Konya, 2004 s.114-115.

[62] Eski Anadolu Türkçesinde örü kalkık, dik’ sözcüğüyle yapılan kuyruğuöğrü birleşik adı akrep’ için kullanılmaktaydı. (Tarama Sözlüğü, IV). Aynı sözcüğü bugün kuyröğlü, kuyrölü, kuyruğölü, kuyrugörü biçimleriyle Isparta, Denizli, Aydın, İzmir, Konya, Niğde çevrelerinde yaşar görüyoruz (DS, VIII). Doğan Aksan, Türkçenin Gücü,  Ankara, 1993, s.128.

[63] A. K. Ahmetov, “Türk Halklarının İnançlarının Temelinde Kalıplaşmış Tabu ve Batıl İnançlar”, A.Ü.TÖMER, Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, S. 12, 1997, s. 11.

[64] Lucien Lévy-Bruhl, İlkel İnsanda Ruh Anlayışı, Çev: Oğuz Adanır, İstanbul, 2006, s. 311.

[65] Hayrettin Tokdemir, Artvin Yöresi Folkloru, Ankara, 1993.

[66] Tuncer Bağışkan, Kıbrıs Türk Halkbiliminde Ölüm, Ankara, 1997, s. 361-376

[67] G.C. Camşitova, Kırgızça-Orusça, Oruçsa-kırgızça tematikalık frazeologiyalık sözdük, Bişkek, 2000, s. 102-105.

[68] Guldarcan Smagulova, Magınalas frazeologizmder sözdigi, Almatı, 2001, s.72-75.

[69]Yaşar Kalafat, Türk Dünyası Karşılaştırmalı Türkmen Halk İnançları, (Afganistan, Özbekistan, Türkmenistan, Nahçıvan, Azerbaycan, Kafkasya, İran, Irak, Anadolu, Makedonya), Ankara, s. 269.

[70] Ş. Ç. Sat, “Tabu i evfemizmı v tuvinskom yazıke”, Sovetskaya Turkologiya, No: 5, 1981, s. 42-45.

[71] Richard A. Spears, Slang and Euphemism, A Signet Book, USA, 2001, s. 107.

[72] Bkz. Memmedli Yunus, “Eski Türkçe’de Şahıs Adları ve Unvanları”, Belleten, 1996, s. 96-97.

[73] J. G. Frazer, “İlişki Belirten Adlarla İlgili Tabu”, Bölüm Başlığı: Names Relation Tabooed, Çev.: Oğuz Aktan, Halk Bilimi, S. 44-45-46, 1978, C. 5, Ankara, s. 16.

[74]Orhan Acıpayamlı, IV. Millet. Türk Halk Kong. Bild., C. IV, Gelenek, Görenek ve İnançlar, Ank., 1992, Bu tür uygulamaların örneği yine Anadolu Türklüğünde de yer almaktadır. Bir köye paşa, kaymakam ve ağadan bir konuk gelir ve o sırada da bir erkek çocuk doğarsa, doğan bu çocuğa gelen konuğun unvanı ad olarak verilir. Bu konuyla ilgili M. Şakir Ülkütaşır çarpıcı bir örnek vermektedir. Yakın zamanlara kadar vapurda doğan bir çocuğun adını vapurun kaptanı seçip koyar; verilen bu ad da ya kaptanın bulduğu herhangi bir ad, ya da doğrudan doğruya vapurun adı olurdu. «Son Posta» gazetesinin bir yazısında İsmail adlı bir mahpus Bandırma vapuru ile İstanbul'a gönderilirken karısı, kendisini bırakmamış, aynı vapura binmiş ve vapur İstanbul'a yaklaşırken kadının ağrısı tutmuş ve doğurmuştur. Bu çocuğa Bandırma vapurunda doğduğu için «Bandırma» adı verilmiştir. Bkz. M. Şakir Ülkütaşır, Türkiye Türklerinde Ad Verme ile İlgili Gelenek ve İnançlar, Kültür Bakanlığı, Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, C. IV Gelenek, Görenek ve İnançlar, Ankara, 1976

[75] Turgut Akpınar, “Dünyada ve Türklerde Ağza Alınması Yasak (Tabu) Kelimeler”, Folklor ve Etnografya Araştırmalar, İstanbul, 1985, s. 26.

[76] Hamit Zübeyr Koşay, M. Şakir Ülkütaşır, “Türklerde Ad Verme ve Türk Adları”, Türk Folklor Araştırmaları, No:15, Şubat 1964.

[77]Abdulkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, C. II, Ankara, 1991, s. 206.

[78] N. İsmatullaev, Hazirgi Uzbek Tilide Evfemizmder, (Doktora Tezi), Taşkent, 1964, s. 49.

[79]Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara, 1995, s.109.

[80] Müjgan Üçer, “Sivas’ta Folklorik Tıp ve Bunun Modern Tıptaki Yeri”, Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri, 23-25 Kasım, Ankara 1988.

[81] Bir dil göstergesinin zıt iki anlamı ifade etmesi Kırgız dilciliğinde ‘enento-semya’ (omo-antonim) terimiyle karşılanmaktadır. Bu konuyla ilgili Beyşenbay Usubaliyev’in çalışmaları vardır. Hosna: Hem erkek, hem dişilik organı, Tonguç (I): 1. En büyük çocuk, 2. En küçük çocuk, Tellek: 1. Cinsel sapınca uğramış erkek, 2. Kötü yola düşmüş kadın, Eye (II):1.Evin, ailenin en sayılan kadını 2. Baba, Kaltak: 1. Delikanlı (Af.) 2. İhtiyar (Kadınlar için ) (Ay., Dz.), Dıraz: 1. Kel (Bo., Gm., Ezc., Ank.) 2. Delikanlı (Mr.) 3. Genç kız (Sv.), Dorlak: 1. Delikanlı (Ky.) 2. On beş yaşından küçük kız ve erkek çocuk (Ky., Ada.) 3. Küçük çocuk (Mr., Ada.), Keleş:1.Güzel, yakışıklı insan (İsp., Brd., Dz., İz., Mn.,Ba., Brs., Kü., Bil., Es., Bo., ist., Çr., Sn., Sm., Ama., Tr.,Rz., Ar.,Gm., Ml.,Ur., Gaz.,Mtr., Hat., Sv.,Yz., Ank., Ky., Nğ., Kn., Ada., İç.) 2. Vücut yapısı, gösterişsiz kaba (Krk.) 3. Kel (Brd., İz., Kc., Sk., Bo., Ama.)

[82] Mehmet Arslan, Argo Kitabı, İstanbul, 2004, s.11.

[83] Halil Ersoylu, Türk Argosu, İstanbul, 2004, s.129.

[84] Refik Halid Karay, Gurbet Hikayeleri ve Yer Altında Dünya Var, Gözyaşı, İstanbul, 1997, s. 34.

[85] Synecdoche: Kapsamlayış, bir sözcüğü, kapsamını genişleterek ya da daraltarak bütün parça, cins-tür, tekil-çoğul ilişkisi içinde olduğu bir başka sözcük yerine kullanma.

[86] Symbol: Simge, remiz, rumuz, timsal, sembol, belli bir insan topluluğunun uzlaşarak kendisine belli bir anlam yüklediği somut nesne ya da işaret: simge, sembol, bir düşünceyi, soyut bir kavramı belirten somut nesne ya da işaret.

Symbolism: 1. Simgecilik, sembolizm, düşünceleri anlatmada simgeler kullanma, 2. Simgecilik, sembolizm sanat yapıtının değerini, gerçeğini olduğu gibi aktarılmasında değil duygu ve düşüncelerin imge ve biçimlerin uygunluk içinde düzenlenişinde gören sözcüklerin müzik ve imge değerine dayanılarak en anlatılmaz duygu ve ayrımların bile sezdirilebileceğini savunan yazın ve sanat akımı.

[87] Ferit Aydın, Tercüme Sanatının Gerçekleri, İstanbul, 1984, s.48.

 
Türkçe Öğretimi

İSTATİSTİKLER

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün45
mod_vvisit_counterDün93
mod_vvisit_counterBu Hafta956
mod_vvisit_counterGeçen Hafta1094
mod_vvisit_counterBu Ay2305
mod_vvisit_counterGeçen Ay4346
mod_vvisit_counterToplam323968

IP Numaranız: 54.90.159.192
home search